Felsefe-Düşünce / Mevlüt Hönül / Yazarlar

Acı Bize Ne Yapar?

köşe15-mevlüthönülKonfüçyüs, “Elmas nasıl yontulmadan kusursuz olamazsa, insan da acı çekmeden olgunlaşamaz” demektedir. Hayatı doğru okumak, bir diğer ifadeyle doğru anlamlandırmak ancak bu şekilde mümkün olabilmektedir.

Francis Bacon, “Kurnaz insanlar okumayı küçümser, basit insanlar ona hayran olur, akıllı insanlar da ondan yararlanırlar” diyor. İnsan olarak varoluşun mahiyetine, gelişmenin gerçekliğine, hayatın nasıl ve ne şekilde yönetildiğine, dünyadaki çürümüşlüğün, ikiyüzlülüğün gerçekliğine tanık olmanın yolu, insanın emredilen yol ve yöntemler ile okumasından geçer.

Bu okumanın değer kazanabilmesi, fayda sağlayabilmesi, hurafe ve bidatlerin alt yapısını oluşturduğu “düşünce” ve söylemlerden arınma ile başlar. Kişi okuduğunu anlıyor ve hayatına yansıtıyor ise sağlam bir okuma sistemi kurmuş demektir.

Kur’an, önceliği insan olmaya dair yapılan okumalara verir. İnsan olmadan okumanın, yazmanın, söz söylemenin anlam ve değeri yoktur. “Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”  (Zümer, 9); bilenler, anlamak ve hayata aktarmak maksadıyla akıllarını kiraya vermeden okumaya yönelenlerdir.

Bu okuma, insanın yaşam içerisinde aldığı gıdalara benzer; bebek iken yedikleri farklıdır, büyüdükçe aldığı gıdalar, genel anlamda yeme içme tarzı değişiklik gösterir. Okuma süreci de böyledir, çocukluk dönemindeki okuma ile aklın kemal noktasına vardığı dönemdeki okuma birbirinden farklıdır.

Zihni olgunluğa erişme yolunda atılan her adım, aynı zamanda insan olmaya doğru atılan adımlardır. Kur’an’ın merkeze aldığı insan, süreç içerisinde olgunluğa erişerek zirveye ulaşır. Allah’ın adamı olmak, insan olmakla başlar. Yine de nice insan görünümlü yaratık, insanlıktan nasibini almamış olduğu halde kendi bakış açısına göre kendine “insan” diyebilmektedir. Bu ise “Hangi insan?” sorusunu sormamızı gerekli kılar.

Hayat içerisinde olgunlaşmak için acı çekmek gerekir. Acıyla yoğrulmuş insanın okumasıyla derdi tasası olmayan insanın okuması bir olmaz; acıyla yoğrulan insan hakikate daha yakındır.  Konfüçyüs, “Elmas nasıl yontulmadan kusursuz olamazsa, insan da acı çekmeden olgunlaşamaz” demektedir. Hayatı doğru okumak, bir diğer ifadeyle doğru anlamlandırmak ancak bu şekilde mümkün olabilmektedir.

Acı ile olgunlaşma süreci, insanı kendi iç muhasebesini yapmaya yönlendirir, onun dostu ile düşmanını birbirinden ayırt edebilme yetisini geliştirir, onu arkadaşlık ve akrabalık ilişkilerini yeniden gözden geçirmeye sevk eder ve ona, insanlara iyi niyetle yaklaşmanın olumlu ve olumsuz sonuçlarını öğretir. Bunun yanı sıra insanı, itidalli davranmaya ve hayat içerisinde sağlam adımlar atmak hususunda dikkatli davranmaya zorlar. Acı tecrübeler, insanın iyi ile kötü arasındaki farkı idrak etmesini kolaylaştırır. Kısacası acı bize öğretir!

Bu süreçte insan ilişkilerinin maddî boyutu tüm gerçekliğiyle ortaya çıkar. İnsan, varlıklı olduğu zamanlarda yanında duranların düştüğünde ondan kaçtıklarını görür genellikle. Bu durum, insana, çevresindekilerin rab edindiklerini tanıma ve onların sahte ilahlara nasıl tapındıklarına şahit olma imkânını verir. Süreç, “Mülk Allah’ındır” diyenlerin, pratikte mülke nasıl sahip çıktıklarını, mülkü nasıl tekelleştirdiklerini ortaya çıkarır.

Kitap okumak küçümsenemez, ancak başlı başına bir meziyet de değildir; aslolan insan adı verilen kitabı kâinat kitabı ile birlikte okumak ve vakıanın kendisini anlamaktır. Olaylara irfanî bir pencereden bakmak, merhamet duygularının yeşermesini sağlar, hikmetli okuma, insanı iyiliğe sevk eder.

Okumalarımız, obur bir insanın her gördüğü yemeğe iştahla bakmasına, olur olmaz her gıdayı tıka basa mideye doldurmasına benzememelidir, çünkü bu tür beslenme başta mide ağrısı ve hantallık olmak üzere birçok rahatsızlığa sebebiyet verir. Aslî kaynakların bir kenara bırakılması, dolayısıyla teferruata dayalı tali kaynaklardan beslenme, zihinsel hastalıkların kapısını aralar.

Hastalıklı okumalar, sömürgenler ve katiller taifesi yaratır. Fitne odakları bu şekilde teşekkül eder. Varlığa, hayata ve insana dair sakat okumalar, insanlık dışı hareketlerin menbaıdır. Tarih boyunca insanlara erdemi, ahlakı, insan olmayı öğütleyen filozofların insan öldürmeyi teşvik ettiklerine rastlanmamıştır. İnsanı insan olmaya davet eden benlikler, öldürmeyi değil yaşatmayı teşvik ederler.

Varlığa, hayata, insana yönelik okumalar, diğerlerinin acılarını hissetmemizi, onların çektiği acıları kendi benliklerimizde yaşamamızı sağladığı ölçüde anlamlı ve değerlidir. Nitekim ilim-irfan sahibi insanlar, kendilerini diğerlerinin yerine koyabildikleri için adaletli ve merhametlidirler.

“Bir musibet bin nasihatten iyidir” denmiştir. Nasihat -her ne kadar hikmetli olursa olsun- genellikle kulak ardı edilir, ta ki insan musibete duçar olana kadar. Acı tecrübenin önemi de bu noktada ortaya çıkar. Musibete duçar olan, aklını başına alır ve bir daha aynı hataya düşmemek için ‘sağlam akıl – doğru fikir – salih amel’ formülünü uygulamaya koyar.

Mevlüt Hönül – akilvefikir.org   

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s