Ömer Yılmaz / Devlet Tartışması / Din / Felsefe-Düşünce / Yazarlar / Yorum-Analiz

Devletsizlik Fikri

köşe7-ömeryılmazTarih boyunca devlet sahibi olagelmiş bulunan Müslümanlar devlet fikrinden vazgeçmeyecektir, sorun devletin İslamî bir bakış açısı temelinde şekillenen farklı bir felsefî yaklaşımla modern devletten ayrı nasıl inşa edileceği, nasıl olacağı, nasıl sınırlanacağıdır.

Ütopik düşüncelerin savunucuları, realiteyi önceleyen ve adımlarını mevcut şartları dikkate alarak atan kimseleri ezbercilikle suçlarlar genellikle. Oysa ütopyaların cazibesine kapılanların, savundukları düşünceleri ezber haline getirmekte hiç de aşağı kalır yanlarının olmadığı bilinen bir gerçektir.

Devletsizlik fikri örneğinde de görüldüğü gibi, ütopyalar insanlık için umut vadetmezler aslında, aksine insanların umutlarını çalarlar, zira gerçekleşebilme ihtimalleri yoktur. Bu yüzden olmadık yerlere umut bağlayanlar, gerçekte umutsuz vakalardır. Ütopyalar insanlığa sunulmuş birer öneridir lakin genellikle uçuk kaçıktırlar, bu yüzden de çoğunlukla kabul görmemişlerdir.

Ütopya üreticileri ve savunucuları da genellikle karnı tok sırtı pek kimselerdir, peşlerine taktıkları insanlar ise, özellikle gençler, onların zavallı kurbanlarıdır, ânın gerçekliğinden kopmuş, rüya âlemine dalmış, hayatı ıskalamışlardır.

Ütopyacılar, halkın anlayamayacağı bir dille konuşmakta ustadırlar, “biyo-politika, post-anarşizm, pan-kapitalizm, steampunk-şeriat, anarca-İslam” vb. “cici” ve “şık” kavramları kullanmaktan zevk alırlar. Ortalama yurdum insanı ise bu kavramları bilmez, dahası bu kavramlardan hiç hazzetmez, sonuçta onun kendi dini, tarihi, kültürü, geleneği vardır.

Yine de ütopyacılar hemen her fırsatta klişeleşmiş söylemlerin tekrarladığından dem vururlar, bunu söylerlerken kendileri de aynı şekilde klişeleşmiş söylemleri, mesela 200 yıl öncesinin Avrupa’sında ortaya atılmış olan düşünceleri tekrar ederler. Demek ki bir yönüyle tekrardan kaçış mümkün olmuyor.

Devletsizlik fikrinin en meşhur klişelerini, devletin zararlı olduğu ve yok edilmesi gerektiğine ilişkin “inançtan” kaynaklanan düşünce ve söylemler oluşturur. Ortada ne yapılması gerektiğine dair somut, kuşatıcı, başarılı ve kalıcı bir örnek, dolayısıyla ayakları yere sağlam basan bir model önerisi olmadığı için, işin ucu “primitif topluma dönelim” demeye kadar varır.

Anahtar kelimeler, “isyan, devrim, anarşi, eşitlik, özgürlük, kardeşlik, ne tanrı ne devlet” vesairedir. Benzer şekilde “eşitlik, özgürlük, kardeşlik” gibi kelime ve kavramları kullanan ve bunlar adına gözlerini kırpmadan adam öldüren Jakobenleri hatırdan çıkarmamak gerekir. Devletsizlik fikri, tersinden bir tahakküm felsefesidir aslında, bir başka deyişle mutlak devletsizlik fikri, tersinden mutlak tahakkümdür. Konu üzerinde biraz düşünenler bunun neden böyle olduğunu kolayca anlayabilirler.

Asıl meseleye gelecek olursak, milyonların bir arada yaşadığı bir dünyada devlet zorunluluktur, zira işlerin görülebilmesi ve anlaşmazlıkların giderilebilmesi bu şekilde söz konusu olur. Devlet vardır ve var olacaktır, sorun onun hangi felsefî temel üzerine bina edileceği, şeklinin nasıl olacağı ve vazifelerinin ne olacağıdır. Özetle devlet nerede başlayıp nerede bitecektir, üzerinde düşünülmesi gereken konu budur. Devlet, müdahale alanının kısıtlanması, bugünküne oranla etkisizleştirilmesi, hükmetme vasıtası olmaktan çıkarılması anlamında silinebilir, küçültülebilir (ki bu sitede yürütülen devlet tartışmasında buna ilişkin çeşitli düşünceler ortaya konulmuştur) fakat tamamen yok edilmesi olanaksızdır. Devletin yok edilebilmesi için şehir-medeniyet düzeninin yok edilmesi gerekir ki bu da söz konusu değildir.

Günümüzde devlet tahakküm amaçlı kullanılmaktadır, felsefî arka planı sakattır ve bugünkü haliyle toplumun ayaklarındaki pranga ya da tepesindeki balyoz hükmündedir. Şu da bir gerçek ki öldüğümüzde kimimiz kimsemiz olmasa bile yaşarken pek hayrını görmediğimiz bu “pranga” ya da “balyoz devlet”, en azından bizi götürüp garipler mezarlığına gömmektedir. “Ben öldükten sonra…” demek anlamsızdır, zira iş ölenle sınırlı değildir, geride kalanı da ilgilendirmektedir. Örneğin 2013 yılında Türkiye’de ölen insan sayısı 372.094’tür, kaçınılmaz olarak bu sayıda insanın defin işlemlerini gerçekleştirecek bir örgütlenmeye ve bu örgütlenmenin sevk ve idare edilmesine ihtiyaç vardır. İnsanın insan gibi yaşamasına izin vermeyen devletin onun gömülmesinde işe yaraması elbette trajiktir. Keza devlet denen organizasyon olmasa, şehir düzeninde yaşayan toplum elini yüzünü yıkamak için su bile bulamaz, zira musluğu açtığımızda akan su, o musluğa devlet organizasyonu sayesinde gelmektedir. Örnekler çoğaltılabilir.

Birtakım kişi ve gruplar, İslam’la devletsizlik fikrini örtüştürmeye çalışmaktalar. Oysa devletsizlik fikrinin herhangi bir dinî-ilahî temeli yoktur, vahye dayanmaz, aşağıda görüleceği üzere Hz. Muhammed’in pratiğinde de yer tutmaz, haliyle Müslümanlar için referans oluşturmaz. Bu fikir Batı kaynaklıdır, yerli aklın ürünü değildir; Batı’nın etik, sosyal, politik ve ekonomik bunalımlarının ürünü olarak ortaya çıkmış, yaşadığımız coğrafyada bazı Batı’cıların eliyle özellikle dininden, tarihinden, kültüründen, geleneğinden koparılmış bir kısım gençliğin önüne bir “seçenek” olarak konulmuş fakat pek fazla taraftar bulamamıştır. Daha geniş planda ortaçağ Avrupa’sındaki Kilise baskısından (muharref Hıristiyanlıktan) hareketle dini devre dışı bırakıp onu Tanrı ile insan arasındaki özel bir ilişki mesabesine indirgeyen, böylece dini vicdanlara hapsetmek isteyen yaklaşımların ve “ne tanrı ne devlet” gibi sloganların hiçbirinin İslamî bir karşılığı bulunmaz.

Devletin gerekliliği konusunda Müslümanlar arasında ihtilaf olmadığından tarih boyunca Müslümanlar devlet sahibi olagelmişlerdir. İslam şehirli-medenî bir dindir, şehir-medeniyet düzeni, devletsizlik fikrini devre dışı bırakır. Devletsizlik olsa olsa dağda, kırda, bayırda kendilerini mevcut sosyaliteden soyutlayan bir avuç insan arasında mümkün olabilir. İslam hayatın bütününü düzenler, hukuk vazeder; nikâhtan alış-verişe, mirastan savaş hukukuna kadar hayatın her alanını kapsayan hükümleri vardır. Hz. Muhammed, Medine’de mescid, pazar, medrese kurmuş, davaları karara bağlamış, diğer devlet reislerine mektuplar yazmış, zekât toplamış, ordu kurmuş, savaşa çıkmış, antlaşma imzalamıştır; buna rağmen “İslam’da devlet yoktur, İslam siyasetle vs. ilgilenmez” demek insan zekâsına hakarettir. Hz. Muhammed’in Mekke ve Medine dönemlerinde iki farklı politik kimlik taşıdığına ilişkin değerlendirmemiz için, devlet tartışması kategorisinin ilk yazısı olan Devletçi Dindarlığın Canlı Örneği: AK Parti İslamcılığı başlıklı yazımıza bakılabilir.(1)

Bir kısım devletsizlik fikri savunucularının ortaya attıkları “primitif topluma dönüş” fikrinin de gerçekte herhangi bir karşılığı yoktur. Kırk yaşına gelmiş bir insana “Hadi bakalım, çocukluğuna dön” demek gibi bir şeydir bu. Bu düşünceyi savunanların yapacakları en doğru şey, teknolojinin her türlüsünden derhal kurtulmak, örneğin televizyonlarını, bilgisayarlarını ve cep telefonlarını atmak, şehirde daha fazla yer işgal etmeyi bırakarak dağlara, ormanlara yerleşmek, avcı-toplayıcı olarak çıplak yaşamaktır.

Devletsizlik fikrini savunanlar devletin arızî olduğunu, tarihte sonradan ortaya çıktığını savunurlar; ilk insan topluluklarında devlet yoktur. Bu takdirde “ilk insan çıplaktı, haliyle örtünmek de arızîdir” diye düşünülebilir, oysa örtünmenin arızî olması onun gereksiz, zararlı ya da yok edilmesi gereken bir şey olduğu anlamına gelmez; gerekli olduğu, ihtiyaç duyulduğu için insanlık örtünme yoluna gitmiştir. Köşede bucakta ilkel yaşayan birtakım kabileler ve mutlak çıplaklaşma eğilimindeki Batı toplumlarının bir bölümü dışında bugün insanlık şu veya bu şekilde örtünmektedir. Bu, şehir-medeniyet düzeninde kaçınılmaz olarak böyledir.

Batı, üç yüz yıldan fazladır Müslümanların ensesinde boza pişirirken, Batılı felsefelerin taşıyıcıları tutunduğumuz son dalı da kesmeye çalışıyorlar. Onların hatırına Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olamayız. İslam’ın varlığa, insana, hayata, topluma, tarihe bakışı farklıdır, bir başka deyişle İslam, her açıdan farklı bir paradigma üzerine kuruludur; aklı başında her Müslüman için bu böyledir. Bu açıdan İslam’ı devletten-siyasetten, daha geniş planda hayatın herhangi bir alanından soyutlamaya yönelik yaklaşımlar, Müslüman toplumlar için zararlıdır. Bu yaklaşımla güdülen amaç, yapmak, onarmak, ıslah etmek değil, yıkmak, bozmak, fesat çıkarmaktır. Tarih boyunca devlet sahibi olagelmiş bulunan Müslümanlar devlet fikrinden vazgeçmeyecektir, sorun devletin İslamî bir bakış açısı temelinde şekillenen farklı bir felsefî yaklaşımla modern devletten ayrı nasıl inşa edileceği, nasıl olacağı, nasıl sınırlanacağıdır.

Ömer Yılmaz – akilvefikir.org

——————-

(1) Devletçi Dindarlığın Canlı Örneği: AK Parti İslamcılığı

https://akilvefikir.org/2014/07/30/devletci-dindarligin-canli-ornegi-ak-parti-islamciligi/

Reklamlar

One thought on “Devletsizlik Fikri

  1. Devletsizlik bir hayal değil. İnsanoğlu on binlerce yıl böyle devam etti. İşlevsel bir hata olarak devleti kurdu. Yazıda da söylendiği gibi. İslam aşırı itikadi ve muhafazakar bir tutuma sahip. Bunun öncelikle irdelenmesi gerekir.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s