Mevlüt Hönül / Yazarlar / Yorum-Analiz

Savaş Çığırtkanları

köşe15-mevlüthönülSavaş çığırtkanlığı yapanlar, mazlumlar arasında ayrım gözetenler lakin insanlığın yitirildiğini göremeyenler, iyiliği emredip kötülükten nehyetme yükümlülüğünü ne zaman yerine getirecekler?

Ortadoğu, Afrika ve Asya’da İslam etrafında yaşanan düşünce karmaşası, farklı yorumların mutlaklaştırılmasında dolayı vahşet çetelerinin Müslüman, Hıristiyan, Ezidi, çoluk çocuk, genç yaşlı demeden katliamlar yapmasına sebebiyet verdi. Bu durum karşısında öncelikle İslam düşünce sisteminin on dört yüz yıllık kadim mirasını aslî kaynaklar çerçevesinde ele alarak ilmi tahlile tabi tutmak, yanlışları elemek, yorum farklarının vahşet malzemesi haline getirilmesine güçlü bir itirazda bulunmak gerekiyor.

Genel olarak İslam ülkelerini ele alacak olursak hemen hepsinin hayatın her alanında dinin evrensel ahlakî ilkelerinde uzaklaştıkları, idari açıdan aslî kaynaklar doğrultusunda hareket etmedikleri görülmektedir. Ülkemizde yürürlükte olan kanunlar Batı ülkelerinden alınmıştır, yürürlükte olan hukuk sisteminin İslam Şeriat’ına temelden aykırı olduğu, ilkesel olarak ters düştüğü tartışma götürmez.

Emperyal güçler, Müslümanlara karşı cephede savaşmak yerine fikrî ayrılıkları bir fitne aracı olarak kullandılar, sertlik yanlısı düşünce akımlarını diğerlerine karşı kışkırttılar ve Müslümanların birbirlerini fikir ayrılıkları nedeniyle öldürmelerini sağladılar. Oysa Allah Resulü, Mekke’yi fethettiğinde, müşrikleri dahi öldürmemiş, eman dileyip savaşmayan kimselere dokunulmamasını emretmişti. Peki, nasıl oldu da bugün İslam coğrafyasında insanlar birbirlerini şu veya bu nedenle öldürme noktasına geldiler? Ortadoğu’daki silahlı örgütler nasıl bir din anlayışından besleniyorlar? Şüphesiz bunları iyiden iyiye sorgulanmamız ve orta bir yolda karar kılmamız gerekiyor.

Hemen her grup aslî kaynaklardan kendisini haklı gösterecek argümanları bulup çıkarıyor ve bunları bağlamlarından kopararak anlam bütünlüğünden uzak, keyfî bir biçimde kullanıyor. Ayetlerin bağlamlarından koparılması ve farklı yorumların mutlaklaştırılması, Yahudileşme temayülünün bir yönü sadece. Senedi ve ravisi kabul görmeyen rivayetlerin vahşete dayanak yapılması başlı başına bir problem. Söz konusu rivayetleri kendilerine dayanak yapanlar, cehaletlerinden kaynaklanan bir samimiyet içerisinde vahşi yaratıklara, ölüm makinelerine dönüşüyorlar.

Emperyalist menfaatperestler, mezhep holiganları, Müslüman’ı Müslüman’a kırdırmak isteyen güç odakları, bugüne dek süren kirli savaşta ne yazık ki istediklerine ulaştılar. Kimi iktidarını güçlendirmek isterken, kimi toprak elde etmeye çalışmakta, kimi silah satışlarını arttırmakta, kimi de bölge gücü olma adına fitne yaymakta. Lakin kirli odaklar emellerine ulaşmak için çaba sarf ederken, olan yine ölen, öldürülen, yetim ve öksüz kalan mazlumlara olmakta.

Ülke sınırlarımızda devam eden vahşet çetelerinin savaşı, milyonların evsiz, yurtsuz, aç, susuz kalmasına, öz vatanlarından kopmasına, başlarına nerede, ne zaman ve ne geleceği belli olmayan süreçler içerisine düşmesine sebep oldu.

Meydanlarda bağırmayı çok seven halkımız, bu göç dalgası ile sınırlarımıza dayanan insan topluluklarına duyarsız kalmakta. Sosyal medyada “erişilmez nitelikte” konuşanların sahaya inmek gibi bir amaçları yok.

Savaş ortamından kaçarak canlarını kurtarmaya çalışanların çocukları, acaba hayatları boyunca yaşadıkları bu travmadan kurtulabilecekler mi, bir daha yurtlarına dönüş imkânı bulabilecekler mi? Sosyal medya kahramanları rahatlarını bozmadan kınamaya devam ede dursunlar, ateş düştüğü yeri yakıyor. Bu ateşe su olmak için elimizden gelenin ne kadarını ortaya koyabildik, sorgulanmaya değer. .

Oturdukları yerden haklıyı haksızı eleştirenler, savaşan cepheler arasında tarafgirlik yapanlar, ırka ve mezhebe dayalı savunma mekanizmaları geliştirenler, mazlumun, sömürülenin, gadre uğrayanın dininin, dilinin, ırkının sorulmayacağını kavrayamadıkları sürece emperyalistler bu topraklarda at koşturmaya ve bizi birbirimize kırdırmaya devam edecek.

Savaş çığırtkanlığı yapanlar, mazlumlar arasında ayrım gözetenler lakin insanlığın yitirildiğini göremeyenler, iyiliği emredip kötülükten nehyetme yükümlülüğünü ne zaman yerine getirecekler?

Yeryüzü bütün insanlığın ortak yurdu; yeryüzünü imar etmek, adaleti sağlamak, özgürlük ortamını tesis etmek ve sömürüye karşı olmak her Müslüman’ın görevi. Müslümanlar tüm insanlığı gözetmek ve ayrım gözetmeden herkesi kula kulluğu reddetmeye, Allah’tan başka otorite tanımamaya çağırmakla yükümlüler.

“De ki: ‘Ey geçmiş vahyin izleyicileri! Sizinle bizim aramızdaki şu ortak ilkeye gelin; Allah’tan başka hiç kimseye kulluk etmeyeceğiz, O’ndan başka hiçbir şeye ilahlık yakıştırmayacağız ve Allah ile birlikte insanları rab edinmeyeceğiz.’ Ve eğer yüz çevirirlerse de ki: ‘Şahit olun ki, biz, kendimizi O’na teslim etmişiz!’” (Âl-i İmran, 64)

Mevlüt Hönül – akilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s