Ali Şeriati / Tarih-Kültür / Yorum-Analiz / İktibaslar

Batı’nın Karşısındaki Büyük Set: Osmanlı Kılıçları!

batının-önündeki-set-osmanlı-kılıçları-ali-şeriati-1Osmanlılara karşı yapılan bütün propagandalar, Batı’nın ve Hıristiyanlığın eski komplekslerinin tezahürü, o ezici kılıçlardan aldıkları yaraların ürünüdür. Ne yazık ki bütün tarihsel, siyasal ve toplumsal yargılarını -hatta kendi dinini, kendisine ait tarihini, gücünü ve kişiliklerini- Batılı yazarlardan, sanatçılardan, bilginlerden ve araştırmacılardan alan bizim aydınımız, kinleri ve yargıları aydın olma adına taklit edip yinelemektedir!

-İkinci bölümde kullanılan olumsuz ifadeler, Şeriati’nin de belirttiği gibi belli bir mezhebin taassubunu yansıtmaktadır; ilgili ifadelere katılmadığımızı belirtir, okurlardan bu noktayı dikkate almalarını rica ederiz- 

(…)

İslam toplumu, Afrika’nın kuzeyinden Fars Körfezi’ne dek uzanan bir toplumdu. Oradan da Çin ve Endonezya sınırına dek olan yerlerin tümü İslam ülkelerinin bir parçasıydılar. Bu, aynı düşünceyi, aynı imanı ve aynı duyarlılığı paylaşan bir ümmetti. Hepsi de tek bir dinin öğretilerine, güçlerine ve kişiliklerine bağlıydılar. Doğu’nun İslam adındaki bu tek parçadan oluşan dini gücü, Batı’nın yeni yetme imparatorluğunu her zaman sıkıntıya sokmuştur. Bu Osmanlı kılıçları, İslam adına güçlenmekte ve Batı karşısında büyük bir set olmaktadır. Hatta 17. yüzyıla kadar, giderek Viyana’yı kuşatmakta ve Akdeniz’in tümünü İslam’ın egemenliği altında bulundurmaktadır. Bu güç, bölük pörçük edilmeli, un ufak edilmeli, lokma lokma edilmeli ve böylece hem Doğu’nun direniş gücü ortadan kaldırılmalı ve içte tefrika yaratılmalı hem de lokma lokma yapmış olmakla yenilir yutulur hale getirilmelidir…(1)

(…)

Osmanlı gücü, çeşitli soyları, çeşitli milliyetleri İslam adıyla imparatorluğun siyasal ve askerî birliği altında toplayıp yönetiyordu. Osmanlı yönetimi, kuşkusuz fasit bir yönetimdi ve İslamî bir yönetim olarak adlandırılmaya layık değildi. Onu İslamî ölçülere vurduğumuz zaman bu yargıya varırız. Ama onu bizi yutmak için eğilen ve yolunun üzerinde bir set gibi durmuş Osmanlı ile savaşan Batı sömürüsüyle ve saldırgan Hıristiyanlıkla ölçersek, Müslümanların, anısı hâlâ silinmeyen kol ve kılıç güçlerini onunla gösterdiklerini  -kolumuzun zayıflamasından, kılıcımızın kınına girmesinden ve o Müslüman fasit yönetimlerin yenilmesinden itibaren-, tarihin hiç görmediği biçimde sömürüyü vahşice, eşkıyaca ve ihanet olarak bize yükleyen acımasız ve zorba Batı ulusunun ve onların insanlık dışı düzeninin o an Osmanlı gücüyle darmadağın olduklarını, ülkemize saldıranların geri püskürtüldüğünü, onların Müslüman kılıcını Osmanlı eliyle tattıklarını, Orta Çağ’dan başlayarak bize karşı haçlı seferleri düzenleyen maceracıların hâlâ İslam’ın gücünden bu nedenle korktuklarını ve Akdeniz’in, Yunanistan’ın ve Doğu Avrupa’nın Müslümanların eline düştüğünü göz önünde bulundurursak, o zaman yargımız değişir.

Ne yazık ki biz, yargı ve araştırmalarımızda tek yönlüyüz; tek gözle bakıyoruz. Daha çok üzüntü verecek nokta ise, bütün gerici mutaassıpların hem de özgür düşünceli aydınların böyle düşünmeleridir. Osmanlı gücü karşısındaki yargı da bu iki çelişik tipin düşünce benzerliğinin bir örneğidir. Mutaassıbız, ona sadece kendi Şiîliği açısından bakıyor; onu Sünnî, Ömerî, imamet inkârcısı, vesayete karşı ve İmam-ı Zaman’a vb. inanmaz görüyor ve dolayısıyla mahkûm ediyor (hatta Hıristiyanlık karşısında)! Her ikisinin de doğru görüp doğru değerlendirdiklerini görüyoruz. Ama yanılgıları ona salt değişmez bir açıdan bakmalarıdır. Oysa bilimselliğin göstergesi, aslında birkaç yönden bakmak ve “Osmanlı Sünnî’dir ve de anti-demokratiktir; ahlakî olarak da fasittir” diyen mutlak düşünceli taşlaşmış genelin tersine, göreceli olarak yargılamaktır.

Ama eğer Şiî olmak ya da sosyalist olmak açısından hareket edersek ve ona İslamî temel ya da sömürü karşıtlığı açısından bakarsak, Hıristiyanlık karşısında bir Müslüman olarak Şia, Batılı sömürgeci karşısında Doğulu bir sömürü kurbanı olan aydın onu düşünürse, o zaman yargı değişir. “Bu bakış açısından”, keşke o Şia karşıtı Selahaddin Eyyubî, Filistin’de yeniden ortaya çıksa, o kirli Halid b. Velid, kılıcını Bizans’ın askeri gücüne karşı çekse, o yiğit Selçuklular, kan emici haçlıları Akdeniz’e dökse; Sünnî mezhepli fasit Osmanlılar, Batı’nın sömürü gücünü Afrika’dan, Asya’dan ve çaresiz İslam toplumlarından sürseler, diye arzulayacaktır. Osmanlılara karşı yapılan bütün bu propagandalar, Batı’nın ve Hıristiyanlığın eski komplekslerinin tezahürü, o ezici kılıçlardan aldıkları yaraların ürünüdür. Ne yazık ki bütün tarihsel, siyasal ve toplumsal yargılarını -hatta kendi dinini, kendisine ait tarihini, gücünü ve kişiliklerini- Batılı yazarlardan, sanatçılardan, bilginlerden ve araştırmacılardan alan bizim aydınımız, kinleri ve yargıları aydın olma adına taklit edip yinelemektedir!(2)

(…)

Batı -İslam’ın gücünün, politik çözülme, dinî ayrılıklar ve toplumsal zayıflamadan dolayı azaldığı dönemlerde- Haçlı Seferleri’ni düzenlerken bile İslam’dan darbeler yemiştir. Batı, kendi dininin en nüfuzlu ve güçlü olduğu bir ortamda bile İran, Maveraunnehir, Suriye, Filistin, Küçük Asya ve Anadolu’da İslam tarafından ayıklanmıştır. İslam, Yeni Çağ’ın başlangıçlarında, egemenliği ve bütün Doğu Avrupa’yı etkileyen, tehdit eden, gerektiğinde saldıran güçlü ordusu sayesinde İtalya’ya kadar ilerlemişti. Hatta 17. yüzyılda bile Viyana, İslam orduları tarafından kuşatılmıştı. Tarih, İslam’ın mabet köşelerine çekilerek, zahitçe perhizlerle oyalanacak, dünya ve dünyada bulunanlardan elini çekecek, arifane sır ve yakarmalarla vakit öldürecek bir din olmadığını Batı’ya öğretmiştir. Çünkü bu öyle bir din ki, hızla hareket eder, öz benliği çabucak güçlenir ve alınyazısına karşı uyanıklık verir. Yalnızca mescitlerin gece yanan mahyası olmamaya özen gösterir.(3)

Ali Şeriati

—————-

(1) İslam-Bilim, 2. Cilt, s. 521-522, Nehir Yay.

(2) Ali Şiası, Safevî Şiası, s. 45-46, Fecr Yay.

(3) Ne Yapmalı?

Reklamlar

One thought on “Batı’nın Karşısındaki Büyük Set: Osmanlı Kılıçları!

  1. Ali Şeriati’yi tebrik ederim. İslami bakış işte budur. Haçlı’ya karşı sahiplenmeci, ama kendi içinde de sorgulayıcı bir bakış. Ali Şeriati’nin bir Şii olmasına rağmen mezhep taassubunu aşıp böyle bir dengeyi tutturmuş olması gerçekten tebrik edilmesi gereken bir husustur. İçimizden çıkan pek çok muhalife de ibretli bir örnektir. Allah mekanını cennet eylesin.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s