Hasan Köse / Yazarlar / Yorum-Analiz

Hocam, Bu Söylem Mazlumları Temsil Etmiyor!

köşe2-hasanköseHocam! Allah’ın mazlum ve mağdurların yanında olduğunu bildiğinizi biliyoruz. Onunla amil olun. Biz hakikatleri konuşalım ve bırakalım hakikat kendi sistemini inşa etsin…

Hayrettin Karaman, “Bunu da mı unutalım” başlıklı yazısında bir şeyler demiş fakat yeni bir şey söylemediği gibi isabetsiz tespitler de yapmış. Ermenek maden kazasının sorumlularının sıralamasını yanlış yaparak gerçek sorumluların görülmesini perdelemiş.

“… İhmaller ve kazanç hırsı yüzünden kasıtlı tedbirsizlikler var” dedikten sonra “sorumluluk işçiden başlıyor, iş dayıları, sendikalar, işverenler, müfettişler ve dolayısıyla devleti yönetenlere kadar ulaşıyor” demiş.

Bu külli olarak yanlış bir sıralama ve biz bunun yanlışlığını kendisinin ilk cümlesinden yola çıkarak anlayabiliriz.

Diyor ki; “… İhmaller ve kazanç hırsı yüzünden kasıtlı tedbirsizlikler var.”  O zaman “ihmal ve tedbirsizlik” kime ait?

Cevap; tedbir alma ve ihmalleri önleme makamına, yani kamu otoritesine/hükumete, “araya girenlere” ve  dolayısıyla ihmallere göz yuman yetkililere, teftişi eksik yapanlara, teftiş raporlarını işleme koymayanlara, işverene ve iş yerinde en büyük örgütlenmeye sahip sendikaya ait, şeklinde olmalıdır.

“Kazanç hırsı” kime aittir?

Cevap; o da işverene ve arada şirketten yiyip içenler varsa onlaradır, olmalıdır. Yani sorumluluk yine işçiye çıkmıyor. Kazanç hırsında da yine birinci sorumlu devlettir. Devlet adına hükumet.

Bu konu tartışma götürmez bir hukuki ve siyasi sorumluluk belirlemesidir. O kadar ki bir terör örgütü bomba koyarak vatandaşları öldürdüğünde vatandaş terör örgütünden değil, kendisini koruması gereken devletten, yani devlet adına icranın başındaki hükümetten hesap sorar. Terör örgütünden ve varsa güvenlik zaafının sorumlulardan hükmet hesap sorar.

Öyleyse burada “ihmal ve kâr hırsı” tespit edilmişse -ki Hayrettin hocam bunu tespit ediyor- “ihmal” bilgi, güç ve yetkiyle alakalı bir olgudur. İhmalin meratıbı ise devlet adına teftiş edenden, ruhsatı imzalayana oradan da hükumete kadar gider. Fakat birinci sorumlu her zaman devlet adına hükumettir.

İslam ve vicdan açısından konu böyledir. İsteyenler Japonlara veya Avrupalı hukukçulara da sorabilirler.

İkinci sorumlu ise, “kâr hırsına” kapılarak güvenli bir çalışma ortamı sağlamayan işverendir. Hayrettin hocam ihmalde işçiyi başa koyulmuş fakat işçinin Ermenek faciasında sona bile koyulacak ihmali yok.

Hayrettin hocam, ihmalde hesabın faturasını doğru yere kesmiyor.

İkinci mesele; Hayrettin hocanın, madencilerden birinin babasının “… Recep Tezcan’ın ayağındaki eski ve yırtık lastik ayakkabıları…”  üzerinden dile getirdiği sorumluluğun hesabını da zekât vermeyen zenginlere kesiyor olmasıdır.

Recep amcanın, “…kendisine yapılan yardım tekliflerini reddetmesi, emekli maaşımı alınca ayakkabı alacağım” demesini hatırlatarak “Recep amca ve benzerlerinin, ihtiyacından fazla mal varlığı olanların malında hakkı var; bu hakkı veren borcunu ödemiş olacak, alan da hakkını almış olacak. Asıl utanması, mahcup olması gerekenler borcunu ödemeyerek Recep amcaları önce yırtık lastikle bırakanlar, sonra da sadaka veriyormuş gibi ayakkabı parası vermeye kalkışanlar değil midir?” diye soruyor.

Hayır değildir.

1- Recep amca emekliliği nasıl hak etmiş bilmiyorum fakat “Bugüne kadar çalıştıklarından neden bir onurlu yaşam garantisine ulaşamamış?” sorusunu sormayan âlimler sorumludur.

2- Recep amcanın çalıştığı yıllarda ülkeyi yönetenlerin tamamı sorumludur.

3- Recep amcaya onurlu bir yaşam ücreti/living wages vermeyi öngörmeyen sistemi bugüne kadar kurmayanlar sorumludur.

4- Recep amcayı emekli olana kadar çalıştıran ve ürettiği değerin çoğuna el koyarak sömüren işveren sorumludur. Eğer tarım emeklisi ise ürettiği ürünleri pazara indirmesine “hal yasası” ile engel olarak kazancın çoğunu halci ve toptancılara aktaran siyasi iktidarlar ve bu yasalara bugüne kadar ses çıkarması gerekenlerin tümü sorumludur.

5- Bütün bunlar bir yana madende çalışan -ki maden işçiliği en ağır işler kategorisindedir-, aldıkları ücretle neden babalarına bir çift ayakkabı alamadıklarını sormayanlar sorumludur.

6- İşçilere onurlu bir yaşam sağlayacak ücreti vermeyenler, onurlu adil bir üretim değeri paylaşım sistemini sağlamayanlar sorumludur.

Hulâsa, yaşamını çalışarak geçirmiş insanların muhannettin kör kuruşuna muhtaç olduğu, 12 milyon ailenin aylık 1.200 liranın altında bir gelirle yaşadığı bir ülkede Allah rızası için Allah’ın nimetlerinin, Allah’ın son Kitab’ında nasıl bir kıst‘la paylaşıldığını yüksek sesle söylemeyenler sorumludur.

Emek sömürüsüyle elde edilmiş servetlerden nisap miktarı zekât ödemek suretiyle rahatlayan vicdanlara su serpenler sorumludur.

İşçinin hakkı yanındayken sabahlayanların uykusunu kaçırmayanlar sorumludur.

Hocam, Allah hepimize hidayet eyleye de…

“…eşit oluruz kaygısıyla vermeyenlere… Allah’ın nimetlerini inkâr mı ediyorsunuz?”(1) diye sormayanlara…

“Çalıştırdığınız insanlara yediğinizden yedirip, giydiğinizden giydirerek”(2) Hz. Muhammed’in sünnetini ayağa kaldırın, diye nasihat etmeyenlere…

“İşçisinden tam yararlandığı halde onun hakkını tam vermeyenlerin, mahşer günü hasmının bizzat Allah olduğunu”(3) topluma ve yetkililere hatırlatmayanlara, Allah, “Sen rabbinden rabbin de senden razı olarak cennetime gir”(4) der mi?

Bence demez.

Ve bu gidişle insanlar Rablerinin Kitab’ından adil paylaşıma ve eşit yaşama bir yol bulurlar. Bütün uyuşturucu ahiret dizilerine rağmen muhafazakâr burjuvazinin yüksek duvarlı, çelik kapılı evlerin ardında neden saklandıklarını anlarlar. O zaman onları ne çelik kapılar, ne de çevik kuvvetler durdurabilir.

Ümmetin büyük âlimlerinden İbn-i Hazm, “Eğer işsizlik ve yoksulluk insanların aç kalacağı kadar feci olursa -ki bugün şartlar tam da böyledir ve insanları hâlâ o kanlı çukurlarda çalışmaya indiren de budur- varlıklıların yoksulları doyurması farzdır. Eğer bunu yapmazlarsa ve yoksullar mal-mülk sahiplerinin varlıklarını yağmalasalar, dini açıdan meşru olur. Eğer bir kavga olur da bir yoksul öldürülürse zengin kişiler katilden sorumlu tutulacaktır ama zenginlerden bir şahıs öldürülürse yoksullar katil fiiliyle itham edilemeyecektir”(5) diyor.

Hocam!

En azından muhafazakâr sermayedarlar sizi dinliyorken onları uyarın.

Biz hakikatleri konuşalım ve bırakalım hakikat kendi sistemini inşa etsin…

Ve “Öyle bir günün fitnesinden korkalım ki, o geldiğinde yalnızca zalimleri bulmaz.(Enfâl: Suresi: 25)

Saygılarımla…

Hasan Köse – akilvefikir.org

——————

1- Nahl Suresi: 71

2- Hadis-i Şerif

3- Hadis-i Kutsi

4- Fecr Suresi: 27-30

5- El-Muhalla, Bölüm 6, s. 156, -aktaran- Fazlurrahman, İslam ve İktisadi Adalet Sorunu

Reklamlar

2 thoughts on “Hocam, Bu Söylem Mazlumları Temsil Etmiyor!

  1. Allah razı olsun Hasan hocam. Yazdıklarınız İslami harekette onu olması gereken asli yoluna yönelten yeni bir dirilişin habercisi benim gözümde. Allah zihninize ve yüreğinize güç versin. Muvaffak eylesin.

    Beğen

  2. hasan bey iyi niyetli yazmış. Hoca tam bir saray uleması olduğunu ilan etti. yolsuzluklar hırsızlık değildir diyerek. umarım hasan bey bir yazı daha kaleme alır.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s