Kentleşme Üzerine / Lütfi Bergen / Yorum-Analiz / İktibaslar

Kent Aforizmaları

modern-hayat-1Kapitalizm-modernleşme-kentleşme-kalkınmacılık bir Batılaşma ve sekülerleşmedir. İslamî özü çıkarılmış varlığın maddeciliğidir… İslamcıların kentleşmeye güzelleme yaparak sınıfsal ayrışmaları görmezden gelmesi kabul edilemeyecek bir neme lâzımcılıktır.

Batı kentleri demir ve kömür madenlerinin bulunduğu yerlerde yoğunlaşmıştı. Yani kent işçi gettosudur.

Modern dönemin “madeni” finansmandır. Bu madenin işçileri de borçlular ve tüketicilerdir. Anlaşılacağı üzere pek matah bir yerde yaşamıyorsunuz, borç ödemek için kentlere tıkılmış durumdasınız.

Kapitalizm-modernleşme-kentleşme-kalkınmacılık bir Batılaşma ve sekülerleşmedir. İslamî özü çıkarılmış varlığın maddeciliğidir.

Önce kentleri büyütüp sonra işsizliğe çare arayan modern toplum konut satmak işini icat etmiş bir dalavereci zihnin palavracısıdır.

Modern toplumda ihtiyaçlar egemenlerin sınıfsal olarak kadrolarını doldurmaya matuf olarak gelişir; toplumun gündelik hayatıyla ilgili değildir.

İlerlemeci toplumda yoksulluk üretimi, metalara ve hizmet sektörüne ihtiyaç duyar.

Kendini iktidarla, Batı tipi teknolojik kazanımlarla, kentleşme ile tanımlayan bir kimlik var. Bu kimlik kendisini “Müslüman” olarak da tanımlamaktan gocunmamaktadır.

Müslüman bir ateistlik, Müslüman bir materyalistlik aramızda yayılıyor. Kar yağmasın diye Allah’a dua ediyor.

Türkiye’de 25 milyona yaklaşan bir öğrenci stoku vardır. Nerede istihdam edilecek? Sürekli eğitim denilerek üretimden kopartılan bu stoğa sistematik bir yoksulluk dayatılıyor.

İslamcıların kentleşmeye güzelleme yaparak sınıfsal ayrışmaları görmezden gelmesi kabul edilemeyecek bir neme lâzımcılıktır.

“Komşusu açken tok yatan bizden değildir” rivayetinin günümüzde şöyle de okunması mümkündür: “Komşusu evsiz kalmışken evinde rahat yatan”; “Komşusu işsizken ortalama maaşı beğenmeyen”… ila ahir.

Kentleşme, Batı dışı toplumlarda “kendini sömürgeleştirme/kendinde öze yabancılaşma” gibi sonuçlara çıkıyor.

Kentler, otoyollar, endüstriyel üretim, üniversite gibi Batı’nın kurumsal organizasyonları reddedilmedikçe Batı hegemonyası kırılamaz.

Kentleşme süreci kentteki insanların tapulu mallarına el koymayı yasalaştırıyor; Horasan Erenleri ise Anadolu’ya gelene “önce bahçe bostan aç ve evini yap” diyordu.

Türkiye’nin asıl sorunu politik kurumların kendilerini Batı tipi kent- üretim modeline göre konumlamasıdır. Refah, kalkınma, terakki talebidir.

Kalkınma ideolojisi egemenlik tesis etmeden önce nüfus kendi gıdasını kendisi karşılıyordu; kalkınma fikri köyden kente göçü dayattı. Böylece gıdasını başkalarının hazırlayıp masaya koymasına razı oldu. İnsanlar kurban edecekleri hayvanların yemlerini hazırlarlar.

Batı dışının hammaddeleri ve gıda stokları kalkınma ideolojisi nedeniyle Batı tarafından yağmalanmaktadır.

Türkiye’de tüm muhafazakâr parti iktidarları (DP-ANAP-AKP) burjuvaya çalışmış; köylülüğü tasfiye ile meşgul olmuşlardır.

Tekniğin sıkıntısı kendini dayatmasıdır. Endüstri dayatmacı ve saldırgandır. Yürüyüş yolunu tekelleştirir ve makineleştirir.

Hükümetler ve belediyeler insanları tüketim toplumuna katmak için uğraşıyorlar. Büyük barajlar yaparak insanlara elektrik vaat ediyorlar. Oysa insan elektriğini güneş panelleri ile üretebilir ve hükümetlere/belediyelere muhtaç olmadan yaşayabilir.

İnsanın enerji-su-gıda gibi ihtiyaçları için büyük kentlere çekilmesi totalitarizmi kabul etmesi demektir. Yeni bir belediye fikrinin temel güdüsü insanların ihtiyaçlarını kendilerinin karşıladığı üretim yapılarını kurmaya yönelik olmalıdır. İnsan iktidarın kölesi değil, cemaatin üyesidir.

Büyük kentlere neden kar yağmıyor? Kentlerde sıkışık binalar yerkürenin yüzeyinin biyolojik oluşumunun önüne geçiyor, hava kalitesinin kötüleşmesi, suyun kalitesinin düşmesi, “kent ısı adalarının” oluşmasıyla sonuçlanıyor. Bu adalar kentlerde hava sıcaklığını çevredeki kısal bölgeye oranla daha yüksek seviyelere çıkarıyor.

Kentlerin üstünde oluşan ısı adalarının nedeni gündüz güneşten gelen ısıyı biriktirip gece de serbest bırakan/yansıtan asfaltın ve beton yüzeylerin kentlerde büyük miktarda kullanılmasıdır. Belediyeler asfalt-beton kullanımına ağırlık vererek suyu yok ediyorlar.

Modern insanın gökyüzünü görememesi, vaktini tekno-kentlere kaptırması, horoz sesini duyamaması onun bütün ikliminin zift-beton olmasındandır.

İnsanın toprağa ölememesi, ölümüyle toprağa çözülememesi dünya-tabiatını değiştirdiğinin kanıtıdır. İnsan özü olan toprak-suya ölememektedir.

Müslümanların yaşadığı toprak olan Anadolu’da insanların betona gömülmesi kutsalla derin ayrılığımızın şehadetidir. Müslümanlar artık ateisttir.

Batı toplumlarının “medeni”lik iddiası kâinat-insan-eşyaya yönelik saldırıları nedeniyle Batı-dışını sömürgeleştiren bir çarpıtmadır.

Medeniyetin yol-baraj-enerji hattı gibi teknik toplumsallaşma olduğu düşüncesi yanlıştır. Medeniyet, tokların dünyasını inşa etmek için yoksulluğu büyütmeyi sorgulamayan teknoloji kullanımı olamaz.

Dünya ekonomik yapısının temel durumu Doğu/Batı çatışmasıdır. Batı’nın Doğu’yu kolonizasyonu ile, Doğu’nun Batı’ya yıkıcı (barbar) saldırısı tarihin çatışmacı ve emperyalist yürüyüşüdür. Batı, kenti ile ve Doğu göçebe askeri yığını birbirine çullanmaktadır. İslam şehri ne kapitalist kent ve aşiret/göçebe organizasyonudur.

Uygarlık, Batı’da kapitalizmin elinde kent temelli emekçi sınıf üretti. Ancak uygarlığın tek yüzü Batı kapitalizmi olmamıştır. Doğu uygarlıkları da tarım temelli bir emekçi sınıf olan angaryacılığı üretmiştir. Batı’nın ideolojisi, sermayecilik ve endüstri ise; Doğu’nun ideolojisi de kölecilik ve insan emeği idi. İslam, Anadolu’da bu iki yönelişe de fırsat vermeyen yeni bir emek ve bölüşüm ufku getirmiştir.

Bütün dünyada tekniğe hayranlık duyma, ona adeta tapma hali evrenselleşmiş bir yeni din, Saint Simon’cu “Yeni Hristiyanlık” biçimine döndürülmüştür. Batı dışı toplumlar “Efendi halklar”ın bir devamı olan ve onlarla birliği temsil eden, kendilerini “dünya pazarı” ile bütünleştiren kalkınma tutkusuna ve bunun endüstriyel araçlarına sahip olmaya yakalanmışlardır.

Kalkınma, refah toplumu kavramları, Batı’nın sömürgelerden çalarak var ettiği statüye, hayat biçimine özenti içermektedir. Gelişmeye özenmek, bilime/tekniğe rasyonel bir metodla sarılmaktan öteye geçmiştir.

Batı, saatte 300 km hızla giden bir YHT yapınca, daha ülkesinde buharlı tren işletemeyen toplumlar üzerinde teknik üstünlük sebebiyle hak ve daha önemlisi egemenlik tesis edebilmektedir. Sömürgecilik, teknik üstünlüğe sahip egemenlerin doğal zenginliklere sahip köle halkları mal ve emekleriyle boyunduruk altına alınmaları tarzına dönüştürülmüştür.

Batı, kendine göre ilkel gördüğü toplumları makina/teknik/ulaşım sistemleri ile tek bir dünya pazarına bağlamış durumdadır.

Batı dışı dünyada Batı’nın kapitalist modeline karşı geliştirilmiş endüstriyel olmayan bir düşünce mecrası gelişememesinin temel nedeni Batı’nın dönemsel tarih kurgusunu teknik üstünlükle dayatan kültürel biçimlenmesidir. Batı teknik/bilimi “sömürge toplumları”nın ortak dili, inancı, dini haline gelmiştir. Batı’nın kapitalist güç istenci, sınırsız birikim biçimi/yığdıkça yığma/tekasür biçimini almakta, vecd halini ise üretimin sınırsız gelişmesinde bulmaktadır. Batı dışı toplumlar da bu gücü, refahı, doyma biçimini elde etmek için çırpınmaktadır.

“Kalkınma, refah toplumu idealleri teknik/endüstriyel bir toplumla gerçekleşir” inancında/dininde olan Batı dışı toplumların bunu gerçekleştirmek için yerel iktidarlarla çatıştığı ve bu arada sömürgeciliği sürekli yeniden üreten sistematize eden Batı toplumlarına çatışma teorisinden bakmadıkları Batı tarafından anlaşılmış görünmektedir.

Modernlik ortaya çıkışından beri tüm “yerellikler” karşısında önce kendini dayatıyor ve sonra da kurbanı tarafından taklit edilir hale gelişi programlıyor. Afrika’dan Amerika’ya getirilen kölelerin en sonunda artık Afrikalı olamayacak denli “modern” kılınması buna çarpıcı bir örnek sayılmalıdır.

“Modernitenin yerlileşmesi” ya da “ekstra moderniteler” gibi kavramlarla çağımız, modernitenin sınır bölgelerinde, Batı- dışı mekânlarda büründüğü biçimler aracılığıyla, yeni bir modernite yorumunu telkin etmektedir.

İslamcılık kendi kavramları üzerinde Müslüman bir hayat inşası yolunda yürümediği ölçüde modernizmi yeniden üretmektedir. Müslüman öncüler ve fukaha geçmişte dünyevileşme meselesine karşı koyacak kurumlar üzerinde çalışmışlar ve “erdemli toplum”a varan yapılar geliştirmişlerdi.

Modernleşme ile Müslümanlar “mahrem alan” yerine “kamusal alan”ın özerkliği için kavga vermektedirler.

Ev, mahalle, vakıf, toplumsal kefalet gibi yapılar Müslüman adamı hem sekülerleşmekten muhafaza etmekte ve hem de Allah’a yönelişi “biz” olan bir özneye cemaat içinde varlık vermektedir. İslam toplumlarında mahalle, ev (avlu) iç içe geçmiş “mahrem açık alanlar” kurmaktadır.

Müslümanların mevcut kentleri dönüştürmeleri mümkün değildir. Kent onları içinden çıkılamayacak derecede yutmuş bir kansere dönmüştür.

Bütün insanlık tarihinde ilk defa toprağın kuraklığı, insanın toprağın üstüne attığı zift- katran nedeniyle ve bilinçli olarak tabiata reva görülmüştür. Kentin bütün sokakları ve diğer kentlerle bağlantıları toprağın ziftlenmesi-katranlanması ile sağlanıyor.

Eski toplumlarda katran günahkârları işaretlemek için kullanılırdı. Modern insanın toprağı katranlaması kendi günahını kendi özü olan çamura yakıştırmasındandır.

Mevcut kentlerimizde, bütün dünya kentleşme sürecinde ezen-ezilen çatışması vardır.

Her bireyin kent içinde yaşamak zorunda bırakılması Batı’lı bir düşüncedir.

Lütfi Bergen – lutfibergen.blogspot.com.tr

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s