Güncel Siyaset / Mevlüt Hönül / Siyaset / Yazarlar

Kimden Yana, Kime Karşı?

köşe15-mevlüthönülKendilerinde var olan zayıflığı göremeyenler, başkalarının zaafları üzerinden servet ve makam-mevki edinmeyi insanlık bilirler. Her türlü insanlık dışı söylem ve eylem karşısında sessiz kalmayı tercih ederek yaşayan ölüler durumuna düştüklerini fark edemeyenler siyasetin ve ekonominin uşağı olmaktadırlar.

“Sosyal açıdan taraf olma, saf tutma açısından ‘Allah’ ve ‘halk’ aynı safta, aynı konumda ve aynı yerde yer alırlar. Öyle ki, insanın sosyal, ekonomik ve yaşam biçimiyle ilgili bütün ayetlerde ‘Allah’ kelimesi yerine ‘halk’ sözcüğü konabilir ve aynı şekilde ‘halk’ kelimesi yerine ‘Allah’ kelimesi konabilir.” -Ali Şeriati-

Sosyal açıdan ülkemizde var olan çarpıklıkları gündeme almak,  adil bir düzenin ilkelerini hatırlatmak, saflarımızı haktan, halktan, mazlumdan yana belirlemek zorundayız. İnanç kıstasları İslam olan, lakin yaşamsal alanda İslam’dan uzak eylem ve söylemleri “din” olarak benimseyenleri Hakk’a davet etmemiz gerekiyor.

İnsanoğlu birtakım yetenek ve imkânlar elde ettiğinde, bir diğer ifadeyle güce kavuştuğunda azgınlaşmaya, insanlar üzerinde tahakküm kurarak müstekbirleşmeye ve canlı cansız tüm varlıklar üzerinde egemenlik kurmaya çalışır. Hayatın dünyadan ibaret olduğu düşüncesi, mal ve makam-mevki sevdası insanı insan olmaktan çıkarır.

Kendilerinde var olan zayıflığı göremeyenler, başkalarının zaafları üzerinden servet ve makam-mevki edinmeyi insanlık bilirler. Her türlü insanlık dışı söylem ve eylem karşısında sessiz kalmayı tercih ederek yaşayan ölüler durumuna düştüklerini fark edemeyenler siyasetin ve ekonominin uşağı olmaktadırlar.

Fitnelerin başlangıcını, Allah’ın kelâmına muhalefet eden insanların idareci seçilmesi, yani emanetin ehline teslim edilmemesi teşkil eder. İnsanî-İslamî değerleri hiçe sayan, heva ve heves ürünü hükümlerin ihdası, tatbiki ve bu hükümlere riayet, zillete duçar olmak için yeterlidir. Kur’an okumalarını yaşamsal alanda hâkim kılmak için zahmete katlanmayan, “zulüm bizden ise sessiz kalmalı” anlayışıyla hareket eden insan toplulukları, fitneye meşrutiyet kazandırmaktan başka bir şey yapmamaktadırlar.

Kur’an, kendini güç ve iktidar sahibi görerek başkalarını küçümseme haline “kibr”, bu tür davranış biçimlerine “tekebbür”, bu doğrultuda fitne-fesat çıkarma ve zorbalık yapma ameliyesine “istikbar”, bu şekilde zalimleşenlere de “müstekbir” adını verir.

Kişisel menfaatlerini ön plana alarak müstekbirler karşısında sessizliğe bürünenler, zulme ortaktırlar ve en az müstekbirler kadar zalimdirler. Kendi zaaflarını öne sürerek olan bitene ses çıkarmamak, Allah’a güven duygusunu insanlara hasretmek, servet ve makam-mevki sevdasıyla hareket etmek, müstekbirlere destek olmaktır.

Allah yaradılışta insanları eşitlik üzere yarattığı halde Allah’a boyun eğmek yerine rableşme eğilimi gösteren, insanların haklarını ellerinden alan, yeryüzünde fitne-fesat çıkaran kimselere boyun eğmek, onların zulmüne ortak olmaktır.

Mustaz’af halk kitlelerinin siyasî ve ekonomik baskı altında sömürülmesi öncelikli meseledir. Mülkiyet putunu elinde bulunduran müstekbirler, insanların dünya malına düşkün olmalarından yararlanmakta, onların zarurî ihtiyaçlarını istismar aracı haline getirmekte, dolayısıyla ekonomiyi en büyük silah olarak kullanıp kitlelerin haklarını gasp etmektedir.

İslam tarihinde Hz. Ali’nin kardeşi Akil’in borçlanması ve onun hilafetine istinaden Beytu’l-Mal’den haksız talepte bulunması üzerine Hz. Ali’nin, bu talebin Müslümanların tümüne karşı ihanet olduğunu söylemesi ibret vericidir. Allah’ı, Kitab’ı, Peygamber’i dillerinden düşürmeyen, bunun yanında hırsızlığa, yolsuzluğa ve rüşvete bulaşmış riyakâr idarecilerin bu ve benzeri örneklerden ibret almalarını beklemek elbette saflık olacaktır.

Din’i kişisel menfaatleri için kullanarak mustaz’afları uyuşturan “din adamlarına”, servet ve makam-mevkii sahibi dindarlara ve cümle yöneticilere merhum Akif’le seslenelim:

Sofuluk satıyorsun, elinde boy-boy tespih

Çevrende dalkavuklar; tapınır gibi, la-teşbih!

Sarık cübbe ve şalvar; hepsi istismar, riya

Şekil yönünden sanki; Ömer’in devri, güya!

 

Herkes namaz oruçta; hepsi sözünü dinler

Zikir Kur’an sesinden, yerler ve gökler inler!

Ha bu din, iman, takva; inan ki hepsi yalan

Sen onları kendine, taptırırsın vesselam!

 

Derdin davan sadece, hep nefsi saltanatın

Şimdilik putu sensin, tapılan menfaatın!

Hey kukla kafalı adam, dinle sözümü tut

Bunların dilinde Hak; ama kalbi dolu put!

(Mehmet Akif Ersoy, Safahat)

Mevlüt Hönül – akilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s