Atilla Fikri Ergun / Felsefe-Düşünce / Yazarlar

Yazmak Nedir, Yazar Kimdir?

köşe0-atillafikriergunYazarlık, din-mezheb, dil, ırk farkı gözetmeksizin mustaz’afların yanında yer almayı, yaşam hakları ellerinden alınanların sesi, toplumun ve insanlığın vicdanı olmayı gerekli kılar; yazar ya Hakk’ın hizmetkârıdır ya da ondan başka her şeyin.

Sosyal medya, ana akım medyada yer almayan, ancak yine de belli bir kitle tarafından izlenen, kendi durduğu yerde özgün fikir üretmeye çalışan bir kısım entelektüelleri okuyamaz, düşünemez ve yazı yazamaz hale getirdi. Sosyal medyada sloganik cümleler kurmak görünür olmanın en kolay yollarından biri, buna mukabil yazar, görünür olmaktan çok gönül ve fikir dünyasına katkı sağlayan insan…

Okumayan insan yazı yazamaz, yazdıkları okuduklarından fazla olanlar mecburen güncele endekslenirler, çünkü “yazı” çıkarabilecekleri tek kaynak orasıdır. Okuma kesintiye uğramışsa güncel yazılar da yüzeysellik içerir, okuma eksikliği felsefî-düşünsel arka-planı zayıf bıraktığı için bu kaçınılmazdır. Bunun yanında yazı, üzerinde harcanan emekle gerçek anlamda yazı olur, bu yüzden çoğu iki-üç saatte kaleme alınan günlük -ve daha çok güncele endeksli- gazete/köşe yazıları genellikle “moloz” kategorisine girer.

Yazmak, duygu ve düşünceleri ifade etmenin yollarından biridir, eğer yazar doğrudan duygu ve düşüncelerini aktarmak yerine “Kim, ne der?” kaygısı gözeterek yazıyorsa riyakârdır. Başkaları beğensin diye yazı yazmak gayri ahlakî bir tutum ve davranıştır, para için yazmak da öyle. Bilgi ve düşünceyi ticarî meta haline getirmek diğerleri üzerinde tahakküm kurma ve onları sömürme amacına matuftur. Oysa yazı yazmak, temelde iç dünyamıza yaptığımız yolculukla ilgili olmalıdır, parayla-pulla, şanla-şöhretle ilgili değil.

Yazar, öncelikle düşünen ve kendi kendine konuşan insandır, hangi konu üzerine yoğunlaşmışsa o konuda önce kendi kendini ikna etmeye çalışır, diğerleri ikinci sıradadır, yazdıklarının başkaları tarafından bilinmesi, görülmesi veya okunması da öncelikli şart değildir; hiç kimse ondan haberdar olmasa da yazarın ve yazdıklarının varlığı sabittir.

Yazı yazmak, temelde Hakikat arayışının ifadesi değilse anlam ve değer ifade etmez. Gerçek anlamda yazar, Hakikat arayışı içinde olan insandır, yazarlık onun için profesyonel bir meslek değil amme hizmetidir. Dolayısıyla önemli olan okunup okunmamak değil, varlığa, insana, hayata, tarihe, topluma anlam katabilmektir.

Yazmak, okumayı ve tefekkürü gerektirdiği için kişinin tekâmülünü sağlayabileceği gibi, onu insanlıktan uzaklaştırabilir de. Dil ve üslûp, aktarılan duygu ve düşüncenin ahlakîliği bu açıdan önemli bir kriterdir. Yazarın madden beslendiği yer, ister istemez onun düşüncelerini şekillendirir, herhangi bir siyasî yapıdan -veya mecradan- madden beslenen yazar bağımsız değildir, hizmetkârdır. Bağımsız düşünce yazarın namusudur, gerçek anlamda yazar düşüncesini hiç kimsenin emrine vermez, Müslüman yazarın sadakati yalnızca Rabbinedir.

Yazarlık, din-mezheb, dil, ırk farkı gözetmeksizin mustaz’afların yanında yer almayı, yaşam hakları ellerinden alınanların sesi, toplumun ve insanlığın vicdanı olmayı gerekli kılar; yazar ya Hakk’ın hizmetkârıdır ya da ondan başka her şeyin.

Yazmak, insanî-ahlakî ve sosyal sorumluluk gerektirir, bu yüzden aklına her eseni yazmak tartışmasız gayri insanî-gayri ahlakîdir. Yazar, sosyal sorumluluk gereği bazı şeyleri söyleyip söylememekte hürdür; saptırma, çarpıtma, eğip bükme ameliyesi ise sahtekârlığa girer. Hepsinden önemlisi, Cemil Meriç’in dediği gibi, “Başkalarını tedirgin etmek için sözde hakikatlerimizi haykırmak” terbiyesizliktir.

Yazar, kalemini kişisel çıkarları için kullanmaz, aynı şekilde kişilerle olan problemlerini çözmek amacıyla kalemini silah haline getirmez; kalemini yalan, iftira, itibar suikastı, saptırma, çarpıtma, manipülasyon vs. için kullanan kimse yazar olarak değil ahlaksız olarak nitelendirilmeyi hak eder.

Yazar, bardağın boş tarafına baktığı kadar dolu tarafına da veya dolu tarafına baktığı kadar boş tarafına da bakmak zorundadır; yazar, böylece adil olarak anılmayı hak eder. Eleştirel bakış, hakareti, aşağılamayı, yaftalamayı gerektirmez, bunlar eleştiriyi etkisiz, değersiz, adi/bayağı hale getirir ve arada söylenen doğruları da yok eder; kendi iç dünyasında yol çıkan, varlığı, insanı, hayatı, tarihi, içinde yaşadığı toplumu ve dünyayı yorumlayan, fikir üreten bir kimse olarak yazar, edepli olmak ve üslûbuna dikkat etmek zorundadır.

Öyle zamanlar olur ki, yazar, edebî kaygı duymaz, felsefe ya da analiz yapmak yahut tarihe not düşmek amacıyla yazmaz, bu ve benzeri herhangi bir amaç taşımaz, sadece içini döker, konuşma, dertleşme ihtiyacını yazarak giderir; yazar, önce insandır, yazarlığı sonra gelir.

Yazmak -veya yazar olmak- için boş gezenin boş kalfası olmak gerekmez, yazar gün boyu ırgatlık yapsa da yazmak için kendine zaman yaratır, dünyaca ünlü Amerikalı yazar John Steinbeck bu konudaki en iyi örneklerden biridir. Goethe’nin dediği gibi, “Yeterli zamanımız hep vardır, yeter ki, doğru kullanalım.”

Bu vesileyle bir kez daha ifade etmiş olayım: Yazmak isteyen genç arkadaşlara her zaman yardımcı olurum, yeter ki, istekleri olsun.

Atilla Fikri Ergun – akilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s