Devlet Tartışması / Din / Emeği Geçen Yazarlar / Felsefe-Düşünce / Lütfi Bergen / Yorum-Analiz

Devletin Silinmesi

köşe19-lütfi-bergenAhlâk ve inancın evrensel ilkeleri ekseninde “toplumsal uzlaşma”yı öne çıkaran bu yaklaşıma karşı duran İslamcılar, güçlü devlet tasavvuruna kapılarak, baskıcı, hayalî bir devlet fikri oluşturdular. İslamcılar hukukun polisleşmesi, yasakçılığı üzerinden dinî ilkeleri toplumsal hayata egemen kılmayı önemsiyorlar. 

Devlet dediğimiz şey son derece beşeri bir organizasyondur. Büyük nüfuslar devlete gebedir. Üç kişi devletsiz yaşayabilir ama otoritesiz yaşayamaz. Fakat bu otorite yine de bürokrasisiz bir otoritedir. Üç yüz kişi de devletsiz yaşama becerisini geliştirebilir. Fakat bu beceri kaçınılmaz biçimde zaafa uğrayacaktır. İnsanların yaşlanması, toplumda aciz veya hastaların ortaya çıkması herkesin kendi işini göremeyecek duruma gelmesi, “bir adil sultanın işleri düzenlemesi gerektiği” fikrini uyandıracaktır. Devlet; acziyetin, kitlesel hastalıkların, yaşlılığın, insanlar arasında eşitsizlik nedeniyle ortaya çıkan dengesizliğin, öksüz ve yetim kalmanın, alacaklı ve borçluların birbirleri ile muamelelerinde hakkı bulamama hallerinin yayıldığı toplumda ortaya çıkar. Toplum içinde bu dengesizliklerden beslenen güçlü sülalelerin, güçsüz sülaleleri ezdiği zaman boyutunda bir kolluk fikri, bir adalet fikri ortaya çıkar ki bu “devlet”tir.

Bugün yaşadığımız kaotik süreç “egemenliğin şiddeti” olan devletin varlığına ilişkin bir sapma değildir. Egemenin şiddetinin adaletle sigaya çekilmesinin imkânlarını toplumun harekete geçirmekte aciz kalmasıdır. Her egemenlik bir şiddet, istihdam, sosyal tabaka tasavvuru doğurur. Konu şudur: Kim çöpçü olmaya razı olacaktır? Yiyip içtiklerimizin artıklarını birileri kaldırsın istiyoruz. 300 kişilik bir toplumda herkes kapısının önünü süpürecek ve bundan gocunmayacaktır. Ancak üç milyon nüfuslu bir toplumda kimse bunu kendi başına halledemeyecektir. Zaten bunun fizikî olarak mümkün olmadığı da anlaşılacaktır. Çöpünü kendi kaldırmak zorunda kalan bireylerin bu çöpleri başkalarının yol güzergâhına itmekten başka bir çözüm bulamayacakları görülecektir. Çöp yığınları bir yerde birikecek ve halk sağlığı açısından sıkıntılara yol açacaktır. Çöp kaldıran biz olmayacaksak, kendi çöpümüzü kaldırıp atacak toprak bulamayacaksak, kendi çöpümüzü bıraktığımız yerde halk sağlığını koruyacak önlemleri alamayacaksak (ihtimalleri artırabiliriz), bunu sağlayacak bir sınıfa ihtiyaç var demektir. Ayrıca bu sınıfı madden ve manen razı etmek de gerekecektir. Çöpü kaldırmaya razı ettiğimiz insanların toplumda itibarlarını, izzetlerini, onurlarıyla yaşayıp evlilikler kurmalarını üstlenmek gerekecektir. Devlet, halkın talep ettiği bu “hizmeti” ve çöp kaldırıcılarının toplumdaki konumlarına ilişkin “rızalığı” gerçekleştirdiği oranda egemenliğinin şiddetini, ahlâkîliğe taşıyabilir. “Ahlâkîlik”, devleti, şiddetten kurtaracaktır. Peygamberler bu ahlâkîliği şahıslarında tahakkuk ettirerek “devleti tamamen silmişler” ve “egemenliğin ahlâkî varlığı”nın “iktidar şiddeti”ne muhtaç olmadığını göstermişlerdir.

Şimdi modern dünyamıza dönelim: Yirmi yıl önce kapısı gece gündüz bir omuz vurularak açılan mahallelerdeki derme çatma evlerde oturan insanımız, giderek güvenlik arayışı içinde çelik kapılar ardında kendisini mahpus kılmıştır. Modern mimarinin konutu, geleneğin ev/hanesinin çok gerisinde kalmış görünüyor. Modernizm, çelik kapılar altında güvenlik tehdidi ile yaşayan insanın varlığına sebebiyet vermiştir. Dolayısıyla “devlet”, toplumsal ahlâk (ve dayanışma) değerlerinin yitiminden beslenmektedir. Ahlâkîliği silen bir toplumun devlet eleştirisi, yeni bir egemenlik şiddetinin topluma musallat edilmesidir. Maharet; dilenciliği ortadan kaldıran, kapıları kilitleme gereksinimi bırakmayan bir ahlakın devleti silmesi, görünmez kılmasıdır. Şiddeti tesis ederek toplumu muhafaza eden kolluğun sokaklarda yürümesi, devleti silmiş bile olsa, bu, şiddetin daha da mikronize edildiğini, artık bireyin hayatının bütününe musallat hale geldiğini kanıtlar. Devleti eleştiriyoruz. Ancak bu eleştiri, devletin ceberrut tezahürüne ilişkin bir eleştiridir. Devleti nasıl yok edebiliriz? Bunun yolunu, onu “devirmek/devrim” kavramının içinden çıkaranlar, kendilerini yeniden “devlet inşası için” muvazzaf görmekte olduklarını halktan saklayanlardır. Hz. Peygamber’in en önemli vasfı, örnekliği, “devletin silinmesi” işini gerçekleştirmesiydi. Müslümanların onun irtihalinden sonra yaptığı en radikal dönüş de devletin yeniden icadı olmuştur. Devlet insanlara güven duygumuzun yitirilmesi sonucu kendini bize şiddetle, otoriter ve tepedenci buyurgalarıyla hissettirir. Oysa, muhtaca borç vermekte tereddüt etmeyen bir toplum devletsizdir. Serveti, gücü, statüleri, imtiyazları, vs. bir yerde biriktiren zümrelerin devlet eleştirisi kendi devletlerini inşa için araçtır.

Abdulvahhab  Hallaf, Mâverdi’nin “el-Ahkâmu’s-Sultaniyye” adlı eserinden şunu nakletmiştir: “Dört halifenin hiçbiri mezalim davalarına bakmadı; çünkü insanlar, İslam’ın başlangıcında dindar olmalarından dolayı adalet duygusu onların hakka sarılmalarına sebep oluyor; vaaz ve nasihat, onların haksızlık etmelerine mani olmak için yeterli geliyordu (…) Ne zaman ki insanlar birbirlerine açıkça zulmetmeye ve başkasını ezmeye başlayıp, va’z ve nasihatlar da onları bundan alıkoymaya yetmeyince zalimleri zulmetmekten men ve mazlumları da zulümden korumak amacıyla yargı adaleti ile devlet gücünün birleştiği mezalim mahkemelerinin kurulmasına ihtiyaç duyuldu.” (Hallaf, 2006: 62-63)

Devleti silen şeyin ahlâkîlik olduğunu devlet teorisyenleri de anlamış durumdadır. Nizamülmülk, Siyasetnâme’sinde “Her şehir araştırıldığında din işlerinde müşfik, Allah Teâlâ’dan korkan, kin ve garazı olmayan bir kimse bulunmalıdır. Ona, “Şehir ve nahiyeyi sana emanet ediyoruz, Allah öbür dünyada bizden neyi sorarsa, biz de senden sorarız” demelidir. Vergi memuru (âmil), kadı, emniyet müdürü (şahne), belediye reisi ve halkın büyük ve küçük hareketleri soruşturulup bilinmeli, olayların hakikati öğrenilip, gizli ve açık bize bildirilmelidir. Biz de gerekeni emrederiz. Bu vasıflara sahip kimseler böyle görevlerden sakınıp, memuriyeti kabul etmek istemezlerse, onları mecbur edip, hepsinin hapsedilmesi pahasına zorla bu görev ona verilmelidir.” (Nizamülmülk, 2011: 63)

Henry David Thoreau, “En iyi devlet, en az yöneten devlettir; ve insanoğlu buna hazır olduğunda, sahip olacağı da bu tür bir devlet olacaktır. Devlet, en iyi ihtimalle çıkarlara uygun bir araçtan fazlası değildir, fakat genellikle çoğu devlet ve zaman zaman bütün devletler de bu görevini yerine getiremez” (Thoreau, 2014: 9) derken çoğunluğun azınlık üzerinde hâkimiyetini eleştirmiş ve vicdanı, doğru ile yanlışın ne olduğu hususuna hakem kılmıştı (Thoreau, 2014: 11). Thoreau’nun “vicdan” dediği şey bütün insanlığın üzerinde birlik tesis ettiği “tanrısal inanç”tır. Buna göre “komşunu seveceksin”, “adam öldürmeyeceksin”, “çalmayacaksın”, “zina etmeyeceksin” gibi emirleri yerine getiren bir toplumun devleti inanç ile silikleştirdiği hakkındaki yorum abes ve reddedilebilir değildir. Devlet fikri, ahlâkın toplumsallaşması karşısında silinmeye mahkumdur. 1776 Virginia Haklar Bildirisi’nin, din ve vicdan özgürlüğüne ilişkin 16. Maddesinde şu ifadelere rastlanır: “Din ya da Yaradan’a borçlu olduğumuz görev ve bunun yerine getirilme biçimi, zor ve şiddete değil, ancak akıl ve inanç yoluyla sağlanır. Herkes birbirine Hristiyanlığın (buna “on emir”in de diyebiliriz) gerektirdiği sabır, sevgi ve merhameti göstermelidir.” Bu cümlelerde hakimiyetin kaynağı olarak Tanrı’ya atıfta bulunulmasına bakarak, istenilen şeyin teokratik yönetimler olduğunu ileri sürmek gerçekçi değildir. Ahlâk ve inanç, “yöneten teb’anın Tanrı’yla sözleşme”si olup devletin egemenlik istencini zayıflatmaktadır.

Hz. Peygamber için Kur’an devlet inşasına yönelik bir vazife, yönlendirme yapmamıştır. Tam tersine ahlâk temelinde bir görev verilmiştir. Kur’an bu mevzuyu şu şekilde ifade etmiştir: “Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin / Ve inneke le alâ hulukın azîm” (68 Kalem 4). Bir hadiste de bu husus şöyle ifade edilmiştir: “Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim” (Muvatta, Hüsnü’l-Hulk, 8; Ahmed b. Hanbel, 2/381). Bir soru üzerine Hz. Aişe (r.a): “Onun ahlakı, Kur’an (ahlakı) idi” (Müslim, Salâtü’l-Müsâfirîn, 139) demiştir.

Ahlâk ve inancın evrensel ilkeleri ekseninde “toplumsal uzlaşma”yı öne çıkaran bu yaklaşıma karşı duran İslamcılar, güçlü devlet tasavvuruna kapılarak, baskıcı, hayalî bir devlet fikri oluşturdular. İslamcılar hukukun polisleşmesi, yasakçılığı üzerinden dinî ilkeleri toplumsal hayata egemen kılmayı önemsiyorlar. Hz. Peygamber (a.s.v)’in muhatap aldığı kitlelere özgürlükleri kısıtlayan bir devlet fikri ile gelmediği, tam tersine ahlâkı hayata geçiren bir toplumla devletin sokağa çıkan şiddetini gereksizleştirdiği, onu adeta sildiği hususu tartışılamamıştır.

Hz. Peygamber (a.s.v)’in vefatından hemen sonra devletin ahlâk toplumuna karşı görünürlüğe çıkarılması, bu tartışmanın yapılabilmesini de imkân dışı kılmıştır. Hz. Ömer (r.a) sık sık “Devletin sınırları nedir? Devleti nerede görmek istemiyoruz?” sorularının muhatabı olmaktan kurtulamamıştır. Bu nedenle ihtiyar kadın, mehirlere kısıtlama getiren Halife Hz. Ömer’e (r.a), “Allah’ın bize helal kıldığını sen mi haram kılıyorsun” diyecektir. Hz. Ömer evinde hamr içen adamın avlusuna atlayınca adamın “Kur’an, başkalarının mahrem hallerini araştırmayın, buyururken, sen haneme izinsiz girdin ve özgürlük alanımı işgal ettin. Yine Kur’an, başkalarının evine ancak ön kapıdan ve onlar izin verirse girin, buyururken, sen, bizden izin almadan haneye tecavüz ettin. Ayrıca, benim mahremimi, senin görmenin caiz olmadığı bir halde gördün” itirazı ile karşılaşmış ve özür dileyerek “devletini geri çekmişti”. Ahlâk toplumu, Allah ile kul arasında günah işlemenin hesabını Allah’a bırakarak devleti silen ilkeler getirmektedir.

Lütfi Bergen – akilvefikir.org

——————-

– Hallaf, Abdülvahhab, İlk Dönem İslâm Hukuku, Pınar Yayınları, 2006

– Nizamülmülk, Siyasetnâme, Dergâh Yayınları, 2011

– Thoreau, Henry David, Sivil İtaatsizlik-Yürümek, Zeplin Yayınları, 2014

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s