Ali Bal / Devlet Tartışması / Din / Emeği Geçen Yazarlar / Yorum-Analiz

İslam Devleti ve İslamsız İslamcılık

köşe8-alibalMüslüman toplum, 90’lı yıllara gelinceye kadar İslam’ı camiye-dört duvar arasına hapseden, onu siyasal-kamusal alandan süren, dini mistik bir tatmine indirgeyen ideolojik operasyona ilaveten dindar kesimin kendi içinden çıkan ve İslam’ın siyasal içeriğini boşaltarak devletsiz bir İslam algısını ön plana çıkaran yeni bir zihinsel ve siyasal ifsat dalgasıyla karşı karşıya kaldı. 

Yeryüzünde fitne kalmayınca ve din yalnızca Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın” (Bakara: 193, Enfal: 39) ayetinden de anlaşılacağı gibi, İslam, yeryüzünde barış ve adaletin hâkim olmasını amaçlayan ve bu nedenle yeryüzünde barış ve adaleti ortadan kaldırarak zulmü, ifsadı, tuğyanı hâkim kılmaya çalışan küresel egemenlere, onların kurumsal varlıkları olan devletlerle ve paktlarla savaşmayı emreden bir dindir. İslam, İslam toplumu üzerinde referansları İslam/Vahiy olmayan ideolojilerin ve onlara dayalı siyasal sistemlerin/rejimlerin iktidar olmasını kabul etmez. Müslümanlar İslam toplumu olarak kendi devlet örgütlenmelerini oluşturmadıkları sürece ‘tabiat boşluk kabul etmez’ ilkesi gereği başka dünya görüşleri/ideolojiler ve bu ideolojilere dayalı sistemler mevcut boşluğu dolduracaklardır.

Örneğin aklı başında hiçbir Müslüman, inancı gereği ne komünist, ne faşist, ne de laik bir yönetim altında yaşamak istemez. Fakat özellikle modern çağda Fransız İhtilali’nin etkisiyle dinlerin siyasal ve kamusal alandan çekilmesi, diğer taraftan da modern çağ ideolojilerinin yükselişe geçmesiyle birlikte İslam toplumlarında boşalan veya zaafa uğrayan bu alanın, sözünü ettiğimiz yükselen ideolojiler tarafından doldurulduğu bir sürece girildi. Modern çağ ideolojileri İslam toplumlarında haksız olarak işgal ettikleri bu alanda kalıcı hâkimiyetlerini pekiştirmek için söz konusu toplumların zihin yapısını bu doğrultuda dönüştürmek zorundaydılar. Bu ideolojilerin hemen hepsi felsefî açıdan materyalist ideolojilerdi. Fakat aleni bir materyalizmle İslam toplumlarının karşısına çıktıkları takdirde söz konusu toplumların kendilerini onaylamayacağını, onlara iktidar vermeyeceğini bildikleri için bunun yerine dinle devletin varlık alanların ayrı olması gerektiği (laiklik) şeklinde daha politik bir söylem geliştirdiler.

Bu söylem çerçevesinde kendilerinin materyalist -popüler adı ile “dinsiz”- olmadıklarını, aksine dinin siyasal amaçlarla sömürülmesine karşı olduklarını ifade ettiler ve bu şeklinde bir diyalektik oluşturdular. İslam toplumlarının son yüz elli yıllık siyasî hayatının bu diyalektiğin hâkimiyetinde geliştiğini temel bir gerçek olarak tespit etmeden bu meseleyi anlama imkânımız yoktur. Buna göre, din, insan varlığının mistik/ruhanî yönü ile ilgili bir konudur ve Allah ile kul arasındaki özel bir meseledir. Dolayısıyla dinin siyasetle-devletle herhangi bir ilgisi yoktur. “Dinciler” din üzerinden siyasî rant elde etmek için dinle devlet işlerini birbirine karıştırmakta, dini siyasete alet etmektedirler. İslam toplumları bu ve benzeri iddialar üzerinden korkunç bir operasyona maruz bırakıldı. Buna itiraz eden insanlara karşı devreye sokulan “gerici” ve “yobaz” suçlamalarıyla İslam toplumları psikolojik bir çöküntü içine sürüklenmek istendi. Bunda büyük oranda başarılı olunduğunu belirtmemiz gerekir.

Her şeyden önce devlet, bir toplumun en üst düzeyde siyasal örgütlülüğü demektir. İslam, Müslümanlara bu anlamda bir örgütlülüğü emreder: “Şüphesiz Allah, size emanetleri ehline vermenizi ve hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Bununla Allah size ne güzel öğüt veriyor; doğrusu Allah, işitendir, görendir. Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Elçi’ye ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin; eğer bir şeyde çekişirseniz onu Allah’a ve Resul’üne götürün, şayet Allah’a ve Resul’üne iman ediyorsanız, bu hayırlı ve sonuç bakımından daha hayırlıdır.” (Nisa: 58-59).

Kur’an ayetleri Müslümanları tek millet kabul eder. Bu tek millet, kendi yöneticilerini kendi içinden çıkaracaktır. Müslüman olmayanların İslam toplumu üzerinde velayet (siyasî temsil) hakkı yoktur. Yaşadığımız çağda “Müslüman olmayanlar” derken nüfus kimliğinde din hanesine Hıristiyan veya Yahudi yazılanları anlıyorsak boşuna konuşuyoruz demektir. Bir şahsın, grubun, hareketin, oluşumun, partinin, örgütün vs. adına ne derseniz deyin görünürde kimliği ne olursa olsun, içinden çıktığı toplum itibariyle adı ne olarak geçerse geçsin, İslam açısından hiçbir şey ifade etmez; onun İslam toplumunu temsil edebilmesi, İslam toplumu adına icraatta bulunabilmesi ve karar alma hakkına sahip olabilmesi için referansının yüzde yüz İslam/Vahiy olması gerekir.

Bir kimse ismen veya resmî kimlik açısından Müslüman ise ve fakat İslam’dan başka herhangi bir ideolojik-felsefî disipline inanmışsa ve bu disiplin onun temel referansıysa veya tağutî güçlerin namına Kitab’ın gerçeklerini çarpıtıyor, tahrif ediyorsa, böyle birinin veya böyle bir siyasî oluşumun İslam toplumunu temsil etmeye, onun adına yasa yapmaya, karar almaya hakkı yoktur. İslam toplumunun da bu kadrolara iktidar vermesi, özellikle Nisa Suresi’nin 59. Ayetindeki “emanetlerin ehline verilmesi” emrine aykırıdır, dolayısıyla İslam toplumu olma özelliği ile bağdaşmayan bir durumdur. Bu takdirde toplum, kendi inançlarıyla çelişmiş olur.

Emanetin ehline verilmesi ilkesi -meseleye ayetin anlam bütünlüğü içinde bakıldığında- birinci derecede emanetin tevdi edileceği kimsenin Mü’min olmasını gerektirir. Arkasından takip edilecek husus, emniyet (güvenilirlik) ve adaletle birlikte Allah ve Resul’ünün koyduğu sınırlara riayettir. Temsiliyet ve velayet hukukunun Kur’anî temellerini ayrı bir yazı konusu olarak not edelim. Şu kadarını belirtmek gerekir ki, İslam toplumları yüz elli yıldan beri kendi inanç dünyalarına ait olmayan, materyalist, laik-seküler kadrolar tarafından temsil edildiği ve mevcut anayasalar bu doğrultuda yapıldığı için mevcut sistem ve bu sistemi işleten kadrolar tarafından ifsada maruz bırakılmıştır. Müslüman zihin öylesine darmadağın edilmiştir ki, bugünkü şartlarda Müslümanlar maalesef kendi hukuklarına sahip çıkacak durumda değildir.

Müslüman toplum, 90’lı yıllara gelinceye kadar İslam karşıtı güçlerin, İslam’ı camiye, dört duvar arasına hapseden, onu siyasal ve kamusal alandan süren, dini mistik-ruhsal bir tatmine indirgeyen ideolojik operasyonuna ilaveten dindar kesimin kendi içinden çıkan ve İslam’ın siyasal içeriğini boşaltarak devletsiz bir İslam algısını ön plana çıkaran yeni bir zihinsel ve siyasal ifsad dalgası ile karşı karşıya kalmıştır. Bugün iktidar koltuğunda oturan İslamcılık işte böyle bir İslamcılıktır. Bu bakımdan bizim sözünü ettiğimiz İslam Devleti tezini, içi boşaltılmış, “İslamsız İslamcılık”la karıştırmamak gerekir. Hâl-i hazırdaki -hâkim- İslamcılık anlayışı, fıskın ve fesadın önünü kesmek, servetin ezilen sınıf aleyhine zengin sınıfın elinde yığılmasını önlemek, herhangi bir tağutî gücün tahakkümüne rıza göstermemek, küresel hegemonyanın siyasî, iktisadî ve askerî paktlarına dahil olmamak gibi İslamî erdemlerden feragat ederek -küresel güçlerin göz yumması sonucu- iktidar olmuş bir İslamcılıktır. Her şeyden önce bu “İslamsız İslamcılık”la İslam’ın mazlumdan, ezilenden yana olma ve küresel hegemonyayla uzlaşmama esasına dayalı İslamcılığı kesin olarak birbirinden ayırmak gerekir.

Tevhid, şirk, tağut, cihad gibi temel İslamî kavramları devre dışı bırakan, “Muhafazakâr İslam”, “Ilımlı İslam” gibi Batı’cı, reel politikçi, uzlaşmacı ve teslimiyetçi bir İslamî form üzerinden İslam Devleti kavramını mahkûm etmek insaflı bir tutum olmaz. Bugünkü form, küresel hegemonyanın icazeti ile devlet erki eline teslim edilmiş sahte bir İslamcılığın devletçiliğine uyar ki, biz buna İslam Devleti demiyoruz. Samiri’nin buzağısına uyan devlet işte bu devlettir ve Kur’an, onu gönüllerine yerleştiren İsrailoğullarına “müşrik” diyor.

Sözünü ettiğimiz İslam Devleti’nin referansı Kur’an’dır ve bu devlet, yönetme hırsıyla hareket edenlere imkân tanımaz. İslam Devleti, On Emir’de kendisine “Öldürmeyeceksin” ilkesinin indirildiği Hz. Musa’yı, iki tarafı da dinlemeden karar verdiği için pişman olup Allah’tan af dileyen Hz. Davud’u, Kral-Peygamber olarak dönemin cihan devletini yönettiği halde karıncayı dahi incitmeyen Hz. Süleyman’ı referans alan bir devlettir; Nemrutları, Firavunları, Karunları referans alan bir devlet değil.

Bu itibarla İslam Devleti, ezmeyen, sömürmeyen, yeryüzünün zenginliklerini talan etmeyen, aksine bunları yapanlara engel olan, anayasasını Tevhid ilkesi -kula kulluğu ret- ve iyiliği emredip kötülükten menetme esası üzerine bina eden, Mü’min’in saf ve berrak öte dünya algısından neş’et eden ve bu algının kamu vicdanında dal budak salması ile ortaya çıkan bir devlettir. Ezmek, sömürmek şöyle dursun, aksine bunlara engel olmayı şiar edinmiştir o.

Ahiret kavramı insanların kalplerine pek az yerleşebildiği, derinlere kök salamadığı için tarih boyunca kurulan devletler ekseriyetle erdemli şehrin devleti olamamıştır hiçbir zaman. Bunlar, sınıflı toplum yapısı içinde seçkinlerin/aristokratların, sermaye sınıfının ya da ruhban sınıfının devleti olmuştur. Buradan yola çıkan insanların zihinlerinde -doğrusu üretilemediğinden- doğal olarak zihinlerinde her zaman öcü, asık suratlı, çatık kaşlı, adalet ve merhametten nasibini almamış, ezen, sömüren, katleden, perde arkasında karanlık işlerin çevrildiği bir devlet tasavvuru hâkim olacaktır.

“Çizdiğiniz devlet profili ideal olandır ve bunun reelde karşılığı yoktur” denilecek olursa şunu söyleriz: Neticede Kur’an böyle bir profil çizmektedir. Bu da en azından insan istediği takdirde bunun olabileceğini gösterir. Aksini iddia etmek insana güvenmeyen, meseleye karamsar bakan bir yaklaşımın ürünüdür. Kur’an, tüm eksiklik ve zaaflarına rağmen insana değer vermektedir (bkz. Bakara: 30-38). En azından Mü’min vasfına sahip olan insanların, İslam toplumunun siyasî varlığının, bağımsızlığının/egemenliğinin teminatı olan İslam Devleti’ni sair devlet tasavvurlarından ayrı tutmak gerektiğini biliyor olmaları gerekir.

Ali Bal – akilvefikir.org

Reklamlar

2 thoughts on “İslam Devleti ve İslamsız İslamcılık

  1. Geri bildirim: Islamcılık Arşivi | Serdargunes' Blog

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s