Ali Bal / Din / Emeği Geçen Yazarlar / Yorum-Analiz

Direniş Metodolojisi Üzerine (2): Mustaz’aflar Masum mu?

köşe8-alibal14 asırlık müşterek devlet tecrübesi olan bu ümmetin bugün içinde bulunduğu kaos, çözümsüzlük ve zillet hali, ellerindeki kitabı doğru okuyamamalarının sonucudur. İkinci sırada tarih bilmemeleri, üçüncü sırada ise dengeleri yok sayarak dünyayı kendilerinden ibaret zannetmeleri, dolayısıyla küresel hegemonyanın -Haçlı/Siyonist ittifakının- yaşadıkları coğrafya üzerindeki hesaplarını göz ardı etmeleri gelmektedir.

Önceki bölümde zikrettiğimiz Kasas Suresi 4 ve A’raf Suresi 137. Ayetlerde Hz. Musa’nın Mısır’da Firavun’un zulmü altında köle olarak yaşayan İsrailoğullarını zulümden kurtararak Filistin/Kenan diyarına getirdiğini gördük. Ayetlerde ifade edilen “varis kılma” tamı tamına kökten bir rejim değişikliğini, dolayısıyla zulmedenlerin iktidardan indirilerek mazlumların iktidara geldiği bir düzeni işaret etmektedir. Bunun günümüzdeki karşılığı devrimdir, ancak biz, Hz. Musa’nın ve beraberindeki mustaz’af İsrailoğullarının Firavun ve ordusuyla bir çatışmaya girdiğini veya bugünkü tabirle Hz. Musa önderliğinde Firavun’a karşı geride binlerce ölü bırakılan bir halk savaşı verildiğini görmüyoruz. Her şeyden önce kölelerin hicreti ile bütün varlığı köle emeğinin sömürülmesine dayalı zamanın Mısır ekonomisi çökmüştü.

Bu noktada peygamberlerin sisteme karşı silahlı/militan direniş yerine toplumsal inşa yolunu seçtikleri gerçeğini yeniden hatırlamamızda yarar var. İncil’den bir örnek: Hz. İsa zamanında Yahudiler, Roma İmparatorluğu’na bağlı özerk bir krallık olarak varlıklarını sürdürüyorlardı. Romalılar putperestti, Yahudiler ise tek tanrılı bir dinin mensupları olarak putperest Roma’nın egemenliğinde yaşamanın Allah’ın kavmi olan bir toplum için zül olduğunu biliyorlardı, zira bu, Yahudi şeriatına aykırı idi. Fakat İncil’i okuduğumuzda Hz. İsa’nın putperest Roma’ya ve onunla işbirliği içindeki Kral’a karşı değil de, bunların işbirlikçileri olan, bir anlamda Tevhid davasını satan zamanın din adamları sınıfına karşı mücadele verdiği, her fırsatta onların sahtekârlıklarını teşhir ettiği görülür. Bugün eldeki İncil her ne kadar muharref olarak görülse de, onda Kur’an’la paralellik arz eden bir çok anlatıma rastlamak mümkündür.

İncil nazarında Mesih’in gelişine kadar bütün dünya krallıkları -ki krallık burada siyasal sistemleri ifade eder- şeytanın kontrolündedir. Bu İslam’da tağutî sistemlere tekabül etmektedir. Tağutî sistemlerin yanında yer almamak ve insanları bu konuda uyarmak din adamlarının aslî görevidir. Buna karşın onlar, söz konusu sistemlerin yanında yer almaları, dolayısıyla dünya hayatına olan düşkünlükleri nedeniyle İncil’de “engerekler nesli” olarak anılmaktadırlar (bkz. İncil Matta: 3/7, 23/32). Bu nedenle Hz. İsa, Yahudileri Roma’ya karşı ayaklandırmak yerine onları toplumsal çürümeye karşı Rabbanî temeller üzerine yeniden inşa etmeye çalışmıştır. Dolayısıyla Hz. İsa’nın ne Roma ile ne de özerk olarak Roma’ya bağlı bulunan Kral Hirodes’le çatışması söz konusudur.

İncil’de ilginç bir anlatıma yer verilir. Buna göre, bir gün Ferisilerin gönderdiği öğrenciler Hz. İsa’ya tuzak bir soru sorarlar: “Muallim! Şimdi sen ne diyorsun? Kayser’e -veya Sezar’a- vergi verecek miyiz, vermeyecek miyiz?” Aslında şeriata göre Kayser’e verilmemesi gerekiyordu ve bu, Yahudilerin kendi aralarında da tartışma konusuydu. Hz. İsa onlardan bir örnek para ister. Parayı onlara göstererek sorar: “Şimdi söyleyin, bunun üzerinde kimin resmi var?” Onlar “Sezar’ın!” diye cevap verirler. Bunun üzerine Hz. İsa onlara “Sezar’ın hakkını Sezar’a, Tanrı’nın hakkını da Tanrı’ya verin” der. Günümüzde çarpıtılarak laikliğe mesnet yapılmak istenen bu söz, gerçekte farklı bir anlam ifade etmektedir. Hz. İsa, Yahudilerin ahlakî sorunlar ve mezhep ayrılıkları gibi yığınla sorunları varken Roma’ya karşı ayaklanmanın bir sonuç getirmeyeceğini, aksine kendi zafiyetlerinin Roma’yı başlarına bela ettiğini, dolayısıyla Yahudilerin Roma’ya karşı ayaklanmak yerine önce kendilerini düzeltmeleri gerektiğini, aksi takdirde her halükârda Roma karşısında yenilmelerinin mukadder olduğunu anlatmak istemektedir. Bu şartlarda Roma’ya karşı bir ayaklanmanın sonucu kesin mağlubiyet, katliam ve sürgün olacaktır.

Aslında bu açıkça ortada olan bir durumdur ve bu nedenle Hz. İsa, soruyu soranları samimi bulmamaktadır. Amaç Hz. İsa’ya “Roma’ya vergi vermek caiz değildir” dedirtmek, böylece Hz. İsa’yı Roma ve ona bağlı özerk Yahuda Kralı Hirodes karşısında suçlu duruma düşürüp tutuklanmasını sağlamaktır. Hinliğin tarihi yeni değil yani.

Bugün yaşadığımız ülkedeki şiddet eylemlerini bu cümleden olarak düşünebiliriz. Sistem -veya hükümet-  karşıtları sokak eylemleri düzenlemekte, yakıp yıkmakta, böylece sözde hak aradıklarını iddia etmektedirler. Fakat diğer yandan birbirlerinin boğazına sarılmaktan da geri durmamaktadırlar. Kısacası sistem karşıtlarının şeytanlıkta sistemden aşağı kalır yanları yok. Böylece karşıtların birbirini ürettiği bir kısır döngü sürüp gidiyor. Eylemleri savunma imkânı kalmadığı zaman suçu güvenlik güçlerinin üstüne atmak siyasî bir taktik olarak kabul görmektedir zaten. Bu konuda sistemin de eylemcilerden aşağı kalmaması nedeniyle kimin elinin kimin cebinde olduğu, kimin kimi kullandığının belli olmadığı bu kaotik ortamda en çok zarar görenler, toplumun en masum ve savunmasız kesimi olmaktadır. Bir İslam ülkesinde gerçek anlamda Allah’tan korkan, adil, salih ve muttaki insan kalmadı mı gerçekten! Rabbimiz Kur’an’da “Ey iman edenler, muhakkak ki, Allah, sizden emanetleri ehline vermenizi ve hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki, Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Doğrusu Allah, işitendir, görendir.” buyurmaktadır. Yönetime doğru insanlar seçilir, Mü’minlerin birbirine velayetinde meşveret ve şura esas alınır (Şura, 38), Allah’a tevekkül edilir ve kimsenin burnu kanamadan sorunlar çözülür.

Eğer insanlar gerçekten barış istiyorlarsa, her şeyden önce dinî tasavvurlarında yüzyıllardır ihmal ettikleri bu konuyu esas alarak İslam’la ilgili tasavvurlarını temel üzerinde yeniden şekillendirmek, bunun geleneğini ve kültürünü yaratmak zorundalar. Ne var ki, biz, inadına çalıyı tepesinden sürüklemekte ısrar ediyoruz. Bugün “barış, barış” deyip duranların samimi olmadıklarını söylemek zorundayız. Dolayısıyla hiç kimse suçu birbirinin üzerine atmaya çalışmamalıdır, zira savaş, acı, kan ve gözyaşının yollarına kırmızı halılar döşeyen bizleriz. Bunun neticesi olarak toplumdaki farklı etnik ve sınıfsal -veya toplumsal, mezhebî- yapılar arasındaki çelişkiler -ki madem siyaset için her türlü yalan ve provokasyon, “taktik ve strateji” adı altında meşru ve mubah görülüyor- gerek küresel egemenler ve gerekse onların yerli işbirlikçileri tarafından şeytanî siyasetin enstrümanı olarak kullanılıyor. Sistemin babaları, bu çelişkileri kendileri açısından siyasî ranta çevirmede son derece ustalar. Bu bakımdan büyük fotoğrafı görmeyip tek bir kareyi büyük fotoğrafın yerine ikame etmeye çalışanlar, büyük fotoğrafta savaşan aktörlerin elinde yem olurlar ancak.

Etnik sorunların çözümü, müşterek üst değerler üzerine bina edildiğinde ve siyaset bunun üzerinden üretildiğinde, o siyaset, hiçbir şeyi kırıp dökmeksizin başarılı olur. Aksi halde üretilen yanlış siyasetin aynı oranda kendi zıddını da üretmesi kaçınılmazdır. Bir ülkede iç savaş böyle çıkar. Bu noktada küresel egemenleri günah keçisi yapmanın da âlemi yoktur. Onlar cibilliyetlerinin gereğini yerine getirmektedirler. Mustaz’aflar zulme alet, zalime yem olmak istemiyorlarsa önce kendileri akıl ve adalet terzisinde tartmalılar. Yanlışta ısrar eden, yol yordam bilmez mütekebbirlerin gittiği yol kendi ayaklarına dolaşır, yine akıllanmadıkları takdirde de boyunlarına dolaşır, böylece kendi iplerini kendileri çekerler. Tarih bunun örnekleriyle dolu olduğu gibi, yol yordam bilmeden yola çıkanların ayaklarının nasıl birbirine dolaştığına da şahittir. İnsanlar olayların iç ve dış bağlantılarını göz ardı ettikleri, gaza geldikleri, ölümlerden, acılardan ders almadıkları, öldürmekten usanmadıkları, dahası utanmadıkları sürece kan akmaya devam edecek demektir.

14 asırlık müşterek devlet tecrübesi olan bu ümmetin bugün içinde bulunduğu kaos, çözümsüzlük ve zillet hali, ellerindeki kitabı doğru okuyamamalarının sonucudur. İkinci sırada tarih bilmemeleri, üçüncü sırada ise dengeleri yok sayarak dünyayı kendilerinden ibaret zannetmeleri, dolayısıyla küresel hegemonyanın -Haçlı/Siyonist ittifakının- yaşadıkları coğrafya üzerindeki hesaplarını göz ardı etmeleri gelmektedir.

Eğer Hz. Resul sağ ve aramızda olsaydı, Hz. İsa ve Ferisiler örneğinde olduğu gibi insanlardan öncelikle dünyayı düzeltmelerini değil, kendilerini düzeltmelerini isteyecekti. Yaşadığımız dünyanın insanlar için vahşet, barbarlık, fesat ve tuğyan yurdu değil de barış ve adalet yurdu olmasını istiyorsak, öncelikle yapmamız gereken şey, yürekten, samimi, muhlis Mü’minler olmaktır. Kur’an’a imanımız varsa, onun yeryüzünde barış ve adaletin hâkim olması için önümüze koyduğu yol haritası budur. Mü’minler dünya üzerinde barış ve adaletin öncüsüdürler. Ancak onlar hakiki ve hasbi Mü’minler olmak zorundadırlar. Bu bir din faşizmi değildir, çünkü Mü’minler, inandıkları kitabın rehberliği doğrultusunda barış ve adaleti yeryüzünde hâkim kılacak ahlakî, ruhî ve zihnî yapıya sahip tek topluluktur; kendilerini inandıkları kitaba göre eğitmişlerdir. Ancak Mü’minler, ismen Mü’min oldukları, inandıkları kitaba tabi olmak yerine farklı paradigmalara eklemlendikleri takdirde barış ve adalet öncüsü olamazlar. Allah resullerinin hareket metodu, -buraya kadar yazılanlardan da anlaşılmış olacağı üzere- her türlü şeytani muhtevadan münezzeh olan Rahmanî bir tasavvurun, ferasetin, sezginin, ilahî irşad ve ilhamın bir yansımasıdır.

Ali Bal – akilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s