Atilla Fikri Ergun / Yazarlar / Yorum-Analiz

Said’in Hicreti, Gazalî’nin Tevekkülü ve Süper Kahramanlar

köşe0-atillafikriergunGerçek kahraman görmek isteyen, evlâd-ı iyâl’ini helalinden geçindirebilmek için sabahtan akşama kadar çalışan insanlara baksın; süper kahramanlar hayatın içinde, yanı başımızda.

Hemen herkesin ahlaktan söz ettiği buna karşın ahlakın sosyal, siyasî ve iktisadî alandan neredeyse tamamen çekildiği bir ülke Türkiye. Ahlakî yozlaşmaya yönelik en ilginç eleştiriler iktidara kayıtsız şartsız destek verenlerden geliyor. Kaderlerini iktidarın kaderine bağlayanların “ahlak” temelli eleştirileri, iktidardan ve ona kayıtsız şartsız destek veren kesimlerden başka herkesi, her kesimi hedef alıyor. Dolayısıyla bu anlayışa göre, iktidardan ve iktidarı eleştirmeyi zül sayanlardan başka herkes suçlu.

Hâlbuki bir yandan iktidara kayıtsız şartsız destek veren, öte yandan muhafazakâr-İslamcı modernleşmeyi, dolayısıyla küresel modernliğe entegre olmayı öngören muhafazakâr-İslamcı siyaseti es geçen ahlak eleştirileri çifte standart özürlü. Kapitalist pazarı içselleştiren Müslüman tipolojisi, At Pazarı İslamcılığı, Âlâ dergisi, metro-seksüel Müslüman erkek, Batı’lı kadına özenen Müslüman kadın, Maldivler’de beş yıldızlı helal tatil vs. kısacası her türlü dünyevîleşme kapitalist muhafazakâr modernleşmenin ürünü.

İktidarla muhalefetin -dünya görüşü dışında- birbirlerinden farkı yok. İnsanı, insanî değerleri, hayatı, emeği, hikmeti, derinlikli düşünceyi ıskalayan siyasetin ülkeye hayır getirmediği, getirmeyeceği aşikâr. Her iki cepheyi de kuşatmış bulunan, bir diğerini aşağılamak üzerine kurulu olan siyasî dil, sadece ülkenin değil insanlığın da başına bela.

Kitap okuma oranının % 4 olduğu bir ülkede ister iktidar yanlısı ister muhalif olsun çoğunluğun güncel siyaset bataklığında debelenmesi gayet normal. Militan propaganda başını almış gidiyor; hiç şüphesiz bu, derinlikli düşünceyle alakası olmayanların işi. Militan propagandacılar onun da bir sonu olduğunu, bir yere kadar iş gördüğünü anladıklarında pişmanlık duyacaklar.

Mevcut siyasî yapıda şeytanlaştırılan ilk kişiler, doğruya doğru eğriye eğri diyen akıl, fikir ve vicdan sahipleri; siyasî bünye onları hazmedemez, anında kusar. Dolayısıyla tek blok % 52 – çok parçalı % 48 matematiğinin dışındayız, güncel siyasetle olan ilgimiz analiz yapmanın ötesine geçmez, iktidar mücadelesinin tarafı değiliz, bizim işimiz İslam’da mündemiç olan kadim hikmet ve kadim insanlık değerleriyle. Bu bakımdan mevcut şartlarda yapılacak en doğru iş, fikir dünyasına hicret etmek.

Said-i Nursî’nin siyaset-dışı hareketi bu açıdan iyi düşünülmüş bir tarzdı. Said, durum son derece kötü, ortam bozuk iken siyasetten kaçtı, -bugün birilerinin çiçek-böcek diye aşağıladığı- tabiat-kâinat ayetleri üzerinden Hakikat’i anlatmaya çalıştı, Kelâm’ın yöntemini kullanarak yeni düşünsel bir tarz geliştirdi ve bu yolla modern düşünceye karşı mücadele etti. Kısacası Said, siyasetin gayya kuyusundan farksız olduğu bir dönemde fikir dünyasına hicret etmişti.

Peki, Said niçin tabiat-kâinat ayetleri üzerinden Allah’ın varlığını ispatlamaya çalıştı, buna gerek var mıydı? Batı’da Aydınlanma’yla birlikte Tanrı ve din devre dışı bırakıldığı, galipleri taklit eden mağlupların da bundan ziyadesiyle etkilendiği ve merkezden koptuğu bir dönemde elbette buna gerek vardı.

Asıl merak edilmesi gereken konu ise, neo-liberal politikaları sahiplenen muhafazakâr-İslamcı siyaseti destekleyen zevatın, “Beşer kölelik devrini aştığı gibi bir gün ecirlik (işçilik) devrini de aşacaktır” diyen Said’i de “Komünist” olarak yaftalayıp yaftalamadığı.

Bir başka örnek Gazalî’dir; baş müderrisliği bırakmış, şan-şöhreti elinin tersiyle bir kenara itmiş, malını mülkünü arkasına atmış ve bilinçli yoksulluğu tercih etmişti, yakîn arayışı onu başka bir insan haline getirdi. Günümüzün güncel siyaseti kovalayan, iktidardan maddî-manevî rant elde etmek isteyen, iktisadı tek temel gerçek olarak gören ve farklı lezzetler arayan modern Müslüman’ı Gazalî’nin yanından bile geçemez.

Ayrıca Gazalî, böyle davranmakla, yeri ve zamanı geldiğinde bırakıp gitmek gerektiği hususunda da iyi bir örnek oluşturmuştur. Günümüzün köşe başlarını tutan entelektüelleri ve politikacıları bundan ders çıkarabilse ne iyi olurdu.

Peki, henüz Ebu Hanife’yi anlayamamış olan Ehl-i Sünnet, Gazalî’yi ne kadar anlayabildi? Gazalî’ye göre, tek başına yaşayan insanın zaruriyat dışında elinde mal tutmaması tevekkülün en yüksek derecesidir. Tek başına yaşayan insanın kırk günlük mal biriktirmesi ise orta halli bir tevekkülü ifade eder. Tek başına yaşayan insan bir yıllık veya ondan fazla bir süre için elinde mal bulundurursa tevekkül dışına çıkmış olur.

Yine Gazalî’ye göre, aile -çoluk çocuk- sahibi olan bir kimse en çok bir yıllık ihtiyacı kadar mal biriktirebilir. Kuşkusuz, Gazalî’nin tevekkül anlayışı, kapitalizmin kabul etmeyeceği, edemeyeceği bir şey. Ehl-i Sünnet, Gazalî’nin tevekkül anlayışına yaklaşabilse ortada kapitalizm falan kalmaz.

Hazır yeri gelmişken, kapitalizme karşı koyma çabasının, İslam’ı, avarelik, tembellik ve miskinlik ideolojisi haline getirmek demek olmadığını unutmamalı; bilakis İslam’ın öngördüğü dünyada bu tür insanlara yer yok. Dolayısıyla gerçek kahraman görmek isteyen, evlâd-ı iyâl’ini helalinden geçindirebilmek için sabahtan akşama kadar çalışan insanlara baksın; süper kahramanlar hayatın içinde, yanı başımızda.

Atilla Fikri Ergun – akilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s