Emeği Geçen Yazarlar / Kadir Bal / Yaşam

Bilin İşte! Bilelim!

köşe17-kadirbalBir sürü soru işareti, bir sürü belirsizlik arasında, 5 lira ödememek için olmayan soba yerine battaniye üstüne battaniyelere sarılanlar var. Akşam geç yemek yiyip, günün çoğunu tok geçirmeye çalışanlar var.

Öncelikle belirteyim; bu konularda yazmak istemiyorum aslında ama arkadaşlar soruyorlar, “Ne oldu o aileler?” diye. Sorumluluk gereği, bilgi verme amaçlı, biraz da hayatın getirdiği sorumluluğa dokunmaktan uzak durmayalım diye yazıyorum.

İki kadın geldi. Biri kocasını kaybetmiş. Diğerinin kocası ise Eminönü’nde su satarak evine bakmaya çalışıyor. Trafik ışıklarında “1 lira, 1 lira” diye pet şişe su satmaya çalışıyor ki ,çoğumuz “alıştırmayın şunları” diyerek o sulardan almıyoruz.

İşte bu kadınlar yardımlaşma çalışmalarımızı başka bir Suriyeli aileden duyarak ulaştılar bize. Dudaklarında “Xuda”, “İman”, “Seyyidina Muhammed”ler… “Elbise, yemek, çocuk kıyafeti vs. hiçbir şey istemiyoruz” dedi, kadın.

“Ne lazım Xuşkamın, elimizden ne gelirse yapmaya çalışırız” dedim.

“Üşüyoruz, bir soba… Bir de kiranın 10 günlüğünü ödeyebildik, ama 20 günlüğünü ödeyemedik, ödemezsek bizi dışarı çıkaracaklar” diyor.

“Kira ne kadar?” diyorum, “600” diyor.

Bir oda: 600 lira!

Lezgin Akan’la -iyi ki var, o; dili ve yüreği olmasa…- ve Muhammed Serdar Delice ile 20.30 civarı Küçükpazar cehennemine giriyoruz. Anneyi bulduk. İki kadın bizi eve götürdü. Evde genç bir adam -bir kez bile tebessüm edemedi-, çocuklar ve camları sarı kağıtla kaplanmış küçük bir oda…

Koca apartmanın her odasında bir Suriyeli aile ortalama 500 liraya kalmakta; günlüğü 20 liraymış, eğer elektrikli soba kullanırlarsa ev sahibi günlük 5 lira daha alırmış.

Ev sahibini temsilen eve gelen A. ile görüştük.

“Olmaz” dedi hep, “Olmaz!”

Odanın -200 ödenen- geriye kalan 400 kirasından 1 lira aşağı düşmediler.

Borçlarını ödeyeceğiz. Bize kalsa ödemeden aileleri daha temiz ve uygun bir yere alacağız ama sonra hır gür çıkardılar derler. Neyse…

Bu asalak sömürünün ortasında, içinden lağım borularının geçtiği bir bodrum-dükkânın içinde bir anne ve etrafında 5 kız çocuğu gördüm.

Kira?  “700 civarı” dedi, esnaf.

Bir anne anlayamadığım bir dil ile bana uzun uzun bir şeyler anlatıyordu. Elbisemi çekiştiren küçük kızına baktığımda ise kız bana gülümseyerek “Kış, bot” dedi.

Arkadaşım, bot alıp almayacağımızı sorduğunu söyledi küçük kızın. Hep gülümseyen, etrafımızda zıplayan bir sürü çocuk. Babaları anneleri solgun ve canhıraş…

Çocuklar her şeyden haberli-habersiz, cıvıltı yelpazesi…

Çıktık, Küçükpazar’dan.

O odalarda, kocaları caddelerde su satmaya çalışarak, günlük 20 lira oda parası ödeyen, bu soğuklarda dışarı atılmak istemeyen ve sürekli “Biz dilenci değiliz, ülkemize bir gün geri döneceğiz, Allah iyi insanların başından belaları def etsin” diyen, “Allah size din-iman nasip etsin” diye dua eden, “Bir halı bulursanız, battaniyelerde yatmak zor oluyor, başka da bir şey istemiyorum” diyen anneler, babalar, cıvıldayan çocuklar, hastalar…

Bunlar gördüklerimizin aktarabildiğim küçük bir kısmı.

Bilin işte.

Bilelim.

Birçok insan, “Kamplardan neden ayrılmışlar? Neden ülkelerinde kalıp cihad etmemişler? Ne işleri var burada? El alemin açını biz mi doyuracağız? Bizimkiler bitti, şimdi de Suriyeliler başladı” diye çok kızıyorlar.

Hepsine tek tek verebileceğimiz cevaplar elbette var. Ama havalar çok soğudu. Ve bu mahallelerde görüştüğümüz, ilgilenmeye gayret ettiğimiz, kiminin duası, kiminin bir halısı, kiminin bir tüpü, kiminin kızının elbiseleri, kiminin “Al şu 100 lirayı” ile dönen bir hikâye var…

Bilin işte.

Bilelim.

Böylesi bir durum var.

Bir sürü soru işareti, bir sürü belirsizlik arasında, 5 lira ödememek için olmayan soba yerine battaniye üstüne battaniyelere sarılanlar var. Akşam geç yemek yiyip, günün çoğunu tok geçirmeye çalışanlar var.

Bilin işte.

Bilelim.

Allah bizim elimizle hayrı ve iyiliği yaysın. Dayanışmayı ve zorlukları beraber göğüslemeyi nasip etsin. Arkadaşlığımız, dostluğumuz, kardeşliğimiz, yegâne çıkar yolu.

Bize düşen her ne ise…

Biz ki, Allah’ın camilerinin kapılarını “Yassak gardaşım” diyerek, yatsıdan sonra kapatan, kapatılmasına göz yuman İstanbul’uz.

Rabbim bizlere akıl, fikir ihsan eylesin.

Not: Şu semtler birer cehennem halinde, hiç değilse adlarını unutmayın: Küçükpazar, Tarlabaşı, Balat, Aksaray, Eminönü, Unkapanı, Saraçhane…

Kadir Bal – akilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s