Ali Bulaç / Kentleşme Üzerine / Yorum-Analiz / İktibaslar

Kent ve Şehir Arasında Müslümanlık

modern-kent-geleneksel-şehir-müslümanlık“Ed Din fi’l medin”. Yani “Din şehre aittir”. Kent ise hümanist, profan, seküler ve çatışmacıdır. “Kent Müslümanlığı” derken, bütün bu kavramların dikkatli bir analizini, muhasebesini yaptık mı?

“Medeniyet” kelimesi 1757 yılındaki ilk kullanımıyla, örf ve âdetlerin yumuşaması, kentleşme, nezaket, umumi ahlak, bu ahlakın yayılması için kullanılan bilgi ve bu bilginin toplamı.

Bu ise, hümanizm fikriyle mümkün olabilmektedir; çünkü insanın, örf ve âdetlerinin yumuşaması, kent-kültürü kazanması, nezaketli olabilmesi, ahlak ve adabın yayılması için gereken bilgiye sahip olabilmesi için, hümanist olması icap eder. Bu tanımın ima ettiği kavramsallaştırma, din ile medeniyeti birbirinden ayırmasıdır.

Batılı insan, medeniyeti ilk kullanıldığı formasyonuyla dindışına çıkarıyor. Kendine göre anlaşılır sebeplerle yapıyor: Avrupa kıtasında yüz yıl süren mezhep savaşlarında yüz binlerce insan ölmüş. Bu onu hümanizm temelinde bir medeniyete mecbur etmiştir. Dinden ümidini kestiği için yerine medeniyeti ikame etmek istemiştir.

Batı’da, mezhep ve sınıf savaşlarıyla kapitalist kentlerin, sanayi merkezlerinin ortaya çıkışı eşzamanlıdır. Köylü isyanları ve sınıf savaşları insanları birbirlerine karşı acımasızlaştırmıştır.

Bu noktada modern kenti tanımlamakta fayda var. Belirtmek gerekir ki “kent”, geleneksel yerleşim birimi olan “şehir” değildir. Esasında Avrupa’da hiçbir zaman şehir olmamıştır; şehir İslam’a aittir. Avrupa’da kapitalizm ve Sanayi Devrimi’nden önce de şehir yoktu, var olan feodalizm idi, bu da serf-senyör ilişkisine dayanıyordu, ilişki kırsal kesimde sürüyordu. Bugünkü kentin tohumunu atacak olan küçük yerleşim birimleri vardı fakat bunlar şehir değil, kontluktu. Buralarda burg adı verilen şatolarda, kalelerde burjuvalar yaşamaktaydı. Sonra “burjuva” denilen bu kesim zenginleşmiş ve kentlerde yaşamaya başlamıştır.

Medeniyet, ortaya çıktığı ve bize geldiği şekliyle ilerlemeci ve normatiftir. İlerlemecidir, çünkü insanlığın, basitten karmaşığa doğru evrimleşerek ilerlediğini varsaymaktadır. İptidai ve ilkel yaşayan insan zaman içinde evrimleşti, fiziği ve biyolojisi gibi, zihni de gelişti ve sonuç olarak kentler ortaya çıktı.

Tam bu noktada “şehir” ile “kent”in arasını ayırmak icap eder. Bu ayırım bizim neden şehri İslam’a, kenti Batı’ya, özellikle Sanayi Devrimi’nin dünyasına tahsis ettiğimizin anlamını verecektir. “Kent”, yerleşim biriminin Sanayi Devrimi’nden sonra ortaya çıkmış formunu, Aydınlanma’nın ve ulus devletin yapılandırdığı yerleşim birimidir. “Şehir” ise, geleneksel yerleşim birimidir. Bugün baktığımız zaman, geleneksel şehirlerden modern kentlere doğru bir dönüşüm içinde olduğumuz görülecektir. Avrupa’da ve Amerika’da geleneksel şehir yoktur. Kentler ise sonradan kapitalizmle birlikte ortaya çıkmıştır. Kentler, devletin emretmesi, kurallar koyması ve yönetmesiyle ortaya çıkar, böylelikle de bir “uygarlık” meydana gelir.

Yine bu noktada “medeniyet” ile “uygarlık”ı da birbirinden ayırt etmek gerekir. Medeniyet Doğu’ya ve İslam’a, uygarlık ise Batı’ya aittir. Bu da bizi “ilim” ile “bilim” ayrımına götürür. İlim Doğu’ya ve İslam’a ait olurken, bilim Batı’ya aittir. Bilim, bilimsel ve akademik yöntemle elde edilen bilginin toplamına denir. Bilim açısından bilgi güçtür, ilim bakımından bilgi hikmettir. İlim ile bilimi, kent ile şehri, medeniyet ile uygarlığı dikkatli bir şekilde birbirinden ayırmadıkça, kendi varoluşu peşinde olan zihninizi sömürgeleştirmekten kuramazsınız.

Bu anlattıklarım dolayısıyla sosyologlar, “medeniyet” yerine “kültür”ü kullanmayı tercih ederler; çünkü medeniyet çok problemli bir konudur. Eğer Batılı manada uygarlığı tercih ederseniz, sizin iktisadi ve sosyal politikalarınız, en önemlisi yerleşim politikalarınız tasfiyeci, tek tipleştirici ve hegemonik olarak teşekkül eder. Esasında böyle de olmak zorundadır; çünkü tasfiyeci, tek tipleştirici ve hegemonik olmazsa yönetemezsiniz.

“Ed Din fi’l medin”. Yani “Din şehre aittir”. Kent ise hümanist, profan, seküler ve çatışmacıdır. “Kent Müslümanlığı” derken, bütün bu kavramların dikkatli bir analizini, muhasebesini yaptık mı?

Ali Bulaç – Zaman, 28 Ekim 2010

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s