Ali Bal / Din / Emeği Geçen Yazarlar / Siyaset / Uluslararası Siyaset

Ümmet’in Zilleti (3)

köşe8-alibalArap Baharı ile Arap aleminin başı göklere değmedi, aksine bu coğrafyada sular hiçbir zaman durulmadığı gibi, arkasından çıkan Suriye iç savaşı ve onun arkasından ortaya çıkan IŞİD katliamları, İslam aleminin onur, şeref, huzur, barış ve istikrara ulaşmak için daha çok fırın ekmek yemesi gerektiğini açık bir şekilde ortaya koydu, hepsinden de önemlisi Müslümanların ellerindeki kitabı yenden okumaları gerektiğini; ta ki anlayana kadar.

Arap Baharı süreci başlangıcından bugüne bir türlü  “ümmet” olamayan Müslümanların yaşadığı zillet tablolarından birini yansıtması açısından ibret verici bir nitelik arz ediyordu. Ne yapılması gerekirken ne yapıldığını anlamak için Ümmet’in Zilleti (2)’de dikkat çektiğimiz ayetleri bir kez daha hatırlamakta yarar var: Allah’a ve elçisine itaat edin, birbirinizle çekişmeyin, yoksa korkuya kapılırsınız, devletiniz (hakimiyetiniz) elden gider; sabredin, çünkü Allah sabredenlerle beraberdir” (Enfal, 46), “Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz, iyiliği emreder, kötülükten alıkoyarsınız ve Allah’a inanırsınız” (Âl-i İmran, 110), “Böylece sizi vasat bir ümmet kıldık, ta ki insanlığa şahit olasınız, Resul de size şahit olsun…” (Bakara, 205) ayetleri, Mü’minler için yeryüzünde ayakta kalmak, ezilmemek, zulme boyun eğmemek, aksine zulme engel olmak ve kötülükleri önlemek için güçlü olmanın gerektiğine dikkat çeken, bunun için de ümmetin uyum, birlik ve bütünlük içinde olmasının gerektiğini vurgulayan, insanlık alemi nezdinde ümmetin misyonuna dikkat çekmek amacını taşıyan ayetlerdir.

Ancak demiştik ki, ümmet dediğimiz toplum çok uluslu, çok etnisiteli, birçok kavim, aşiret, mezhep ve sosyal sınıftan oluşan bir toplumdur. Bunların arasında da (sonuçta onların da insan olmaları hasebi ile) ihtilafların olması tabiidir. İhtilafların ümmeti bölüp parçalayan sari ve müzmin hastalıklara dönüşmemesi, dolayısıyla ümmeti misyonunu ifa etmekten alıkoymaması, artı dünya küfrü karşısında birlik içinde ortak hareket edebilmek ve ortak politikalar oluşturulabilmesi için tek çıkar yol Meşveret ve Şûra’dır. Günümüzde ise bunun kurumsallaşmış adı İslam Parlamentosu’dur. İslam Parlamentosu, İslam Güvenlik ve İşbirliği, İslam Ortak Pazarı (bu cümleden olarak İslam Ortak Para Birimi), İslam Yüksek Adalet Divanı, İslam Savunma Paktı (ortak ordu) gibi, hayatın bütün alanlarına yayılmış kurumlarla ikmal edilmiş olmalıdır. Yeryüzünde en geniş anlamda  mustaz’afın hakkını müstekbirden alarak hak sahibine iade edecek olan Süleymanî (Hz. Süleyman’a atfen) bir dünya nizamının teşekkül ettirilmesinin yolu budur. Aksi halde bırakın böyle bir dünya nizamı tesis etmeyi ümmetin kendi coğrafyasını yeryüzü müstekbirlerinin ifsad ve talanından korumasına imkan yoktur.

Arap Baharı denilen sürece bahar olarak değil ümmetin kışı olarak bakmamızın gerekçesi budur. Dünya küfrünün/küresel kapitalizmin süreç üzerindeki hakimiyetini, süreç boyunca ümmeti nasıl iğfal, ifsad ve istismar ettiğini, ümmetin süreç içindeki acz, zaaf ve zilletini, buna karşılık dünya küfrünün yerli taşeronları tarafından olayların akıl almaz bir biçimde nasıl tahrif ve te’vil edildiğini, çarpıtıldığını ibretle izlemiş olduk. Olması gerekenin çerçevesini kısa ve öz olarak belirttikten sonra bu süreçte iki temel olaya parmak basarak bu seriyi tamamlamak istiyorum.

Bunlardan birincisi, Libya lideri Muammer Kaddafi’nin devrilmesidir. Sosyolojik bir sünnet olarak, toplumları kuşatan diktatöryal/hegemonik sistemler durduk yerde oluşmazlar. Dolayısıyla bu sistemleri oluşturan nedenleri ortadan kaldırmadan mevcut sisteme karşı girişilecek tüm hareketler çok daha büyük yıkıma ve vahim sonuçlara yol açarlar. Libya’da Kaddafi sonrası suların durulmaması, çatışmaların hâlâ devam ediyor olması, bunun canlı örneklerinden biri. Aynı şey Saddam Hüseyin için de söylenebilir. Her iki liderin de ölüm şekli ümmet için bir utançtır. Eğer bu liderler halkın öz direniş güçleri tarafından -küresel güçlerin taşeronu olmayan kuvvetler tarafından- devrilmiş ve bir ümmet mahkemesinde yargılanarak ölüm cezasına çarpıtılmış olsalardı böyle bir değerlendirmede bulunmazdım. Her şeye rağmen Kaddafi’nin ayaklar altında çiğnenerek ölmüş olması, Saddam Hüseyin’in işgalci, katil ve talancı Haçlı/Siyonist ABD’nin kuklası bir mahkeme tarafından yargılandıktan sonra idam cezasına çarptırılması ve bütün dünyanın gözü önünde, Kelime-i Şehadet’i dahi tamamlayamadan ipte sallandırılması, İslam aleminin haysiyet ve şerefine vurulmuş en büyük darbeydi.

Arap Baharı ile Arap aleminin başı göklere değmedi, aksine bu coğrafyada sular hiçbir zaman durulmadığı gibi, arkasından çıkan Suriye iç savaşı ve onun arkasından ortaya çıkan IŞİD katliamları, İslam aleminin onur, şeref, huzur, barış ve istikrara ulaşmak için daha çok fırın ekmek yemesi gerektiğini açık bir şekilde ortaya koydu, hepsinden de önemlisi Müslümanların ellerindeki kitabı yenden okumaları gerektiğini; ta ki anlayana kadar. Aksi halde bu zilleti yaşamaya devam edeceğiz. Bu ateş daha nereleri yakar acaba?

Ali Bal – akilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s