Emeği Geçen Yazarlar / Kadir Bal / Yaşam

Özlüyorum

köşe17-kadirbalMübarek Hacc’ı ve onun evrensel barış ve adalet mesajını anlamadıkça, kan dökmeye karşı durmadıkça, zalimleri veli edindikçe, suçu Batı’ya veya Doğu’ya yıktıkça, kapitalizme ve emperyalizme karşı “vasat ümmet olma sorumluluğunu” üstlenmedikçe, bayramları zalimlerin, bombaların, faturaların, kredi kartlarının, bankaların pençeleri arasında gagalamaya devam edeceğiz!

Bir sabah Batman çayının kenarında soyu tehlikede olan ve dünyada sadece Batman’da üreyen/yaşayan Teyr-e Bat kuşu görmüştük. Nam-ı diğer: Toy kuşu… Soyu tükenmek üzere olan son kuşlardan…

Batman çayından dumanlar çıkıyordu. Karşımızda Silvan dağları… Ayağımız çamura gömülü… İşte, hayatımda ilk defa gördüğüm o kuşu özlüyorum.

kus-1

Roboskî’den Hakkâri’ye giderken Zap suyunun kâh mavi kâh boz kâh çamurlu renkte akışını izlemeyi…

Ne zaman Mersin’e geçsem palmiye ağaçlarını görüyorum; çarşıdan eve gelip önce babamı sonra da babamın kitaplarını görmeyi özlüyorum.

Neyi özlüyorum biliyor musunuz?

Bozyazı’nın Kıbrıs’a bakan sahillerinden hırçın Akdeniz dalgalarına dalarak yüzdüğüm günleri…

Ne zaman Sertavul geçidinden Konya’ya çıksam ki, Yaka Meram’da kardeşimle beraber, duvarları çevrili villaların içinde boyum uzunluğundaki sararmış otları yakar kaçardım, sanırsın ki villa alev alırdı. Ateşe vermeyi öğrendiğim günlerdi. Ateşe vermeyi özlüyorum.

Bir amca başımı okşayıp, “Kaplumbağaları yakarsın, karıncalar yanar” demişti. O günden sonra kaplumbağalar ve karıncalarla arkadaş olmuştum. Uzun yıllar kent hapishanelerinde görmediğim karıncıları ve kaplumbağaları özlüyorum.

Yaşar vardı, arkadaşım, benden üç yaş büyük. Bana kocaman gelirdi. Yaşar herkesi döver gibi gelirdi. Yaşar’ın güvercinleri vardı. Onları uçurur, başka güvercin gruplarından güvercin nasıl kopartılır onu öğretirdi.

Yaşar’la akşamları boş bira şişeleri toplardık. Bira şişelerini satardı Yaşar. Harçlığını oradan çıkarırdı. Sonra camiye giderdik.  İlk kim ayaklanırsa kameti o getirirdi. Secdede ayaklarımızla birbirimizin kalçalarına vururduk. Yaşlı amcalar kızardı. O yaşlı amcaları özlüyorum.

Ben on üç yaşındayken Yaşar on altısındaydı. Teyzemin kızına âşıktı. Eniştem subaydı. Teyzemin kızı Yaşar’a ne diye baksındı?! Yıllar sonra, bir koca on beş yıldan sonra, Roboskî’den dönerken uğradım Konya’ya. Yaşar’ı buldum. Çocukluk arkadaşlarım geldiler. Nereden geldiğimi sordular. “Kürtçü mü oldun lan” dediler. “Hayır” dedim. Hepimiz büyümüşüz. Hepimizin saçlarında tek tük beyazlar…

kad1

Hala villa yakıyor musun?” diye sordular. “Hayır” dedim. Sokak köpeklerini toplayıp, mahalle mahalle, arasına salça sürülmüş yarım ekmekle dolaşan, açlığını bastıran pasaklı çocuklardık. Pasaklı çocukluğumuzu andık. İşte o köpekleri ve o pis pasaklı çocuğu özlüyorum.

Mersin Müftü deresinden yakaladığım yavru kurbağaları eve getirir, annemin salata koymak için kullandığı kayık tabağın içine su doldurur, tabağa biraz yosun koyar, yavru kurbağaya orada bakmaya, onu orada beslemeye çalışırdım. Kurbağa ile konuşurdum. Mahalledeki çocukları ona şikâyet ederdim. İşte o kurbağaları özlüyorum.

Tüpçü kamyonları geçerdi sokaktan. “Aygaz” diye bağırır megafondan bir kadın sesi. Adamın biri kamyonun arkasında, elinde demir levye, tüplere vururdu. O kamyonların arkasına takılmayı özlüyorum.

Mersin Karayolları’nda bir apartmanın dördüncü katında otururken, balkonda soğan ve patates fileleri dururdu. Patatesleri, soğanları, gizlice karşı bahçede okey oynayan ve sürekli kahkahalar atan komşunun masasındaki çaydanlığına fırlatır, sonra balkona pusar, bahçeden gelen o korkunç yaratığın “Lan bunu yapanı bulursam onun a…” diye böğürmesini anneme anlatırdım. Annemin “Ah oğlum ah, başımıza bir gün bir iş açacaksın” demesini özlüyorum.

Annemlerin başına bir iş açmadım hiç. Hatta çok iş bitirmiş, nice işleri de kapatmışımdır. İşlerle aram hiç iyi olmasa da… Arkadaşlarımı, onların o saflıklarını özlüyorum. Evin kenarındaki topraklı yolda toprağa su döküp çamur yapmayı, çamura su döküp karıştırarak harç yapmayı özlüyorum.

kad3

Kaldırıma koyup, taşla ezip, un ufak edip, toz haline getirdiğim kiremit parçalarının tozlarını gömleğimin ön cebine doldurmayı, gömleğimin cebi kızıl renge boyanmış halde kiremit tozlarıyla oynamayı özlüyorum.

Neyi özlüyorum biliyor musunuz?

Radikal takılan, Selefi takılan, birden bire sakallar bırakıp, dünyaya hesap sormaya çalışan arkadaşlarımı özlüyorum. Gerçi “Mutezilîsin sen” derler, kızarlardı bana hep. Canları sağ olsun. Hadisler konusunda anlaşamazdık. Kudüs’ü çok severdik o yıllarda. Çeçen dağlarını bildiğimiz kadar Cudi’yi bilmezdik, Gabar’ı bilmezdik. Şimdi biliyoruz da ne oluyor sanki, unutursak kalbimiz kurumuyor!

Neyse, bunlardan bahsetmeyecektim aslında. Sahi, neyi özlüyordum ben?

İnsanı özlüyorum, evimi, evlerimizi, arkadaşlarımın evlerini. Annelerini, babalarını. Yatak serdikleri odaların kokularını, “Gene gel e mi çocuğum” demelerini.

Şimdi bir bayram daha geldi. Yaşadıkça anlamsızlaşan bayramlardan bir bayram. Bunca savaşın ve haksızlığın ortasında, bunca mal-mülk kavgasının ve harç-borç bunaltısının kıyısında, insan iyi şeylerden bahsetmeli diye düşündüm; bu yüzden gittim çocukluğuma. Siz de gidin. Çünkü gidecek başka bir yer kalmadı. Çocuklarınıza gidin, çocukluklarınıza… Bari şu bayramda itelim elimizin tersiyle, yaratmadığımız o küçük dağları.

Sakin olmak iyidir. Sessiz olmak. Birileri bize “Kötülüklerden uzak dur” demiyorsa, siz deyin. Bayramda dedikodu iyi bir şey değil mesela. Anlatılacak birkaç fıkra, cemaatleri, tarikatları, partileri, siyasileri, hükümeti, savaşları, parayı, karayı konuşmaktan iyidir. Bayram bitince aynı cehenneme yeniden rücû edebiliriz nasıl olsa, değil mi?

Naif, şakacı, “hayatın gerçekleri” adı altındaki putlara uzak ama gerçekçi bir Nasrettin Hoca alıyorum yanıma. Arkadaşım M. Ali Başaran’ın derlediği çocuk kitaplarını tavsiye ediyorum size bayramda. Gerçi kitap değil de ellerinden düşürmedikleri tabletlerdeki oyunları tercih edecektir çocuklar. Ama olsun, siz yine de bir köşede saklı tutun bu listeyi: [1) Martıya Uçmayı Öğreten Kedi – Luis Sepulveda 2) Gagalar, Patiler ve Başka Güzel Şeyler – Faruk Duman 3) Ortanca Balık – Hanzade Servi 4) Aisopos Masalları – Nurullah Ataç 5) Hayvanlar Toplantısı – Erich Kastner 6) Güneşi Bile Tamir Eden Adam –  Behiç Ak 7) Kim Duma Dum Kime – Gökhan Özcan 8) Para Diye Bir Şey – Fatma Börekçi 9) Levent  – Mustafa Orakçı 10) Masal İçinde Masal – Gianni Rodari 11) Çocuklara En Güzel Masallar – Aziz Nesin 12) Arkadaşım Horoz, Leylek ve Diğerleri – Güldem Şahan]*

Ve sonra;

Tüm sokaklarda kalan çocukların, yetiştirme yurtlarındaki çocukların, cezaevlerindeki çocukların, taş atan çocukların, Afrikalı çocukların, Telafer’in, Şengal’in, Kobanê’nin, Gazze’nin, Şam’ın, Kaşgar’ın, Roboski’nin, Lice’nin, Soma’nın çocuklarının gözlerinden öperim.

Biz büyükler hariç, hepinizin çocuklarının bayramını en içten dileklerimle kutlarım…

kad2

Biz büyüklere gelince; Mübarek Hacc’ı ve onun evrensel barış ve adalet mesajını anlamadıkça, kan dökmeye karşı durmadıkça, zalimleri veli edindikçe, suçu Batı’ya veya Doğu’ya yıktıkça, kapitalizme ve emperyalizme karşı “vasat ümmet olma sorumluluğunu” üstlenmedikçe, bayramları zalimlerin, bombaların, faturaların, kredi kartlarının, bankaların pençeleri arasında gagalamaya devam edeceğiz!

Süre giden bu rezalete karşı Hz. İbrahim’in mesajını kuşanmak ve insanlık ailesine selamı yayabilmek dileği ile…

es-selamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuhu…

Kadir Bal – akilvefikir.org

—————-

* http://mehmetalibasaran.com/2013/10/12/cocuklara-kitaplar/

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s