Kaan Yiğenoğlu / Kentleşme Üzerine / Yazarlar / Yorum-Analiz

Ak Saray – Kara Lastik

köşe20-kaan-yiğenoğluBirileri gökdelenlerde, rezidanslarda en iyi şartlarda yaşasın diye birileri inşaatlarda madenlerde ölmeye mahkûm edilecek, ölmeseler dahi emekleri sömürüye açık olacaktır. Traktör almak için bankaya borçlanıp bu borcunu ödemek için madende çalışırken ölmek, Türkiye’de kölelik düzeni olduğunu göstermektedir.

Eminim izleyen herkesin yüreği acımıştır Recep amcanın ayağındaki yırtık kara lastik ayakkabıyı görünce. Madenci oğlunun cenaze namazı sırasında kaydedilmişti bu görüntü. Maden faciası bir kez daha iki Türkiye arasındaki uçurumu görmemizi sağladı.

İki odalı evlerinde eşi Ayşe teyze ile birlikte yaşıyorlar. Evlerinin alt tarafı ahır. Evinde bir yatakları, yer minderleri ve eski eşyaları var. Bir de madende hayatını kaybeden oğlunun eski bir bareti.

Gençken çiftçilik yapıyorlarmış. Yaşlanınca evlerinin yanındaki bir bahçede yetiştirdikleri sebzeyi ve ahırdaki ineklerinden elde ettikleri sütü satarak geçim tutmaya başlamışlar. Ayşe teyze yürümekte dahi güçlük çekiyor.

Maden faciaları sonrası bölgeye gidenlerin iki gün üst üste aynı gömleği giymelerinin haber yapılmasına karşı hepimizin yüreğini burkan o yırtık lastik ayakkabıyı 2 yıldır giyiyormuş Recep amca. Neyse ki sonunda fark edildi. Oğlunun cenaze namazı da olmasa valilik ve kaymakamlık fark etmeyecekti.

Sabah cami imamı getirmiş yeni ayakkabılarını Recep amcaya. “İmam getirdi, şimdi giymem desem olmaz, almam desem olmaz, madem getirmişler, giydim. Dün burada kaymakam görmüş zaten. Eski ayakkabımı 2 senedir giyiyordum” diyor Recep amca.

Böyledir Anadolu insanı. Ele muhtaç olmamak için var gücüyle çalışır. Yok olsa da yok demez. Olanla yaşar. Olduğu kadar. Memnun yaşar. “Bu ayakkabılar, çamur, kuru aramaz. Bunları giy, tarlanı sula, çiftini sür. Çalış topraklarda, bir şey olmaz” diye devam ediyor Recep amca.

Bu tablo aslında sadece Recep amcaya özgü değil. Türkiye’nin birçok yerinde böyle manzaralar ile hatta daha kötüleriyle karşılaşmak mümkündür. Bunu normalmiş gibi göstermek için söylemiyorum ama Anadolu insanı bunlara alışıktır. Yırtık da olsa bir ayakkabısı, üstü naylonla kaplı da olsa başını sokacak bir evi olsa yeter onun için. Yeter ki namerde muhtaç olmasın, borç batağına düşmesin, geçimliği elinden alınmasın.

Recep amcanın bundan sonra söyledikleri ise asıl problemimizi oluşturuyor. Her maden faciasında ailelerin, yakınların, eşlerin söylediklerini bir kez daha dile getirdi Recep amca: “Madende çalışma dedim”

Oğlunun madende çalışmasını istemiyordu Recep amca. Çünkü biliyordu bu şartlarda çalışmanın insanca olmadığını. Oğlunun bu işi yapmasına gönlü elvermedi. Oğlunun da mecburiyetten bu kara deliğe girdiğini biliyordu. Borçları vardı çünkü.

“Madene gidiyordu. Gitti de ne oldu. Sonunda çalının altına koydurdu kendini. Ben madene gittim, gördüm. Para dolu olsa girmem. Küçücük bir delikten gireceksin. Girmem de, almam da. Ben madene gitme diyordum. Gideyim baba, burada işsiz ne yapacağım dedi. Sen bilirsin oğlum dedim. Borçları vardı. 3 bin liraya bir büyükbaş hayvan satmış, borçlarını ödedi ama yine de bazı borçları kalmış. Bunun üzerine yine madene gitti.”

Recep amca madene gitmiş görmüş. Para dolu olsa da girmem diyor. Ama oğlu işsiz olduğundan para dolu olmasa da girmek zorunda kaldı. Üstelik borcu vardı. Borcundan dolayı büyükbaş hayvanını satmış. Yine de bütün borçlarını ödeyememiş.

Madende yaşamını kaybeden Tezcan Gökçe’nin ağabeyi Osman Gökçe ise “Babam rençperlik yani çiftçilik yaparak geçimini sağlıyordu. Varlıkla yokluk arasında yaşıyorlardı. Küçük bir yer ekip bir şeyler yetiştirirlerse satıp para kazanıyorlardı. Ama şimdiden sonra da ekip dikecek zamanları kalmadı. İyi kötü Tezcan bakardı ve yardımcı olurdu. O da gitti. Elimiz kolumuz iyice bağlandı” diyor.

Maden faciasında ölenlerin, inşaattan düşen işçilerin, gökdelen-rezidans inşaatlarında çalışırken hayatını kaybedenlerin haberi yapılırken Anadolu insanının neden köyünü, toprağını, bağını bahçesini bırakıp da büyük kentlerde çalışmaya gelmek zorunda olduğuna pek değinilmez.

Türkiye’nin bugün karşılaştığı bu ölümlerin nedeni yaklaşık 200 yıl kadar önce vermiş olduğu bir kararın neticeleridir. Türkiye, Osmanlı’nın son zamanları ve Cumhuriyet’in ilanı ile birlikte bir zihniyet değişikliğine gitti ve Batılılaşmayı hedef olarak belirledi. Muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkmak ve gelişmiş Batı ülkeleri gibi olmak için onların gittiği yoldan, geçtiği aşamalardan geçmek zorunda olunduğuna inanıldı.

Sanayileşme ve kalkınma hamleleri yapıldı. Planlar düzenlendi. Tarımda makineleşmeye gidildi. Tarım ile gelişmiş ülke olunamayacağın kanaat getirildi. Köylülük iyiydi ama zamanla kentleşme olmazsa gelişmemiz tamam olmazdı. Tüm hedefler buna göre belirlendi. Türkiye rotasını belirlemişti.

Türkiye’nin hedeflediği bu sosyo-ekonomik düzen, siyasi yelpazenin tam zıt kutuplarındaki siyasi partiler tarafından dahi onaylandı. Tüm siyaset sanayileşme ve kalkınma üzerine bina edilmişti. Kentleşme olmazsa olmazdı. Tarımda biriken artı değer sanayide kullanılacaktı. Tarım ancak bunun için kalkınmanın ilk evrelerinde desteklenecekti. Zenginleşme arzusu tüm kesimleri sarmıştı. 1980’den sonra Türkiye ekonomisinin dışa açılmasıyla birlikte bu zirveye çıktı. “Her mahallede bir milyoner oluşturma” siyasetin dillerden düşmeyen söylemi oldu.

“Ne için sosyalizm?” diye soranlara Nurettin Topçu şöyle demişti: “Yürekler acısı bir cemiyet düzeni karşısında duygusuz gönüllerde paslı vicdanların durup durup ‘Ne İçin Sosyalizm?’ dediklerini duyuyoruz. Her mahalleden bir milyoner çıktı ve bu zillet ilerledi. Şimdi her beldede binlerce sefalet barınırken, her köşe başında bir tanesi türeyerek kendi duygusuz ve arsız saadetleri ile övünen, Batı’nın binlerce lüksüne hayran vicdansız milyonerlerin arsızlığından nefreti insanlara öğretmek için!”

Tüm bu siyaset anlayışı kırda geçimine yönelik işle meşgul olan çiftçiyi toprağından etti. Köylülük değersizleştirildi. Kentlerde ardı ardına yükselen gökdelen, AVM ve rezidans inşaatlarında çalışacak insanlara ihtiyaç vardı. Toprağında emeğiyle hür olan adam kente gelince işçi oldu. Sermayeye bağımlı bir üretim sürecine girerek proleterleştirildi. Ailesini, çocuklarını bırakıp kente geldi. Yapacağı iş ya inşaatta çalışmak ya da madene inmek. Her durumda da köle statüsündedir. Her durumda emeği sömürülecektir.

Recep amcanın oğlunun borcundan dolayı madene inmek zorunda kalması Türkiye’nin benimsediği bu üretim modelinin sonucudur. Recep amca çiftçilik yaparken ayağında yırtık lastik ayakkabı ile dolaşıyorsa bunun sebebi de köylülüğün, çiftçiliğin kentleşme siyaseti nedeniyle, kentte bazı kesimler rant kapsınlar diye kent nüfusunun yoğunlaştırılması sonucu köylüye geçim imkânı bırakılmamış olmasıdır. Esnafın AVM’ler tarafından kapılmasına göz yumulup, köylünün ürettiği ürünü pazara serbestçe getirip satamaması sonucudur tüm yaşananlar. Pazarın tekelci yapısından dolayı çiftçilik geçinmeye yetmemektedir. Bundan dolayı maden faciasından kurtulanlar “Yine çalışırım” demek zorunda kalıyorlar.

Madenlerde çalışmak zorunda kalınması kentlerin enerji ihtiyacını tedarik etmek içindir. Kent nüfusu büyüdükçe Türkiye’de sınıfsallaşmanın artacağı kesindir. Birileri gökdelenlerde, rezidanslarda en iyi şartlarda yaşasın diye birileri inşaatlarda madenlerde ölmeye mahkûm edilecek, ölmeseler dahi emekleri sömürüye açık olacaktır. Traktör almak için bankaya borçlanıp bu borcunu ödemek için madende çalışırken ölmek, Türkiye’de kölelik düzeni olduğunu göstermektedir. Bu düzen emlâk lobisi, finans sermayesi ve izlenen rant siyasetinin sonucudur. Bu düzen küresel kapitalizme eklemlenen Türkiye’nin küresel sermayeyi ürkütmemek için izlediği eklektik ekonomi politikalarının sonucudur. Şimdi yanı başımızda bir rezidans inşaatı devam ediyor. Ellerinde bavullar ile insanlar oluk oluk burada çalışmaya geliyorlar. Bu insanları gördükçe içim acıyor.

Bugün Anadolu insanı kentleşmenin, rantın ve bankaların esareti altındadır. Anadolu’nun emeği küresel kapitalizme eklemlenme siyaseti uğruna metalaştırılmaktadır. Modernleşme projesi Anadolu topraklarını küresel şirketlere yem yapmaya hizmet etmektedir. Gençlerimiz küresel kapitalizme hizmet üreten sahalarda çalışmaya mecbur bırakılmaktadır. Faizsiz işe girişmek, banka kredisine başvurmadan iş yapmak, ev almak mümkün görünmemektedir. Refah toplumu, kalkınma, ilerleme tüm partilerin sloganı olmuş durumdadır. Anadolu’da hür emeği ile geçimlik iş yapanlar kentlerin büyümesi için göç ettirilmeye zorlanmaktadır. Bu noktada Recep amcaya yeni bir lastik ayakkabı almakla sorunların çözülemeyeceği ortadadır. O Recep amcadan Türkiye’de kim bilir kaç tane var. Kaç tanesi daha maden faciasında, inşaat kazasında ortaya çıkacak kim bilir.

Türkiye’nin benimsediği ve mevcut siyasetin kentleşme aracılığı ile yürüttüğü bu ekonomi-politiğin yeni bir sınıflaşmaya yol açtığı açıktır. Artık kentlerimizde modern Müslümanlarımız lüks ciplere binmekte, yüksek konutlarda oturmakta, evinde hizmetçi çalıştırmakta, moda dergilerini takip etmektedir. Millet konut kredisi ile konut sahibi oldu, araç kredisi ile araç sahibi oldu. Tüm bunlar kalkınmanın, refahın, ilerlemenin ölçütleri sayıldı. Dolayısıyla Ak Saray meselesine son dönemdeki bu zenginleşme furyasının siyaset alanındaki bir yansıması olarak bakmak gerekir. Milletin her şeyi oldu, saraya ihtiyacı vardı sonunda milletin sarayı da oldu.

Kariyer peşinde koşan, konforlu bir hayat isteyen, modern yaşam arzusu ile dolu bir sınıfın gökdelen, rezidans, AVM talebi oldukça Anadolu insanı madenlere inmek ve gökdelenlere çıkmak zorunda kalacaktır. Bir insana madende çalışmaktan başka seçenek bırakmamak insan hakları ihlalidir. Madende çalışan emeğin kutsallığından dem vuran siyasetçiler maden faciaları dışında ne zaman onlarla bir araya gelmişler? Türkiye’deki tüm kesimler işçi ölümlerini kendi çıkarları için kullanıyorlar. Kullanmak zorundalar. Çünkü kent dışında kendilerine bir yaşam alanı açmayı tasavvur edemiyorlar. Kentleşmeden doğan ranttan hemen her kesim besleniyor. Kentleşme doğalgaz ve petrole dayalı bir yaşamı mecbur kılar.

İşçi güvenliği diyenler de sermayecidir. İşçiler ölmese kent rantına, rezidans yaşamına, esnafı çiftçiyi mağdur eden bu üretim modeline onay mı vereceksiniz? Onaylıyorsanız küresel kapitalizmle aynı saftasınız demektir. Çünkü kapitalizmin ihtiyacı olan mal ve hizmeti ölümsüz şekilde yapıyorsunuzdur. Tek fark ölümsüz olmasıdır. Kentleşmeyi kazançlarının kaynağı görenler Anadolu topraklarının üretime açılmasına yanaşmaz, Selçuklu ve Osmanlı dönemindeki tımar sistemini konuşmaya cesaret edemezler. Türkiye kentleşme politikaları ile bataklığın içindedir.

Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, Türkiye İstatistik Kurumu verilerinden yola çıkarak “2004 yılında 265.9 milyon dekar olan tarım arazisi varlığı, 2013 sonu itibariyle 238.1 milyon dekara düşmüş. Aradaki fark 27.8 milyon dekar. Türkiye son 10 yılda tarım topraklarının yüzde 10.46’sını kaybetmiş durumda. Bunun anlamı, günlük 705 futbol sahası kadar tarım toprağımız, tarım dışı faaliyetlere kurban edilmiş. Yani 10 yılda 2 milyon 573 bin futbol sahası büyüklüğünde tarım arazisi yok oldu” diyor.[1]

Ak Saray ve Kara Lastik meselesi Türkiye’nin zihniyet değişiminin sonucunu yansıtmasından ve Türkiye’nin iki farklı yüzünü göstermesi açısından tevafuk oldu. Türkiye’nin, İslam medeniyeti anlayışından uzak bir şekilde yönetildiği bir kez daha görüldü. Türkiye’nin kalkınma ve refah için bankaların hegemonyası altında olduğu dile getirildi. Türkiye’nin kentleşme siyaseti ile İslam şehirlerini kaybettiği belki anlaşılmıştır. Türkiye için iki slogan:

“Kula kulluğa son” ve “Toprak işleyenin, su kullananın.”

Kaan Yiğenoğlu – akilvefikir.org

———————–

[1] http://www.evrensel.net/haber/98012/27-milyon-825-bin-64-dekar-tarim-arazi-ranta-acildi

Reklamlar

2 thoughts on “Ak Saray – Kara Lastik

  1. Tebrikler Kaan. Türkiye’yi kimler yönetiyorsa bunların sorumluları da onlardır. Herkes payını alır ama yönetici takımı esasdan sorumludur. Kentlerde işveren yerine soyunmuş aracı şirketlere kanuni meşruiyet vererek asgari ücrete aslan gibi delikanlıları çalışmak zorunda bırakanlar utansın ne diyelim. şahsiyetsiz ve kişiliksiz islamcılar, onların verdiklerine tamah ederek onlara destek verip değerlerini satanlara da sıra gelir elbet!

    Beğen

    • Teşekkür ederim yorumunuz için. Kentleşme bir emek avına dönmüş durumda. Küresel kapitalizmin Anadolu topraklarında yayılmasında da en etkili faktör kentleşmedir günümüzde. Kentleşmeden doğan problemler Anadolu insanlarının canına mal oluyorsa bu hepimizi ilgilendirmelidir.

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s