Emeği Geçen Yazarlar / Felsefe-Düşünce / Mehmet Lütfü Özdemir

Yanlış Hayatlar

köşe5-mehmetlütfüözdemirKapitalizmin veya içindeki o sahip olmak virüsünün sana sonradan bulaştırıldığını, aslında bu trajedinin gerçek olmadığını göreceksin. Ölmeden önce olursan, yani olmak duygusu ile tanışırsan içinde yaşadığın hayatı da doğru yaşayabileceğini sakın unutma! Olmaya adım attığın andan itibaren içine gireceğin Hakikat yolculuğunda sana iyi yolculuklar diliyoruz…

“Dünya yanlış rolleri oynayan insanların ortada dolaştıkları bir sahnedir.” -Oscar Wilde-

Uygarlık koca bir ‘yanlışlık sahnesi’ aslında. İşte sen de bu yazıyla ilişkini kurabildiğin kadar sen olacaksın ve seni o sahneden indirmek için yazılan bu yazıyı okuduğunda gerçek yerini bileceksin. Çünkü senin yerin o sahne değil! Senin yerin sahnenin arkası da değil. Senin yerin bu mekânın olmadığı o yer! Korku duvarları ile örülmüş bu sanal sahne de, seni alkışlayanlar da yine sensin aslında! Sadece görmüyorsun! Etrafına örülen bu ego duvarı görmeni engelliyor, hepsi bu. Bırak kendini alkışlamayı! Kendini tanımıyorsun bile!

Kendini tanımadığın, kendini bilmediğin, kendin olmadığın bir dünyada elbette yanlış bir rolde yanlış bir hayat yaşayacaksın. Yanlış hayat doğru yaşanır mı? Sor bu soruyu kendine. Korkma, sor. Niçin yaşıyorsun? Yaşamak nedir? Yaşam nedir? Kendinin farkında mısın? Kendinle hiç yüzleştin mi? Hislerinin-duygularının, düşüncelerinin peşine düşüp; bu his, bu duygu ve bu düşünce bana mı ait, yoksa bunlar bana öğretilen şeyler mi diye sordun mu hiç? Sormadıysan yanlış yapıyorsun ve eğer sormadıysan bu yanlış üzerinden doğru zannettiğin bir hayatı sürdürüyor ve bunu gerçek sanıp yaşamaya devam ediyorsun.

Bırak ortada dolaşmayı, işi gücü bırak, çalışmayı, sağa-sola koşturup durmayı bırak, her ne varsa işte her şeyi bırak. Önce bırakmalısın. Tuttuğun, muhafaza ettiğin, koruduğun her şey aslında sana zarar veriyor, bilmelisin. Zarar veriyor, çünkü içinde en ufak bir sevgi ve merhamet kırıntısı olmayan bir hayatı daha ne kadar sürdürebilirsin. Sen olduğunu düşündüğün fakat gerçekteki sen ile alakası olmayan bir senin, sana zararını bir düşün önce.

Kendini aramaktan korkma, bırak korkmayı. Korku; en başta, daha sen henüz ne olup bittiğini anlamaya başladığın anda sana verilen o yanlış duyguyu bırak ve korkma. Kendinle yüzleşmekten, kendini bilmekten korkma. Korkmadığın vakit; kendinde kendinle birlikte çıkacağın o eşsiz yolculuğun ilk adımından zevk alacaksın. O ilk adım önemli, o adımı atmalısın. Hakikat yolculuğu diyoruz biz buna. İşte o yolculuğun ilk adımı kendini bilmekten geçiyor.

Kendini bilmek için ne yapmalısın? Nefsini bilmen gerekiyor. Nefs nedir, arzu nedir, bilmen gerekiyor. “İnsanın önünde iki trajedi vardır” der, Oscar Wilde. İlki, arzularının tatmin olmaması, ikincisi ise olması. İnsanın kendisi ile ilgili her şey trajedidir aslında. Trajedidir, çünkü bu trajedi ona giydirilmiş bir ‘akıl’ gömleği gibidir. Uygarlık aslında bize giydirilen ‘akıl gömleği’dir ve akıl, trajedinin diğer adıdır. Tek başına akıl insanı kendinden uzaklaştıran, kendisine ve doğasına yabancılaştıran bir olgudur. Bu bağlamda trajedi, insana zorla dayatılan, öğretilen ve onu kendisi olmaktan uzaklaştıran, doğaya yabancılaştıran her şeyin diğer adıdır. Çünkü gerçek yaşamda acı, hüzün, korku, kötülük ve mutsuzluk yoktur. Sınıfların, sınırların, savaşların, sömürünün ve saldırının olmadığı bir yeryüzü cennetinde elbette sevmek, sevinmek, mutluluk, aşk, özgürlük olacaktır.

Sessizliği yakalamaya çalışan insanlar, kendini bilme yolundaki o ilk adımdan çok daha fazla adımı atabilmiş insanlardır. Kendini Dinleme adlı yazıda bunu anlatmıştım. Kendini dinleme, çünkü o gerçek sen değilsin. Sessizlik ile bağını güçlendirmen gerekiyor öncelikle. Çünkü mevcut seni dinledikçe içinden çıkamayacağın bir labirentte bulacaksın kendini. Mevcut senden kopuşu gerçekleştirmen gerekiyor öncelikle.

Trajedi sanaldır, yapaydır, sonradan insan eliyle yaratılmış bir şeydir. Kökeni uygarlığın tarihi ile aynıdır. Tıpkı yalan, talan, dolan, savaşların kökeni gibi. Sana çocukken korkmanı söyleyen ve korkunun, acının, mutsuzluğun var olduğunu söyleyen ebeveynlerin kadar trajiktir aslında bu sanallık. Yani aslında sana ilk trajediyi yaşatan ailen olmuştur. Bu konuyla alakalı olarak da Egoloji adlı yazımıza bakılabilir. Egoloji yerine trajedi şeklinde okuyun, ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Konuya dönecek olursak, insandaki nefs denilen şey aslında ‘tatmin edilmemiş arzulardır.’ Burada önemli olan husus şudur ki, insan nefsini kendisi mi kontrol ediyor, yoksa edilgenlik gösterip içinde doğduğu sistemin istediği şekilde kontrol mü ediliyor? Elbette ikincisi! Neden mi? Çünkü uygarlık komplosunun başlangıcı ile birlikte geldiğimiz, yani içinde yaşadığımız bu çağda, uygarlık krizi bize bunun böyle olduğunu göstermiştir. İnsanın trajedisi aslında uygarlık ile başlamıştır. Yani senin trajedin uzun zaman önce başladı! Yani sen, gelecekten korkan, gelecek kaygısı taşıyan, doğaya güvenmeyen, bırak doğaya güvenmeyi kendine bile güvenmeyen, kendine güvenmediği gibi etrafındaki hiç kimseye güvenmeyen, eşi, dostu, arkadaşı olmayan, tek yaşamayı özgürlük zanneden, bireyci, çıkarcı, bir gün köşeyi dönme arzuları güden birisin. Ve yine sen, arzularını kontrol edemediğin için sistem tarafından ‘tüket, itaat et ve geber’ talimatıyla yönlendirilen birisin. Sana saldırmaya devam edeceğim, çünkü ben senin safra kesenim. Çünkü sen iraden ile arandaki bağları koparmış birisin. Bir iraden olduğunu unuttun! Şimdi bu yazı ile birlikte sana aslında senin bir iraden olduğunu anlatmak istiyorum. Tatmin edilmemiş arzuların var, evet keşfetmekten ve bilinmezlikten korkma, arzularını tatmin et, et ki nefsini tanıyabilesin.

Ancak sorun şurada, arzularını tatmin ederken, bunun gerçekten ihtiyaç mı, yoksa ihtiras mı olduğunu birbirine karıştırmaman gerekiyor. İşte tam olarak burada irade dediğimiz olgu devreye giriyor. Buraya dikkat! İraden eğer senin elindeyse, yani sen bir iraden olduğunun farkına vardığında, işte o irade ile nefsin de senin kontrolün altında olacak demektir. Böylelikle, ihtiyacın olmayan hiçbir şeyi satın almayacaksın, israftan uzak duracak, yalan söylemeyecek, mutsuz olmayacaksın! Bak ne kadar önemliymiş değil mi bu irade dedikleri şey? Devam edelim. Dolayısıyla iradeli biri olduğunda tatmin edilmemiş arzularının da farkında olarak yaşayacaksın. Kendini tanıdıkça, bildikçe sen de açığa çıkacak olan ‘gerçek sen’ olacaksın. Evet, olacaksın! Olmak için iradeyi duygusal zekâ ile güçlendirmen gerekiyor. Sezgilerine ihtiyacın var. Hislerinin güçlenmesine ihtiyacın var. Sana dayatılan, zorla öğretilen duygulardan sıyrıldıkça ulaşabileceksin buna da. Gerçek seni tanıdıkça ve onunla birlikte yaşadıkça mutsuz olmayacaksın. Ve iradeli biri olarak sen, ihtiraslarının yani dayatılan arzuların peşinden değil, ihtiyacın olan arzuların peşinden gideceksin. Ve böylelikle yorulmayacak, enerjini heba etmeyeceksin. Demek ki iradeli olmak ilk başta geliyor, iradeli biri olduğunda nefsini tanıyorsun, nefsini tanıdıkça kendini biliyorsun ve kendini bildikçe, bu tekâmülü doğru bir şekilde devam ettirdikçe, yani iyilik, sevgi ve merhamet üzere doğru bir hayat yaşadıkça, yani paylaşıp, güvenip, dayanışma içinde oldukça Hakikat yolunda olmuş oluyorsun.

Kapitalizmin veya içindeki o sahip olmak virüsünün sana sonradan bulaştırıldığını, aslında bu trajedinin gerçek olmadığını göreceksin. Ölmeden önce olursan, yani olmak duygusu ile tanışırsan içinde yaşadığın hayatı da doğru yaşayabileceğini sakın unutma! Olmaya adım attığın andan itibaren içine gireceğin Hakikat yolculuğunda sana iyi yolculuklar diliyoruz. Büyük bir okyanusa doğru aktığını hissettikçe cenneti yeryüzünde yaşayacaksın.

Theodor Adorno’nun dediği gibi: “Yanlış hayat doğru yaşanmaz.”

Mehmet Lütfü Özdemir – akilvefikir.org

———————

* Bu yazının başlığını ‘İnsanın trajedisi’ şeklinde de okuyabilirsiniz

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s