Ali Bal / Din / Emeği Geçen Yazarlar

Direniş Metodolojisi Üzerine (5): Tabi Olunanlar – Tabi Olanlar

köşe8-alibalDüşman güçlü olduğu için aleni olarak onun karşısına çıkmanın stratejik açıdan doğru ve akıllıca olmadığı, güçlenene kadar onun yanında yer almak gerektiği gibi mazeretler, dinini dünyaya satan, küfre/istikbara yalakalık yaparak onların gölgesinde yaşamayı meslek edinmiş bu yamuk, kaypak, dönek çevrelerin sıkça baş vurduğu, sığındığı gerekçelerdir.

Toplumu kaba bir tasnifle “başı çekenler” ve “başı çekenlerin peşinden gidenler” olarak iki sınıfta ele alabiliriz. Başı çekenler, mallar ve oğullar bakımından diğerlerinden üstün konumda olanlardır. Dolayısıyla bu tasnifte adı geçen başı çekenleri, aynı zamanda iktidarı ellerinde tutanlar olarak da tanımlayabiliriz. Kabile ve aşiret düzeninde oğullar, Ağa’nın veya Bey’in vurucu gücünü temsil eder. Her ikisini de içinde yaşadığımız modern zamanlar için güncellediğimizde, mallar, bugünkü kapitale (sermayeye), oğullar da devlet ve orduya tekabül eder. Bu sistemde devlet ve ordu, sermaye tekellerinin çıkarlarına hizmet eder. Ya sermaye tekelleri devleti ve orduyu tekeline almıştır ya da devlet ve ordu sermayeyi tekeline almıştır ki, sonuç değişmez.

Doğal olarak böyle bir sistemde işçi, köylü, memur, küçük esnaf gibi toplumun dar gelirli kesimleri lehine merhamet beklemek safdilliktir. İki sınıf arasındaki ekonomik paylaşım “kaşıkla verip kepçeyle geri almak” şeklinde adlandırılmıştır ve bu, isabetli ve gerçeği en doğru bir biçimde ifade eden bir adlandırmadır. Siyaseti onlar üretirler ve pek tabii kendi çıkarlarına göre hareket ederler. Bu siyasetin temeli,  din, halk-millet, demokrasi vb. kutsal ve masum bilinen ne kadar kavram varsa hepsinin sınırsız istismarına dayanır. Bu özellikleri nedeniyle Kur’an bu sınıfa “müstekbirler” der ki, onunla aynı kökten gelen “istikbar” da hem müstekbirler sınıfını hem de onların sahip olduğu iktidarı/sistemi ifade eder.

İstikbar, insanların zorla uzun süre egemenlik altında tutulamayacağını iyi bilir. Zulüm sistemine süreklilik kazandırmanın en garantili yolu, insanları sistemin doğruluğuna ve meşruluğuna inandırmaktır. Bu bağlamda Nemrut’ta da, Firavun’da da öne çıkan en temel özellik, kendilerinin en üst ve en kutsal otorite konumuna yerleştirip bunun üzerinde bir başka otorite tanımamalarıydı. Hz. Musa onu âlemlerin Rabbi olan Allah’a davet ettiğinde, “Firavun (gururla) etrafına baktı” der Kur’an, “Ben sizin benden başka bir ilahınızın olduğunu bilmiyorum (sizin için benden başka bir ilah tanımıyorum) dedi” (Kasas, 38). Başka bir ayette ise Firvaun’un “Ben sizin en yüce rabbinizim” dediğini bildirir (Naziat, 24).

Dolayısıyla onlar, Allah’ın kullarını kendilerine kul edinmişler, onların üzerinde sınırsız tasarruf hakkına sahip olduklarını vehmetmişlerdi ve sistemlerini de ona göre kurmuşlardı. Bu kabil sistemlere yaltaklanmak, yalakalık yapmak, ahlakî bir tefessühün sonucu olup neticede nefs-i emmare ile ilgili bir meseledir. Bu nedenle söz konusu sistemlerden hicret etmek, yani fikren, ahlaken, ruhen ve siyaseten onlardan arınmak -mustaz’af olsun, müstekbir olsun her insanda var olan- şeytanî nefsin hesabına gelmemektedir. Bu bakımdan söz konusu insanlar zulüm üzerine bina edilmiş sistemleri sahiplerinden daha bağnaz bir şekilde sahiplenme zilleti içindedirler. Kur’an bunlarla ilgili çoğumuzun gözden kaçırdığı bir hususa dikkat çeker: Evet, onlar bu dünyada kendilerinin efendileri olan egemenlerle birlikte haşrolacaklar ve onlarla birlikte yargılanacaklardır: “Ve dediler ki, ‘Rabbimiz, biz efendilerimize ve büyüklerimize uyduk, onlar bizi yoldan saptırmış oldular” (Ahzap, 67).

Fakat dünya hayatında iken onlara uymuş olmanın acısı o kadar yüreklerine işlemiş olacak ki, burada baş tacı ettikleri, hiç kimseye haklarında laf ettirmedikleri, canları pahasına koruyup savundukları bu kimseler için orada “Rabbimiz, onları bize göster ki, ayaklarımızın altına alıp ezelim” diyecekler (Fussilet, 29). Kur’an iki grubun o gün cehennemdeki çekişmelerinden örnekler verir: “O gün uyanlar, uydukları adamlara derler ki, ‘Siz bize sağdan (suret-i haktan görünerek) gelirdiniz’; uyulanlar da ‘Hayır, asıl siz kendiniz inanan insanlar değildiniz, bizim sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu, siz azgın bir toplumdunuz, artık Rabbimizin sözü üzerimize hak oldu, (biz hak ettiğimiz cezayı mutlaka) tadacağız’ dediler” (Saffat, 28, 31)

Düşman güçlü olduğu için aleni olarak onun karşısına çıkmanın stratejik açıdan doğru ve akıllıca olmadığı, güçlenene kadar onun yanında yer almak gerektiği gibi mazeretler, dinini dünyaya satan, küfre/istikbara yalakalık yaparak onların gölgesinde yaşamayı meslek edinmiş bu yamuk, kaypak, dönek çevrelerin sıkça baş vurduğu, sığındığı gerekçelerdir. Şöyle der Kur’an: “Kalplerinde hastalık bulunanların ‘Bize bir felaket gelmesinden korkarız’ diyerek onların arasına koşuştukların görürsün, belki Allah, fetih ya da kendi katından bir iş/emir getirir de içlerinde gizlediklerine pişman olurlar” (Maide, 52). Bunlar işbirlikçiliğe geçirilmiş kılıflardır. Mü’min mustaz’aflara düşen sorumluluk, pragmatist hesaplarla kotarılmış ve “derin siyaset” adı altında mustaz’aflara yutturulmak istenen bu dolmaları yutmamaktır. Kur’an burada iki temel esasa dikkat çeker:

1- Onların gücü üzerine yapılan hesaplar yanlış hesaplardır. Onların gücü yoktur, güçleri mustaz’afların zaaflarından ileri gelmektedir.

2- Mustaz’aflara düşen görev pragmatist hesaplarla küfrün/istikbarın yanında yer alıp sonra bunu “akıllılık” ve “derin siyaset” adı altında kamufle etmenin yollarını aramak değil, Yüce Rabbin emrettiği gibi dosdoğru olmak, sonra da dosdoğru olmanın getirdiği/getireceği mahrumiyetler ve riskler konusunda Allah’a tevekkül etmektir (bkz. Hud, 112).

Neticede bu hesaplar yanlış hesaplardır. Buradan mustaz’afların hayrına hiçbir sonuç çıkmaz. Kur’an şöyle der: “Şeytan, emir yerine getirildiği zaman şöyle dedi: ‘Muhakkak ki, Allah size hak olan vaadini vaad  etti, ben de size vaad ettim fakat vaadimden döndüm ve ben, sizin üzerinizde bir güce sahip değil(d)im, sadece sizi davet ettim, siz de icabet edip geldiniz; artık beni kınamayın, kendinizi kınayın ve ben, sizin yardımcınız değilim, siz de benim yardımcım değilsiniz; gerçekten ben, sizin beni ortak koşmanızı daha önce de inkâr etmiştim’; muhakkak ki, zalimlere acı bir azap vardır” (İbrahim, 22). Akıl, idrak ve iman yönünden zayıf olan mustaz’aflar, ya cahillikleri nedeniyle müstekbirlerin baş edilmez bir güce sahip olduklarını vehmederler veya direnişin risklerini göze alacak yürek, sadakat ve vefaya sahip olmadıklarından “akıllılık, dünya gerçekleri, reel politik, derin siyaset” vb. bahanelerin arkasına sığınarak istikbara yalakalık ve piyonluk yapmakta birbirleriyle yarış ederler. Gerçekte her sosyal sürecin bir başı bir de sonu vardır. Dolaysıyla istikbarın gücü de ancak dünya hayatının geçici dönemlerinde söz konusu olur. Bu dönem bittiğinde istikbarın da çözüldüğü, dağıldığı ve çöktüğü görülür.

Kur’an’da zulmeden ve yeryüzünde azıtıp sapıtan kavimlerle ilgili anlatımların amacı Müslümanlara insanlık tarihiyle ilgili bu yönde bir perspektif sunmaktır. Zulmedenlere sanki onlar hiç yıkılmayacaklar ve bu dünyada ebediyen baki kalacaklarmış gibi bel bağlayanların sükût-u hayalleri ve yaşayacakları pişmanlıklar açık bir dille anlatılmıştır. Toparlayacak olursak, istikbar, mustaz’afları daha çok kontrol altına almak ve kendilerine muti (itaatkâr) kılmak için birtakım ideolojiler üretmiş, böylece onları parçalamıştır. Söz konusu ideolojiler, egemenler tarafından mustaz’afların zihin dünyasını blokaj altına almak için kullanılan birer tuzaktır aynı zamanda. Diğer yandan bu şeytanî süreç mutlaka boş çıkacak ve hüsranla sonuçlanacaktır. Mustaz’afların egemenlere karşı sözde var olma ve direniş adına kendi hevaları doğrultusunda uydurdukları gerekçeler tuzla buz olacaktır. Ayette geçen şeytanın vaadi, söz konusu insanların zanlarına duydukları engin, sonu olmayan güvenlerini ifade eder. Oysa Kur’an’ın dünya küfrü ve istikbarı ile yerli işbirlikçileri karşısında mustaz’af Mü’minlere emrettiği mücadele metodu uzlaşmama üzerine kuruludur.

Ali Bal – akilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s