Atilla Fikri Ergun / Kentleşme Üzerine / Yazarlar / Yorum-Analiz

Yeryüzü Rezaleti ve Filmin Sonu

köşe0-atillafikriergunDünyanın üçte ikisinin hakkını gasp edip uzaya gitmek medeniyet değildir. Domuzların Marmara’da 25 km yüzmeleri uygarlığın yüzkarasıdır. 15-20 milyonluk kentler yeryüzü cehenneminin dipsiz kuyularıdır. 6.000 zeytin ağacını kesen “akıl” Müslüman değildir. Kapitalizm köleliktir, “kapitalist Müslüman” da tıpkı diğer kapitalistler gibi köle taciridir.

Sanayileşme, kapitalizm, modernleşme, kentleşme, uygarlık ve hayâsızlık; yaşadığımız yeryüzü rezaletini özetleyen anahtar kavramlar bunlar. Cevaplanması gereken soru şu: “Muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak” için Batı uygarlığını model alan, -faydasız- bilimsel, teknik-teknolojik ve endüstriyel gelişmeyi kutsayan Müslüman, gerektiğinde herhangi bir şehre atom bombası atabilecek midir? Cevap “Evet” ise konuşulacak bir şey kalmamış demektir.

1 milyar Euro masrafla kuyruklu yıldıza uzay aracı gönderenler, bunu sömürdükleri, iliklerini kuruttukları insanların haklarını gasp ederek yapıyorlar. “Ak Saray’ın parasıyla şu kadar iş yapılırdı” diyenlerin dünyanın üçte ikisi perişan iken 1 milyar Euro masrafla kuyruklu yıldıza uzay aracı gönderen Batı aklını yüceltmeleri saf çelişkinin zuhurudur.

Uzaya giden “akıl” medeniyeti bitiren “akıl”dır, uygardır, sömürgendir, diğerlerinin alın terinin, kanının, gözyaşının üzerine konup caka satar; helak olması yakındır, aksini düşünenler Kızılderili reisinin sözlerini hatırlamalılar.

Uzaya çıkmayı yücelten “akıl” medeniyeti yok eden -faydasız- bilimsel, teknik-teknolojik ve endüstriyel gelişmeyi, küresel kapitalizmi ve Batı sömürgeciliğini yücelten akıldır. Efendilerinin tanımına sadık kalıp kendisini “az gelişmiş” olarak veya “gelişmekte olan” şeklinde nitelendirir, aşağılık kompleksine kapılmak belirgin özelliğidir ve galipleri taklit etmek onun kaderidir. Böylelerinin modernleşme taraftarı, kapitalist, kalkınmacı, büyümeyi esas alan, bu doğrultuda neo-liberal politikaları yürürlüğe koymuş bulunan iktidarı eleştirmeleri başlı başlına paradokstur.

Mesele uzaya çıkmak ise, Türkiye’de bu amacı taşıyan tek parti AK Parti’dir. İslamî köklere sahip olmasına karşın moderniteyle sorunu yoktur, aksine küresel modernliğe entegre olmayı öngörmektedir, kapitalisttir, kalkınmacıdır, büyümeyi esas alır, -faydasız- bilimsel, teknik-teknolojik ve endüstriyel gelişme uğruna yapmayacağı şey yoktur, nükleer santral de kurar, nükleer bomba da yapar -ki bu yönde çalışmaları mevcuttur-, dolayısıyla “el âlem uzaya giderken…” demek suretiyle iktidarı eleştirmek baştan sonra çelişkidir.

Maddî başarıyı, -faydasız- bilimsel, teknik-teknolojik ve endüstriyel gelişmeyi olumlayanlar, meseleye kapitalist, kalkınmacı, büyümeyi önceleyen, dünyanın ilk on ekonomisi arasına girebilmek uğruna tersanelerde, madenlerde, kot taşlama atölyelerinde, inşaatlarda işçilerin ölüme gitmelerine göz yuman iktidarla aynı yerden bakmaktadırlar, bu nedenle eleştirileri gayri ciddi ve anlamsızdır.

Dünyanın üçte ikisinin hakkını gasp edip uzaya gitmek medeniyet değildir. Domuzların Marmara’da 25 km yüzmeleri uygarlığın yüzkarasıdır. 15-20 milyonluk kentler yeryüzü cehenneminin dipsiz kuyularıdır. 6.000 zeytin ağacını kesen “akıl” Müslüman değildir. Kapitalizm köleliktir, “kapitalist Müslüman” da tıpkı diğer kapitalistler gibi köle taciridir.

Dünyayı yıkım yurduna çeviren modern Batı uygarlığıyla, insanlığı köleleştiren kapitalizmle ve yeryüzü cehennemi inşa eden kentleşmeyle sorunu olmayanların medeniyet perspektifi yoktur, dolayısıyla insanlığa önerecekleri herhangi bir model bulunmamaktadır.

Tarım denince dudak büken, burun kıvıran, modern-kentli yaşam taraftarı Müslüman, Allah’ın nimetine nankörlük etmektedir. Tarım 9.000 yıl önce başladı ve gelmiş geçmiş tüm insanlığı doyurdu, iki tane makine icat edildi, dört tane gökdelen dikildi diye tarımı aşağılık, geri bir şey olarak görmek nankörlüktür.

Türkiye’de iktidar partisinin kentleşme politikalarına destek veren hiç kimse İslam’dan ve medeniyetten söz edemez. Ülkemizde modernleşmeye bağlı kentleşme politikaları sonucu son 10 yılda 2 milyon 573 bin futbol sahası kadar -yani 27 milyon 825 bin 64 dekar- tarım arazisi yok oldu, imara, inşaata kurban gitti (bkz. radikal.com.tr, 21.11.2014). Amerikan buğdayı, Avustralya pirinci, Kanada mercimeği güzeldir, yiyin, afiyet olsun!

“İstanbul’un taşı toprağı altın” anlayışı hâlâ geçerliliğini koruyor, bavulunu toplayan gelmeye devam ediyor. 15-20 milyonluk nüfus, ülkenin kaynaklarını tek başına emiyor. İstanbul bir şehir değil artık, kent de değil, bir nevi modern gecekondu, Avrupa’nın en büyük gecekondusu.

2030 yılında dünya nüfusunun yüzde 60’ının, 2050 yılında ise yüzde 70’inin kentlerde yaşayacağı tahmin ediliyor, milyonluk kentlere kaynak aktarımı için kentleşmemiş bölgeler daha çok sömürülecek ve elbette daha çok köleye ihtiyaç duyulacak.

İstanbul modern Batılı kentlerin nasıl kötü bir kopyası ise, aynı şekilde Anadolu’daki büyük şehirler de İstanbul’un kötü birer kopyası durumunda. Kopyanın kopyası olmak elbette daha kötü, üstelik Anadolu’nun kadim medenî kimliğine karşın. Anadolu insanının bazı büyük Anadolu şehirlerine “Küçük İstanbul”, “Doğu’nun Paris’i” gibi isimler yakıştırması aşağılık kompleksinin dışa vurumudur, yaşadıkları coğrafyaya ihanettir; medeniyetin beşiğinde oturup Batı’ya öykünüyorlar.

Her şeyden önce kent, yapay bir yaşam biçiminin ve buna göre şekillenen yapay bir insan tipinin meydana getirildiği mekânların toplamıdır. Dolayısıyla kentin medeniyetle uzaktan yakından herhangi bir alakası yoktur. Medeniyet, tabiatla uyumlu ve insan fıtratına uygun bir biçimde gelişir.

Kentin bir ucunda oturup öbür ucuna çalışmaya giden Müslüman, ömrü yollarda geçtiği için yağmur yağmasın diye dua ediyor -veya yağmur yağdığı için bozuluyor-, çünkü yağmur yağdığında hem malum nedenlerden dolayı trafik sıkışacak ve toplu ulaşım araçlarında izdiham yaşanacak hem de yürüdüğü zaman aralıklarında kendince sıkıntı çekecek. Kent yaşantısı, modern Müslümanlık böyle bir şey, o mübarek yağmuru yağdırana yağmur yağmasın diye dua edersiniz, Müslüman olup olmadığınız da şüphelidir haliyle.

İnsanlar metro ağını kullanarak A noktasından B noktasına 1 saatte gidiyorlarsa, bu, şehir içi yolculuk değildir, başka bir şehre yolculuktur. Gaziosmanpaşa’nın, Bayrampaşa’nın, Avcılar’ın, Küçükçekmece’nin, Başakşehir’in vs. İstanbul’la alakası yok, bunlar başka şehirler. Beşiktaş’ta oturan adam çalışmak için Gaziosmanpaşa’ya gidiyor, oradaki de Mecidiyeköy’e, alt alta üst üste yolculuk yapıyor, ömrü yollarda geçiyor, nereden bakarsak bakalım insanlık dışıdır bu.

İstanbul başta olmak üzere kentleşme sürecindeki büyük illerde hayâ sükûta uğradı. Orta ve Doğu Anadolu illerindeki modernleşme utanç verici bir manzara çıkardı ortaya. “Küçük İstanbul”, “Doğu’nun Paris’i” vs. denilen yerlerin hayâsızlıkta İstanbul ve Paris’ten aşağı kalır yanları yok. Kısacası hiç kimse “Biz hariç” diyemez, herkes bu tabloya dâhil!

Modernleştiği ölçüde Batı uygarlığının bir parçası olan toplumumuz pornografik bir toplum; şehvete, teşhire ve davetkârlığa dayalı bir toplumsal yaşam söz konusu. Meydanların, caddelerin, sokakların, reklam panolarının, televizyon kanallarının, gazetelerin-dergilerin sex shop’tan farkları yok.

Dürüst olmak zorundayız, ahlak toplumu değiliz/ahlak toplumunda yaşamıyoruz, ahlaksızlıklar ülkesinde, ahlaksızlıklar dünyasında yaşıyoruz biz. Ülkeyi idare edenler hırsızlık, yolsuzluk ve rüşvet bataklığında, insanımız kapital, kariyer ve konfor peşinde, kadınlarımız zenginlik ve lüks istiyor, erkeklerimiz frapan kadınları arzuluyor; buradan ne fazilet çıkar ne de medeniyet.

Ruhen kirlendik, bunu başarabilmek için her şeyi yaptık, bir yandan “üç günlük dünya” derken diğer yandan dünyaya kazık çakmaya kalktık, şehvetin peşine düştük. Teşhirci ve davetkâr bir toplum olurken biz, birileri plazalarının tepesinden bizi seyredip gülüyor, kadeh tokuşturup zaferlerini kutluyordu. Tarihin sonuna daha vakit var da, Müslümanlar iflas etti, orası kötü.

Hayâ imandandır, teşhircilik ve davetkârlık hayâsızlıktır ve hayâsızlığın te’vili olmaz. Bunun yanında her ahlaksızlık bir zulümdür, ama Allah’a, ama kendi nefsine, ama topluma, ama tabiata karşı ve bir toplum zulüm üzere ayakta kalamaz. Toplumumuz kendine çeki düzen vermediği takdirde ayıklanıp gidecek, kısacası tarih olacak.

Aşağıda, yazının sonundaki resimde -ki yeryüzünde çok fazla sayıda ve çok daha gelişmiş örnekleri bulunmaktadır- Hümeze Suresi’nin dünya hayatına yönelik, güncel, canlı tefsirini göreceksiniz: Malı yığıp biriktirenlerin ve onu saydıkça sayanların, mallarının kendilerini ebedî kılacağını zannedenlerin üzerine kilitlenmiş ateş; dikilip yükseltilmiş sütunlar arasında…

Sanayileşme, kapitalizm, modernleşme, kentleşme, uygarlık ve hayâsızlık… Filmin sonu kötü, bilin ve ona göre seyredin.

Atilla Fikri Ergun – akilvefikir.org

hümeze-suresinin-güncel-tefsiri-atilla-fikri-ergun

Yeryüzü cehennemi; dikilip yükseltilmiş sütunlar arasında…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s