Hasan Köse / Söyleşi

Hasan Köse: “Marksist Felsefeyle Medeniyete Varılamaz”

hasan-köse-röportaj-1İslam Medeniyeti’nin mirasçıları Müslümanlar kesinlikle bilmelidirler ki, Maltus, Ricardo, Lassalle ve Marks’ın ücret ve mülkiyet önermelerinden yola çıkılarak oluşmuş, modern ücret aklıyla kurgulanan dünyada, yeniden İslam’ın aydınlığına ve medeniyetine varılamaz. Bu açıdan Allah’ın son Resulünün nasıl yaptığına bir daha bakmalıyız.

Milat gazetesinden Ezgi Çelik’in, akilvefikir.og yazarlarından Hasan Köse’yle gerçekleştirdiği,  23.10.2014 tarihli Milat gazetesinde özet olarak yayınlanan röportajın, Hasan Köse tarafından akilvefikir.org’a gönderilmiş tam metnidir. 

Ezgi Çelik’in röportajı – Milat gazetesi

Araştırmacı-Yazar Hasan Köse’nin on yıllık çalışmalarının ürünü olan Allah Emekten Yanadır isimli kitabından hareketle üretim, emek, değer, ücret,  işçi-işveren ilişkileri üzerine gerçekleştirilen röportaj (tam metin).

Ezgi Çelik: Sayın hocam, bu kitabı yazmak nereden aklınıza geldi?

Hasan Köse: Bu kitaptaki yazılar kitap yazma amacıyla yazılmadı. Yıllar içinde aldığım notları bazı dergi, gazete ve internet sitelerinde yayınlamaya başlayınca birikti ve kitap olarak toplama fikri gelişti. Konuyla alakalı ilk soruları 1997 Şubatı sonrası Türkiye’nin içine yuvarlandığı çukurda kaybolmamak için başladığımız sendikal örgütlenme mücadelesi vermeye başlayınca doğal olarak bir işveren olarak devleti, işçi-işveren ilişkilerini, emek-değer ve ücret ilişkilerini, toplumumuzda ve dünyada hasbel kader incelemeye ve sorular sormaya başladım. Ücret neye göre belirleniyordu? Kim belirliyordu? Bizim toplumumuzda konuyla alakalı bilinç ne idi? Olan bilincin dinle bir alakası var mıydı, varsa nasıldı? Ücret adaleti olabilir miydi? Tarihte bu konular nasıl çözülmüştü? Dinler, ideolojiler ve kültürler bu konuya ne diyordu? Gibi bir çok soruyu sorup cevap aramaya başladım. Bu soruları sorduğum işverenler beni solcu, sosyalist ya da komünist olmakla suçladıkça kuşkularım derinleşti. Yaşadığımız çağın sahibi Batı olduğu  için doğal olarak konuya modern Batı’nın iktisat tarihiyle başladım. Genelde insanlık özelde İslam dini ve tarihinde emeğin konumunu incelemeye ve okumalar yapmaya başladım. Konuyla alakalı sendikal örgütlenmeler sırasında konuşmalar yapıyordum fakat yazmıyordum. İlk olarak 2004 Avrupa Sosyal Forumu Türkiye Hazırlık Toplantısı’nda yaptığım konuşmanın metnini Özgün İrade dergisine verdim. Aynı yıl iki yazı daha verdim, bir geri dönüş olmadığı için devam etmedim fakat okumaya ve notlar almaya devam ettim.

Ezgi Çelik: Üstad, “Allah Emekten Yanadır” diyorsunuz -amenna-, Hayır, öyle değil diyenler mi var da böyle bir ismi tercih ettiniz?

Hasan Köse: Evet. Modern Batı’nın hemen tüm düşünürleri bunda ittifak ettiler ve ilahi olan her şeye karşı tutum aldılar. İlahi dinleri “temsil edenler” de onlara karşı “hayır, öyle değil, işte şöyle şöyle hükümleriyle anlıyoruz ki, Allah emekten yanadır” demediler/diyemediler. Din merkezli düşünenler bu konuda ikiye bölündü. İlki bir taraftan “Piyasanın Rabbi Allah’tır (cebri bir kadercilikle) pazara kimse karışmamalı” deyip emeğin metalaşmasına çanak tuttular, çünkü bu anlayış “emeğin de diğer mallar gibi bir fiyatı vardır” anlayışının kabulüne dayanıyordu. Diğer taraftan dinlerin alimlerinin, Allah’ın yeryüzüne gönderdiği Tevrat, İncil ve Kur’an-ı Kerim’den konuyla alakalı hükümler bulmak gibi bir çabaları olmadı ya da bulamadılar. İşin doğrusu bunu hâlâ bulamadılar. Elbette o zamanlarda da şimdi de “Irgatın ücretinden kesen de kan dokuyor” diyen Tevrat, “… İşçi kendi ücretini hak eder…” diyen İncil, ve “Kişiye emeğinden başkası yoktur” diyen Kur’an-ı Kerim’in taşıyıcıları ırgata ne kadar verilmeli, işçi ürettiğinden ne kadarını hak eder ve “kişinin sa’yinin/emeğinin” ne kadar edeceğini aynı kaynaklara ve bu kaynakların ilk uygulayıcıları olan peygamberlere bakarak kaybolanın ne olduğunu tespit ve tebarüz ettiremediler. İkinci grup da yine Batı’nın kendi içinden güçlü bir muhalefet olarak çıkan “sosyalist düşüncelerden” etkilenip, “Evet, işte böyle olmalı” diyenlerdir ki, bu iki aklın ikisi de eklektiktir ve sonucu entegrizm olmuştur. Bunlara bakan sol ideologlar da “Eğer Tanrı emekten yana olsaydı, Yahudi, Hıristiyan ve Müslümanlar emek yanlısı ve sömürü karşıtı olurdu ve egemenlere muhalefet ederlerdi. Demek ki Tanrı bunların kendi realitelerini doğrulayan, kendi yarattıkları bir düşünceden ibaret” dediler.

Ezgi Çelik: Sayın hocam, işçi-patron veya işçi-işveren ilişkisinin kadim kültürler ve günümüz karşılaştırmasını yapabilir miyiz?

Hasan Köse: Bunu iki temelde yapabiliriz. Biri ilişki akdi açısından, diğeri de iş türü açısından. İlişki akdi bakımından tarih boyunca işiçi–işveren ilişkisi en temelde üç biçimde olmuştur. Bunların ilki köleliktir ki, çalışanın bedeni tamamen çalıştırana aittir. İkincisi ecirlikdir ki, belli zaman aralıklarında veya belli parça veya miktarlarda yapılan işin karşılığı olarak daha baştan belirlenen belli bir ücret  karşılığı çalışmalardır. Üçüncüsü de emek-sermaye ortaklığıdır ki, bunda bir taraf sermayesini, diğer taraf emeğini koyar. Baştan belli bir miktar veya üretilecek değer üzerinde belli bir oran olarak anlaşılır. İş türü açısından ise ilki ticari karşılığı olan mal ve hizmet üretimidir. Bunda emek ve sermayenin birleşimi sonucu ortaya bir değer çıkmıştır ve bunun da bir pazar değeri vardır. Tarım, hayvancılık ve her türlü sanayi üretimi ve ticaret. İkincisi son hizmet durumudur ki, emek birine hizmet etmektedir ve bunun karşılığında hizmet ettiği kişi bir artı değer elde etmemektedir. Hizmet şahsa münhasırdır. Bir evde hasta bakmak, yemek yapmak, temizlik yapmak gibi. Üçüncüsü de kamu hizmetidir ki, bu da en küçük vakıf görevlisinden en büyük yöneticisine, en düşük kamu hizmetlisinden devlet başkanına kadar olan tüm hizmetlerdir.

Ezgi Çelik: Üstad, İslâm temelli baktığımızda tüm çalışanların eşit ücret mi alması gerekiyor?

Hasan Köse: Hiçbir işin ve hiçbir işçinin ücreti eşit olmaz, çünkü hiçbir iş ve işçinin durumu aynı değildir. İş aynı işçi emeği farklı, emek aynı işin durumu farklı olabilir. Ücret konusunda eşitlik aynı şartlarda ve sonuçlarda ecrin aynı olması anlamına gelebilir. Ücretin eşitliği ve adaleti meselesi, ortak işlenen bir suçun tespiti ve cezasının dağılımında suçu işleyenlerin akıl şartından başka kim olduğuna bakılmaması ve suça katılımları oranına göre dağıtılması gibidir. Birincisi eşitlik, ikincisi adalettir. Üretim, emek, değer ve ücret meselesinde eşitlik, emek açısından sınıfsal bazda asgari bir paylaşım değeri olmakla birlikte ne sermayedarlar ne de emekçiler arasında bir muhasebe değeri değil, ahlaki ve hukuki bir değerdir. Yani toplam üretim değerinin emekçilerle sermayedarlar arasında eşit bölüşülmesi emekçiler açısından bir asgari değerdir fakat sınıflar kendi aralarında üretime kattıkları değer kadar pay alırlar. Kişiye has hizmetlerde ise hizmet edenin ücreti hizmet alanın yaşam standardına endeksleneceği ve toplumda çok farklı gelir gruplarından insanlar olacağı için aynı işi yapan iki evin hizmetçisi iki evde farklı ücretler alacaktır. Kamu hizmetinde eşitlik düşünülebilse de, kişinin çalışmaya başlamadan öce geçirdiği eğitime verdiği emeği göz önüne aldığımızda, kamu işi yapan bir kol gücü çalışanı ile işin planlayıcısı, uzun tahsil sonucu uzmanlaşmış bir çalışanın ücretinin aynı olamayacağı da ortadadır. Dolayısıyla ücrette eşitlik olmaz, insanların karıştırdığı kamu nimetlerinin bölüşümünde herkesin eşit haklara sahip olması nedeniyle dağıtılan kamu rantının veya geçimlik yaşam gelirinin (living wages) eşit olmasıdır. Fakat bu bir ödemedir, ücret değildir. Belli bir çalışma karşılığı değildir. Evet, sosyal adalat alanında mutlak eşitlik işlemeli. Çalışırken Cumhurbaşkanı ile müstahdem arasında fark olabilir fakat yaşlılık aylıkları eşit olmalı.

Ezgi Çelik: Üstad, bu söyledikleriniz modern üretim ilişkileri içinde yaşam bulabilir mi?

Hasan Köse: Elbette uygulanamayacağı bir alan yok. Yalnız nerede hangisini uygulayacağımıza karar verelim, o kadar. Beyan edilen rakamlara göre KOÇ Holding 2011 de % 8 kâr etmiş, % 8 personel harcaması yapmış. Yani tüm masraflar ve vergi çıktıktan sonra % 16 net kârı yarı yarıya bölmüş, eğer verdiği rakamlar doğruysa. Faiz ve rant yoluyla kâr edebilmenin yolları da kapatılırsa bu rakamların ikisinde de gözle görünen rakamlarda artışlar olacaktır. Hele ki ücretler net kâra endekslenirse hiçbir işletme sistemden değer kaçıramayacaktır. Çünkü tüm çalışanlar sisitemi an be an kontrol edecektir. Kamu da bu işten vergi kaçağını sıfıra yaklaştırarak kazançlı çıkacaktır.

Ezgi Çelik: Üstad, bu sistem uygulanırsa işçiler bugünkü ücretlerinden daha fazla ücret mi alırlar, yoksa ücretleri daha mı düşer?

Hasan Köse: Kamu çalışanları toplum ortalamasına yerleştirileceği için ücretleri ciddi miktarlarda artacaktır. Diğerlerinde değişken fazla olduğu için hem düşüş hem de artış olabilecektir. Örneğin işveren, işçisinin çoluk çocuğuna bakmak zorunda değildir. Eğer çalışan günlük 8 saat çalıştığı halde çoluğunu çocuğunu geçindirebilecek bir değer yaratamıyorsa, sosyal adalet/social justice ve dolayısıyla sosyal devlet devreye girecektir. Bu, son ekonomik kriz döneminde Japonya’da ve bir çok ülkede olduğu gibi, üretime devam etmeleri şartıyla işçilerin ücretlerini ödeme şeklinde ya da doğrudan ailelere sosyal yardım şeklinde yapabilir.

Ezgi Çelik: Sayın hocam, rıza konuyu meşru hale getirmez mi?

Hasan Köse: On bir yaşında bir kızın ailesinin baskısı altında altmış yaşında bir adamla evlendirilmesinde nikahın rıza şartının tahakkukunu var sayabilir miyiz? Hayır. Neden? Birinci olarak rüşt yok, ikinci olarak da kişinin serbest seçimini yapabileceği şartlar yok. Bu sebeplerden dolayı kamu akti yok sayar ve zorlayıcıları zorlama sebep ve ilişkilerine göre cezalandırır. İslam’dan yola çıkılarak toplumun her ferdi için havaic-i asliyesinin/temel yaşam giderlerinin garanti altında olmadığı beldelerde yapılan iş ve hizmet akitlerinin sıhhatine hüküm vermek zor. Belki Müslüman’ın -açlık tehlikesi karşısında- domuz eti yemesi mesabesinde bir ruhsat bulunabilir. Kaldı ki İslam kişiler ile vicdanları arasına girebilecek her türlü engeli kaldırmak için gösterilen çabaya cihat der. Bu salt iman ve küfür açısından değil, kişi ile Allah’ın nimetleri ve diğer insanlar arasındaki ilişkileri bağlayan her türlü akdi de ihtiva eder.

Ezgi Çelik: Sayın hocam, işveren işçilere geçinebileceği kadar ücret verse olmaz mı?

Hasan Köse: Olmaz. Neden olmaz? Çünkü ücret yalnızca emekçi ve ailelerinin bir geçim ve yaşam meselesi değil, aynı zamanda bir ekonomik adalet/ekonomic justice ve dolayısıyla mülkün döngüsel sürekliliğini sağlama meselesidir de. Yani ister devlet eliti olsun ister sermaye sınıfı mülkün belli bir zümre veya sınıf elinde temerküz edip kangrenleşmesini önleme meselesidir. Mülkün dolaşımının sağlıklı akışını sağlamanın temel ve meşru iki yolu ve yönü vardır. Bunlar faal emek ve aktif (risk alan) sermayedir. Bunun dışındaki tüm yollar temerküze, sınıflaşmaya, kastlaşmaya ve toplumsal çözülmeye, fitne ve fesada gider ki onun da sonu hep helâk olmuştur.

Ezgi Çelik: Üstad, dünyanın durumu malum. Böyle bir sistemde rekabet  nasıl olacak? Çin’de bir tas pirince bir gün çalışıyorlar?

Hasan Köse: Modern Batı ücret aklı ki bugün dünyada ve Türkiye’de de egemen olan akıldır, ücreti işletme giderleri arasında maliyetin içine koyarak düşünür. Bu akla göre ücret sermayenin işçiye verebilceği maksimum değerdir. Buna yalnız sermaye sahibi patronlar değil, işçiler de inanır. Hatta Doğu’ya doğru gelindikçe buna “iş vermek”, “ekmek vermek” gibi feodal, sınıfsal bir üstten dille başa kakma da eklenir. Oysa az olsun çok olsun işçi ücretini hak eder. Yani işçiler her ayın başında fabrikanın önünden geçerken patronlar onları çağırıp para dağıtmıyor. Öyle olsaydı ona zaten ecir/ücret değil, yardım derdik. Emek olmadan değer üretimi mümkün değilken, sermaye olmadan değer üretimi mümkündür. Emek aklını ve enerjisini tabiatın nimetleriyle birleştirdiğinde değer ortaya çıkar. Fakat statik/birikmiş emek olan sermaye hangi halde olursa olsun emek ona değmeden -stokçuluk, faiz ve rant hariç- artmaz. Kaldı ki bunların olabilmesi için de yine birilerinin emek vermesi gerekiyor. Değer üretimi emekle sermayenin yatırımcı ile işçi üzerinden birleşimiyle gerçekleşmektedir. O halde üretilen değer üzerinde payları eşittir. Çünkü biri olmazsa diğeri tek başına üretemezdi. Bu, anne babanın çocuk üzerindeki ontolojik hakkı gibidir. Yani konu bir pazar-piyasa konusu olarak ele alınmadan önce bir ahlak ve hukuk meselesi olarak ele alınmalıdır. Üretilen değerin belli zümreler elinde toplanmasının, Allah’ın Haşir Suresi 7. Ayet-i Kerime’de “… Sakın ola ki servet; yalnızca bazılarınız arasında dolaşan bir devlete dönüşmesin…” diyerek dikkat çektiği tehlikenin ana kaynağı bu ücret aklıdır. Çünkü servetin temerküzünün ana nedeni budur. Bu, Allah’ın mülküne önce el koyarak, rant, faiz, kira ve spekülasyonlarla yürütülen sömürüyü inkâr etmemiz anlamına gelmez. Bunlar olmaması gerekenlerdir. Olması gereken ise üretim sürecinde eşitlik temelinde adil paylaşımdır. Bu sistem serveti sürekli bir dolaşım ve toplumu sürekli bir devinim içinde tutacağı için piyasa iktisadının en sağlıklı halini mümkün kılmaktadır. Servet, emek ve risk alan sermaye eğimli olarak sürekli akacağı için yalnızca patronların ismi ve sayısı değişecektir. Bu neden rekabete zarar versin ki? İşçiler çalıştıkları işletmeye hem emekleriyle hem de sermayeleriyle katılırlarsa ve belli prensipler ve periyotlarla girip çıkarlarsa rekabetle alakalı bir sorun yaşanmaz. İslam Medeniyeti’nin mirasçıları Müslümanlar kesinlikle bilmelidirler ki, Maltus, Ricardo, Lassalle ve Marks’ın ücret ve mülkiyet önermelerinden yola çıkılarak oluşmuş, modern ücret aklıyla kurgulanan dünyada, yeniden İslam’ın aydınlığına ve medeniyetine varılamaz. Bu açıdan, Allah’ın son Resulünün nasıl yaptığına bir daha bakmalıyız.

Röportaj: Ezgi Çelik – Milat gazetesi, 23.10.2014

Reklamlar

One thought on “Hasan Köse: “Marksist Felsefeyle Medeniyete Varılamaz”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s