Açık Görüş / Kaan Yiğenoğlu / Kentleşme Üzerine / Yorum-Analiz

Kâbe İşgal Altında: Hedef 2035

kabe-1Batı’nın kentleşme politikaları, tekno-endüstriyel toplum dayatması, modernleşme paradigması Doğu halklarını sömürmenin araçlarıdır. Kâbe’nin tekebbür kuleleri ile kuşatılmış görüntüsü de bu açıdan ele alınmalıdır.

“Açıklanan plana göre ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, İspanya, Rusya, Çin ve Danimarka kuvvetlerinden oluşan yaklaşık 250.000 kişilik ordu 2035 yılında Kâbe’yi işgale hazırlanıyor. Kara operasyonunun yanı sıra havadan ve denizden de bombalanması planlanan Kâbe işgalinde çok sayıda savaş uçağı, insansız hava araçları, helikopter, denizaltı, firkateyn ve hücum gemilerinin de kullanılacağı belirtildi.”

Elbette Kâbe’nin işgal edilmesi denildiğinde böyle bir haber zihinlerde oluşabilirdi. Ancak işgal bu şekilde olmayacak. Peki nasıl olacak? Haber şöyle:

“Mekke Belediyesi Başkanvekili Dr. Semir Tevekkül’ün verdiği bilgiye göre, 20 yıl sonra proje kapsamında, yapımı tartışmalara konu olan, Zemzem Kuleleri adı da verilen Al Bait Kuleleri tamamen kaldırılacak. Her yıl milyonlarca Müslümana ev sahipliği yapan Mekke’de proje kapsamında devam eden istimlak çalışmaları sonucu hayata geçirilecek yeni proje ile Mekke’nin çehresi tamamen değiştiriyor.”

Kâbe’nin yeni çehresi nasıl olacak? Haberin devamı şöyle:

“Değişim, Mekke, Medine ve Cidde’yi önümüzdeki yıllarda gökdelenler şehirlerine dönüştürecek. Mekke’yi yeniden projelendirme kapsamında Kâbe, 3’te bir oranında genişleyecek.

Kâbe’nin hemen yanı başındaki Kral’ın sarayı dahil Hilton ve Tevhit otel olmak üzere birçok bina yıkılacak. Yıkılan yerlerin büyük bölümü Kâbe’ye dahil edilecek.

1 milyon 500 bin metrekarelik bir inşaat alanı olan Safa, Merve, Zemzem, Kıble, Hacer, Sara ve en yüksek binası Bayt Otel’den oluşan 7 gökdelenden oluşan Al Bait Kuleleri de bu değişim kapsamında 20 yıl sonra kaldırılacak.

Dünyanın en zengin Müslümanlarının konakladığı Al Bait kulelerinin yıkımını da içine alan proje kapsamında Hilton’un olduğu yerin arkasına kurulacak yeni şehrin projesinin adı Cebeli Ömer. Bu proje için Suudiler, Ömer dağını aşağı indirdi. Mekke’de yeni inşa edilecek projeler arasında bir de Kral Abdülaziz’in adını taşıyacak cami projesi yer alıyor.” [1]

Evet, yazımın konusu bu haber ile ilgili. İlk okuduğumda bende şok etkisi yapan bu haber, Müslüman dünyanın yöneticileri ve halklarının çoğu açısından sıradan bir gelişme olarak algılanmış olmalı ki yazımın yazıldığı şu sıralarda dahi söz konusu kesimlerden bir tepki gelmiş değil. Oysa bu haber İslam şehirlerinin Batı’nın kentleşme düzeni tarafından işgalinin ilanıdır.

Uzun bir süredir Türkiye’deki kentleşme politikalarının İslam toplumunun şehirlerini tahrip ettiğini, şehirlerimizin yavaş yavaş elden çıktığını, bu sürecin kapitalist sistemin bir aracı olarak kullanıldığını ve bunun Batı’nın Doğu’yu işgali olarak görülmesi gerektiğini yazdım. Ne yazık ki gelişmeler bu düşüncemi doğrular nitelikte olmaktadır. Son olarak Kâbe ile ilgili 2035’de yapılması planlanan bu düzenleme de bardağın taştığı son nokta olmuştur. Müslüman toplumlardaki şehir algısını zihinlerden silen Batı şimdi de gözünü Kâbe’ye dikti. Kâbe’nin tekebbür kuleleri ile etrafının çevrilmesinin planı Kâbe’yi teslim almaya yönelik bir tehdittir.

Müslüman toplumların modernlik peşindeki koşuşları İslami değerlerini yitirmesi pahasına olmaktadır. Dini ve kültürel değerlerinden kurtuldukça daha fazla modern olacağını ve kalkınacağını zanneden Müslümanlar sonuçta Kâbe’yi göremeyecek duruma geldiler. Mesele Kâbe’nin görünmesinden çok sembolik bağlamda Müslümanların zihnindeki ev-aile-mahalle-şehir-medeniyet gibi kavramların yok olmasıdır. Kâbe’nin yok edilmesi yıllardır İslam toplumlarında görülen evlerin konuta dönüşmesinin, ailenin parçalanıp bireyselleşmenin artması, şehirlerimizin Batı kentlerine benzetilmek istenmesinin, mahalle kültürümüzün bozulmasının neticesidir. Bu nedenle Kâbe’nin etrafının kuşatılması ve görülemez duruma gelmesi Batı’nın bir bütün olarak Doğu’ya karşı zaferinin ilanı olacaktır.

Batı’nın kentleşme politikaları, tekno-endüstriyel toplum dayatması, modernleşme paradigması Doğu halklarını sömürmenin araçlarıdır. Kâbe’nin tekebbür kuleleri ile kuşatılmış görüntüsü de bu açıdan ele alınmalıdır. Meselenin görülmeyen veya gösterilmek istenmeyen tarafı Doğu-Batı çatışması ile ilgilidir. Batı’nın sömürgeci yönünü çabuk unutan Doğu halkları modernleşme tuzağına düşerek kentlerini, ailelerini, mahallelerini, şehirlerini sömürüye açık duruma getirdiler.

Müslüman bir ülkede yükselen kulelerden o ülkenin idarecilerini değil de neden Batı’yı suçladığımız merak edilebilir. Evet zihinlerini Batı’ya teslim eden, değerlerine güvenmeyen, idealsiz Müslüman idarecilerin bundaki payları tartışılmazdır. Batı sömürüsünü dönem dönem yerli işbirlikçiler ile gerçekleştirmektedir. Bu sömürü düzeninden en zararlı çıkan ise söz konusu sömürüyü durdurabilecek ve yeni bir düzen oluşturma kuvvetine sahip olan Doğu halklarıdır. Ancak mesele idarecileri suçlu çıkartmaktan çok daha kapsamlı ve zihinsel bir meseledir. Batı kaynaklı öğretilerin Doğu halkları ve idarecileri tarafından sorgusuz kabul edilmesi problemi yanında bu halkların ve idarecilerin geçmişten ders çıkartıp sömürüsüz bir dünya kurma dertleri olmadıkları da görülmektedir.

Osmanlı’nın son dönemlerindeki ve Cumhuriyet’in ilk dönemlerindeki aydınların ilerleme-kalkınma arzuları, Batı tipi bir gelişme modelinin uygulanması gerektiği yönündeki düşünceler Batı’yı vâr eden pek çok unsurun da Batı dışı toplumlara alınması zaruriyetini doğurdu. Batı’nın ahlakıyla ahlaklanmamak düşüncesi ile girişilen bu hareket samimi olarak görülebilirse de sonuçta bir açmaza uğramıştır. Batı’nın gittiği yoldan gitmeyi tek yol olarak gören bu zihniyet de bu işgalin sorumlusudur.

Ancak tüm bunlar meselenin kaynağının bir Doğu-Batı çatışması olduğu gerçeğini değiştirmemelidir. Çünkü meseleye bu açıdan bakılmadığında Doğu’nun çözüm kaynağı olduğu gerçeği görülememektedir. Evet Doğu’nun devam eden tüm sorunlarına rağmen sömürüsüz bir dünyanın kurulmasında öncü olma potansiyeli bünyesindeki manevi-kültürel-sosyal zenginlikler ile açıklanabilir. Batı’nın zenginliğinin kaynağı Doğu’yu sömürmeye dayanmaktadır. Hedefimizde Batı’nın olması bundandır. Yeni bir dünya düzenin ancak Batı ile olabileceği düşüncesi de Batı’nın maddi zenginliği nedeniyle olmuştur. Gerçek düzen Doğu’da mevcuttur. Bu düzen Batı kapitalizmine de Batı kaynaklı sosyalizme de karşıdır. Doğu’nun sosyalizmi sömürünün sonlanmasını sağlayacaktır.

Kâbe’nin eski görüntüsü ile yeni görüntüsü karşılaştırılarak eski görüntüsü neredeyse aşağılanmaktadır. Batı dışı toplumların geri olarak kabul edilmesi gibi eskiye ait ne varsa çağ dışı, ilkel; bugüne ait her ne varsa modern, çağdaş olarak görülmektedir. Tüm bunlar ise artık ibadetlerin daha rahat, kolay ve hızlı şekilde yapılması söylemiyle ambalajlanıyor. Şimdi şunu düşünelim. Eskiden uçaksız gidilen bir hacdaki yolculuk zevki ile şimdi uçakla gidildiğindeki renksizlik aynı mı? Toprağa bastığınız bir Kâbe mi yoksa topraksızlaştırılan bir Kâbe mi?

Şimdi Kâbe’nin çehresi değişiyor diye sevinenler, hani nerede Kâbe? Kapitalist düzen ve sermaye birikimine dayalı sosyo-ekonomik model İslam fıkhının yaşanmasını da engellemektedir. Nitekim Hz. Muhammed’e “Hacı kimdir?” diye sorulduğunda, “Saçı başı toz toprak içinde olan, koku sürünmeyen kimsedir.” (Tirmizî, Ebu Davud) buyurması, Hac ibadetinde dünyayı ve dünya ile ilgili kaygıları Hac esnasında tamamen içimizden söküp atmak gerektiğini ifade etmektedir. Bu hadis Batı’nın kentleşme düzenini de, ulaşım endüstrisini de geçersiz kılmaktadır. Başını kaldırdığında insanı ezen, kendisini çaresiz hissettiren, bu dünyaya bağlılığı hatırlatan, sermayenin kibirleşmiş halini gören bir insan Batı dayatması altındadır.

Kâbe’nin 2035 yılındaki görüntüsü bir arenaya benzemektedir. Arenalar da kitle oluşturmakta ancak bir cemaat ortaya çıkaramamaktadırlar. Büyük kitlelerin hacca götürülüp getirilmesi artık sermayeye bağımlı bir hal almıştır. Hac, bir işletme organizasyonu olarak görülmektedir. Hac üzerinden kâr-zarar hesapları yapılmakta, ayakbastı paraları hesaplanmaktadır. Etrafındaki kulelerde kalanlara “Kâbe ayaklarınızın altında” denilmesi Kâbe’ye en yakın olma, en çok sevap kazanma şeklinde pazarlık konusu yapılmaktadır. Bu durumda en çok parası olanın en yakın olması sağlanarak bir zenginlik yarışı başlatılmaktadır. Kâbe, modern addedilen yapılarla baskı altına alınmaktadır. Kâbe işgalle gömülmektedir.

Kaan Yiğenoğlu – akilvefikir.org

———————-

[1] http://www.hurriyet.com.tr/dunya/27288169.asp

Reklamlar

One thought on “Kâbe İşgal Altında: Hedef 2035

  1. Ka’be’ye yapılan her tecavüz ebabillerin karşı taarruzu ile karşı karşıya kalacaktır.Bu taarruzu Ka’be’ye reva görenlerin Müslüman olması bu sonucu değiştirmez.Onlar yenilmiş ekin gibi olacaktır.Veya diğer bir ihtimal bu proje gerçekleşme imkanı bulamayacaktır.Umarız bulamaz.Kabe sadece Müslümanların kıblesi değildir.İnsanlığın tümü için küresel barışın kıblesidir o.Ka’be işlevini ve anlamını kaybederse yer yüzünde hayat biter.İnsanlık yeniden savaşlar,salgın hastalıklar,iç çatışmalar,salgın hastalıklar,eko sistemin iflası vb nedenlerin birikimi ile ebabiller nankörlüğün bedelini en adil bir biçimde insanlığa ödetir.Şüpheniz olmasın.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s