Devlet Tartışması / Emeği Geçen Yazarlar / Lütfi Bergen / Yorum-Analiz

Yöneteni Yöneten Teb’a

köşe19-lütfi-bergenYüz elli yıldır İslâmcılığın Türkiye’de yapmaya çalıştığı şey “iktidarı belirleyen” dili geliştirmeye yöneliktir. İktidarı belirleyip, özgürlük alanı açarak Müslümanların kamusal alana dâhil olmak iradesi koymaları, özel hukuk alanında Osmanlı’ya nazaran daha zayıf hayatların ortaya çıkmasına yol açıyor.

Osmanlı’nın iktisadi hayatını ayakta tutan “reaya”nın ya da teb’anın, devletin tüm giderlerini ve savaş masraflarını hatta cami-köprü-bedesten gibi beledî hizmetlerin yapım masraflarını üstlenmek karşılığında “adalet” ve “dirlik” talep ederek kazandığı bir “İslâmi hayat” gerçeğinden söz ediyoruz.

Osmanlı’da Müslümanlar “yönetilmekle yöneten” bir sınıf olarak zuhur ettiler ve bunun adalet-hukuk arayışı içinde tahkimini sağladılar. Şerif Mardin, Hegel’in sivil toplum tarifini verir ve bunu Osmanlı İmparatorluğu içinde arar: “Hegel için sivil toplum içinde yaşayan kişilerin yaşamasını sağlayacak bütün faaliyetleri içeren, yapılı ve organize bir iktisadi sistemi, bir hukuk sistemi ve bunların düzenli bir şekilde çalışmasını sağlayacak otoriteye sahip bir ‘cemaat’tir. Osmanlı İmparatorluğu’nda yapılı (structured) ve organize bir cemaat mevcuttur. Bu cemaatin aynı zamanda bir iktisadi ve bir hukuk sistemi vardır. Fakat bu cemaat düzeni sağlayıcı otoriteden yoksundur. Bu otorite devlet monopolündedir.” (MARDİN, 1990: 19)

Mardin, Müslümanların hukuk arayışlarının özel hukuk alanına yerleştiği, özel bir mülkiyet alanı kurduğu, böylece ‘genel özel hayatın’ Örf-i Sultani’den (laik hukuk) uzakta korunmuş olmasından dolayı sivil toplumun varlığını ileri sürmenin yanlış sayılamayacağını düşünür. (MARDİN, 1990: 16- 25)

Müslümanlar, özel hukuk geliştirdikleri ve Sultan’ın Sultanlık hakkının hakkaniyetini sorgulamadıkları için hep teb’a (uyruk) kalmış oluyorlar ama Sultan’ın da müdahil bulunmadığı bir alan kazanıyorlardı. Bu konuda İnalcık, Mardin’in yaklaşımlarını tasdik etmektedir: “Büyük sultanların hizmetindeki (ulema), ‘hükümdara öğüt’ (nasihatu’s- selatin) edebiyatı içerisinde, bu uygulamaları ve kavramları sunmuşlardır (…) Bu nedenle akıllı hükümdar, kendi egemenliğini korumak ve gücünü artırmak istiyorsa, reayaya adaletle muamele etmeli, zulümden kaçınmalıdır: ‘Adalet mülkün temelidir’. Müslüman devletlerinde tüm bürokratik örgütlenme bu felsefeye dayanır. Bu pratik devlet teorisi, mutlakiyetçi güç-devlet kavramıyla adalet kavramını bağdaştırmakta idi (…) Divan-ı Hümâyûn, bizzat Padişah’ın başkanlık yapması gerekli bir yüksek adalet divanı sayılmakta; sıradan yurttaş dahi devleti temsil edenlere karşı şikâyetini oraya gelip şahsen ifade edebilmekte idi.” (İNALCIK, 2000: 46)

Garip bir köylü olup Sultan’ın kapısında şikâyet dile getirmek 21. yüzyılda ulaşılması zor bir hayal. Yöneten bir Müslümanlık hırsı ile ortaya çıkan İslamcılık algımızın Mısır (Arap) ve İran’da tanımlanmış siyasi-iktisadî modellerle benzeştiğini ama Anadolu’daki İslam-siyaset ilişkileri ile ilgili uygulamaların farklı özellikler taşıdığını söylüyoruz. Anadolu’daki modelin Anadolu’ya has ve herkesi harmanlayan özellikler taşıdığı açıktır. Anadolu’daki İslamcılık düşüncesi “iktidarlaşma” siyasetinin dışında bir mecrada yürümüştür. Bir siyaset tarzı olmanın ötesine geçip bu topraklarda yaşayan herkesin can-mal-maişet-geçim-dirlik meselesine cevap üretmek üzere şekillenmiştir.

Şu konuyu unutmamamız gerekmektedir: Anadolu İslamcılığı, Anadolu Nizâmı, bu topraklarda yaşayan insan ve toplulukları inançlarına göre kompartımanlara ayırmamış, üretim yapan herkesi “Şeriatın kestiği parmak acımaz” cümlesinde ifade edilen bir iktisadî adalet duygusuna taşımıştır. Bu nedenle Anadolu Aleviliği dahi İktisadî Sünnilik olarak temayüz edebilmiştir.

Eğer dikkatle ve hamasetten uzak bir zihnî inşa ile düşünmeyi başarabilirsek ‘hükümdara öğüt’ (nasihatu’s-selatin) denilen geleneğin Kur’an’da zikri geçen tüm nebilerce amel edildiği de anlaşılabilecektir. Halen günümüzde İslamcı hareketlerin “devrim” söylemini kullanarak toplumsal değişmeyi belirlemeye dönük siyasetler geliştirmesi öncelenmiş görünüyor.

Şunu biliyoruz: Hz. Peygamber (a.s.v) Kâbe’nin tamiri ve Hacer’ul-Esved’in makamına yerleştirilmesi işini Mekke ileri gelenlerinin statülerini “devirerek” gerçekleştirmeye yönelmemişti. Hz. Peygamber (a.s.v) Mekke’nin fethi sonrası dahi Ebu Süfyan’ın ailesinden gelen “egemen” vasfını tasfiyeyi düşünmemiştir. İslam, egemenleri-siyasileri yıkmakla meşgul olan bir din değildir. İslam yönetenlerin de varlık temellerini kabul eden bir dindir. Nitekim Hz. Yusuf (a.s) da kendisini zindana atan Melik’in alaşağı edilmesi ile ilgilenmemiş İslam’ın toplumsal emaneti küresel bir kıtlık/afet ortamında nasıl koruyacağı meselesine yönelmişti.

Türkiye’de İslamcılık düşüncesi Kur’an kıssalarından muharrik bir “hareket” zihniyetine sahip görünmemektedir. Kur’an’dan beslenmeyen bir hareket fıkhı düşünce dünyamızı sarmış görünüyor.

Teb’a olmaya razı ama pazarlık gücü yüksek bir hukuk (fıkıh) ve iktisadi yapı (pazar) ile iktidarın karşısında varlık bulan Osmanlı Müslümanlığının “Yöneteni Yöneten Teb’a” statüsü kazandığı pekâlâ söylenebilir. Osmanlı Müslümanlığı bu konumunu sufî teşkilatları ile, medrese uleması ile elde etmişti. Ulema ve Meşayih’in Osmanlı iktidarına karşı “devrim” söylemi üretmediği de görülürse, Şia ve Mutezilî perspektifleri dışında kalan Ehl-i Sünnet ilim geleneğinin kendini halkın dini işleriyle ilgili olarak imamete taşıdığı ve buna karşılık hem iktidara halka zulmetmeyecek bir otorite bahşettiği ve hem de halka can-mal-emek-maişet güvenliği sağladığı anlaşılabilir.

Bu, Türkiye’de İslâmcılığın çatışma miti üretmekten ve kapitalizmi büyütmekten dolayı denemediği bir güzergâhı da temsil ediyor. İslâmcılık, iktidarı belirleme mantığı ile ortaya çıktı. Gücü, sanayileşmeyi önemsedi, modernleşti. İktidar için ortaya çıkmış ve çıkacak çatışmaların tarafı oldu. Bu politika, “özgürlükçü” bir söylem geliştirerek “yöneteni belirlemeye” dönük alanı inşa etmeye çalışıyor.

Yüz elli yıldır İslâmcılığın Türkiye’de yapmaya çalıştığı şey “iktidarı belirleyen” dili geliştirmeye yöneliktir. İktidarı belirleyip, özgürlük alanı açarak Müslümanların kamusal alana dâhil olmak iradesi koymaları, özel hukuk alanında Osmanlı’ya nazaran daha zayıf hayatların ortaya çıkmasına yol açıyor. Başörtüsünü kabul ettirecek bir Müslümanlığın “mahallesi yok”tur. Mahallenin olmaması demek, mahallenin bekçisini, imamını, öğretmenini, tulumbacısını, hatta mahalleye gelecek komşuları “seçememek” anlamına geliyor. Mahallelinin bir çarşı-pazar tesis edememesi anlamına geliyor. Böyle bir geri çekilme, İslâmcılığın siyasi kimlikler üretme, siyasi kültüre katılma talebi ile ortaya çıkıyor. “Teb’a olmak istemiyoruz” söyleminin kendisi, Müslüman cemaati bireye dönüştürüyor ve iktidarların üstelik artık küresel iktidarların çok kolaylıkla hegemonya kuracağı bireysel mahkûmiyet alanları açıyor. Müslümanların geçmişte geliştirdikleri hayat tarzlarından kaçış, bu kimliği modern topluma dâhil ediyor. İslamcılık düşüncesi “devrim” fikri ile küresel sistemin anlam algıları tarafından ele geçiriliyor ve barkodlanıyor. İktidar olacağım derken yönetilen bir şey oluyor. Bu kurguyu ters çevirmeliyiz ve yaşam alanlarımızı fıkıhla tanzim edeceğimiz bir anlam dünyasına doğru yol almalıyız.

Çarşımı inşa edip, içinde satılacak malı tayin edebileceksem, yetiştirdiğim çocuğun eline ekmek verebileceksem, kapım açık komşuma gidebileceksem ve evime de hırsız girmeyecekse, inançlarımı yaşayacak bir şehir tekeffül edilecekse; iktidarı değiştirmem gerekmiyor. Osmanlı’da Müslümanlar İslâmcı olmadan da Müslüman bir dünya kurmayı başardılar. Teb’a olmaktan gocunduklarını düşünemeyiz. Çünkü adalet, Padişah’ı da yönetiyordu. Teb’anın adaleti tesis edecek bir kültüre yaslanması, aslında Padişah’ı da yönetmesi değil midir?

Lütfi Bergen –akilvefikir.org

————————

MARDİN Şerif, Türkiye’de Toplum ve Siyaset, İletişim Yayınları, 1990

İNALCIK Halil, Osmanlı’da Devlet Hukuk Adalet, Eren Yayınları, 2000

Reklamlar

2 thoughts on “Yöneteni Yöneten Teb’a

  1. Tebanın adaleti tesis edecek bir kültüre yaslanması: Teba adaleti tesis etmez.Adaleti devlet tesis eder.Bu devletin asli görevidir. Teba sadece adaleti tesis edecek kadroları iş başına getirir. Veya baştakiler adaletten ayrıldı ise onları uyarır.Daha olmadı toplumsal bir uzlaşmaya yaslanarak o kadroyu daha önceki verdiği desteği geri çekmek sureti ile sistemi gayrı meşru duruma düşürür. Sistem meşruiyetini kaybeder ve iktidardan düşer.Veya adil olmayan insanların menfaat vaadi vb. birtakım yollarla insanları istismar etmeleri karşısında kendisinin istismar edilmesine fırsat vermez. Böylece emin ve her işinde hakkaniyete iman etmiş insanların iş başına gelmesini sağlamış olur.Bu örnekler çoğaltılabilir. Burada adil insanları seçmek varken ve seçmediğimiz için fasık ve facir insanlar iş başına gelmişse veya adil ve salih insanlar iktidara talip olmuş biz de muhtelif dünyevi saiklerle veya gafletle, cehaleten, siyasi hırs, kin, nefret, cemaat asabiyeti vb. nedenlerle o insanları seçememişsek ve devlet N.Fazıl’ın dediği gibi “Çatık kaş hükumet dediğin zat” olmuşsa, burada insanların kendilerini düzeltmeleri gerekirken, sanki devlet olmasa her şey güllük gülistanlık olacakmış gibi habire devlet kavramına saldırmanın ve insanlar üzerinde bir devlet fobisi yaratmanın alemi var mı?

    Beğen

  2. Teba adalet tesis etmez. Adaleti devlet tesis eder. Sadece teba adaleti tesis edecek yöneticileri iş başına getirir. Veya adaleti tesis etmeyenlere destek ve piyonluk etmez, böylece onların iktidar olmalarına engel olur. Bu bir. İkincisi Osmanlı’da Müslümanlar İslamcı olmadan da Müslüman bir dünya kurmayı başardılar ne demek? İslamcı ile Müslüman ayrı şeyler mi? Burada İslamcı kelimesi üzerinde bir yanlış anlama olduğu kanaatindeyim. Şöyle ki, 18.YY’dan itibaren Fransız ihtilalinin de etkisi ile Avrupa’da bugünkü bildiğimiz modern çağ ideolojileri yükselişe geçti. Ondan önce bugünkü bilinen anlamda şu izm’ler yoktu. Müslüman olanlarla olmayanların arasını ancak İslam’ın dışındaki farklı teolojik inanç formları ayırmaktaydı. Mesela bir Müslüman’a hem Müslüman hem Hıristiyan olunmayacağını anlatmanız için aylar yıllar süren uzun teolojik analizler, tartışmalar yapmanıza gerek yoktu. İslam inancına Hıristiyani ögeler girmişse İslam adı altında ve gafleten girmiştir. Yoksa en cahil bir Müslüman’a bile hem camiye hem kiliseye gidilmeyeceğini anlatmanıza gerek yoktu. Çünkü bilinen bir husustu. Ama ideolojiler döneminde bu netlik yoktu. Çünkü ideolojiler de sonuçta referansı Kur’an olmayan paradigmalar olduğu halde insanlar ideolojilerle dinin alanı, kulvarları farklı sanıyor dolayısı ile hem Müslüman hem de bu izm’lerden birine tabi olunamayacağını Hıristiyanlık-Müslümanlık farkındaki netlik gibi aynı netlikle göremiyordu. İşte modern zamanlar ideolojilerinin boyasına boyanıp içinde bulunduğu durumun İslam’la olan çelişkisini bilemeyen bilinçsizliğe karşı diğer dinlerde olduğu kadar bir Müslüman’ın İslam’dan başka bir ideolojinin, onun siyasi partisinin, hükümetinin, rejiminin vs. peşinde gidemeyeceğinin de bilincinde olmayı ifade eden bir kavramdır İslamcılık. Yoksa bunun dışında ona çok özel anlamlar yükleyip oradan kavramı vurmanın kimseye bir getirisi olmaz. Aksine götürüsü olur. Bu nedenle İslamcılığı Müslümanın İslami temelde siyasi bilinç kazanmış hali olarak tanımlayabiliriz. Daha basit bir ifade ile dünyaya vagon olmaktan lokomotif olmaya evrilen bir bilinçlenmenin adıdır İslamcılık. İslamcılığın kendi içinde sapmalar olsa da bu İslamcılığın bu gerçeğini değiştirmez. İslamcılıktan bu denli rahatsız olunmasının nedeni de bu. Rahatsız olanların hepsini kastetmiyorum tabii ki. Ama onlar da dönüp baksınlar bir bu kavramdan daha çok kimlerin rahatsız olduğuna. O zaman anlayacaklardır İslamcı kavramına yönelik bu saldırıların nereye hizmet ettiğini.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s