Bilge Girgin / Emeği Geçen Yazarlar / Yorum-Analiz

Etyen Mahçupyan’ın Düşündürdükleri

köşe6-bilgegirginIrkı, dili, dini ne olursa olsun, Türkiye topraklarında yaşayan insanların kendilerini nereye ait hissettiklerine karar verecekleri an bu… Köklendikleri ve beslendikleri bir toprağa mı, yoksa GDO’lu tohumlarını Batı rüzgârı ile yaşadıkları toprağa taşımaya çalışan başka bir coğrafyaya mı?

Sadece mal ve eşyanın değil, kimlikler dâhil her şeyin pazara sunulduğu bir dönemdeyiz. Bu çağda, iktidarın ve çıkarın sadece somut nesneler üzerinden sağlandığını düşünenler ve eleştirenlerin eleştirileri, tam da bu sebeple kadük kalıyor. Somut bir iktidarı, güç veya rantı eleştirenlerin pek çoğu, soyut, elle tutulmaz kimi rantlardan pay alıyor. Fiziksel sınırlara sahip olmayan ama sınırları çoğu zaman söylenemeyenlerle berkitilen (zihinsel) düşünsel toprakların köşe başlarını tutanlar var. Bu soyut coğrafyada yolsuzluklar, haksızlıklar, paylaşımlar, nadiren sesli ve doğrudan ama çoğunlukla sessiz ve derinden gerçekleştiriliyor.

Karşı çıktığının aynısını kendi küçük dünyalarında yapanlar bir yana, korkunç bir ahbap çavuş ilişkisi ile kollanıyor köşe başlarının yanında yöresinde olanlar…

Etyen Mahçupyan, en çok yüzleşmenin gerekliliğine ve dürüstlüğün bir coğrafyaya kazandırabileceklerine işaret ediyor bence. Onun yazısı dünya hiyerarşisini düşürdü aklıma ama en çok da güç üzerinden belirlenen ırklar hiyerarşisini. Bu hiyerarşinin en üstünde beyazlar ve tabanında sanırım Çingeneler bulunuyor. Arada kalan insanların sıralamadaki yeri, ülkeden ülkeye ve durumdan duruma değişiklik gösteriyor. Bir kez ırk hiyerarşisi kurulduğunda, en üstte ve en altta yer alanlar hariç, arada kalanlar, mazlum ve zalim rollerini sık sık değiştiriyorlar.

Aslına bakarsanız bu kategorizasyon ve rol değiştirme, etnolojiden ziyade güce dayanıyor. Irktan ziyade egemenliğe ve ona göre konumlanmaya bağlı olarak değişiyor. Mesela Semitik bir ırk olan Arapların Semitik olduklarından hiç bahis açılmıyor, Semitik Araplar Doğu’lu, Semitik Yahudiler Batı’lı kabul ediliyor. Slav olan Bosnalılar, Müslüman oldukları için Slav muamelesine tabi tutulmuyor. Bizden ve bölgedeki halklardan ne davranış kalıpları ne de kültürleriyle hiç de uzağa düşmeyen Yunanlılar ise birden bire Batı’lı olarak paketlenip karşımıza konuyor. Yunanlıların altlarına serilen Batılılık zemini, tüm tarih yazıcılığını üzerlerine inşa ettiklerinden pek sarsılıp kaydırılmıyor. Ancak aynı şeyi ‘Doğu Avrupalı’ kabul edilen diğer Balkan milletleri için söylemek zor. Onların rolü de epey geçişken ve değişken. Müslüman herhangi bir grupla mukayese edildiklerinde el çabukluğu ile Batı’lı kategorisine dâhil ediliyorlar, ancak Anglo Saksonlar karşısında ‘az gelişmiş doğulu’ olmaktan kendilerini kurtaramıyorlar, tıpkı Asya’nın Slavları, Ruslar gibi.

Türkiye özelinde de işler bundan çok farklı yürümüyor. Batı karşısında kompleksin dolaylı bir sonucu olarak çeşitli mikro milliyetçilikler geliştirilmesi bir yana, bu kulaklar Kürtçe’nin Hint-Avrupa dil ailesine ait olması sebebiyle, Türklerden daha Avrupalı olduğunu iddia eden Kürtleri bile duydu. Kürtlere kadar uzanmadan, Batılıların kategorisinden bize Avrupalılık taslayan Balkanlılardan sonra, Türkiye’ye çeşitli sebeplerle göç etmiş Balkan Türkleri alıyor sahneyi. Onlar da Avrupalılar karşısında boyun büküp, Türkiyeliler karşısında Batı’lı olduklarını kâh ima edip kâh açık açık vurguluyorlar. Balkan göçmenleri ile Türkiye coğrafyası içindeki tüm diğer kategorilerin mensuplarının, karşısında boyun büktükleri grup Müslüman olmayan Türkiyeliler. Müslüman olmamaları sebebiyle, daha çok Batı’lı olmaya otomatik olarak hak kazanıyorlar. Ve bunu, milliyetçi bir söylemle karşı karşıya kaldıkları anda, yaşadıkları coğrafyanın asıl sahibi ve yerlileri oldukları iddiası ile eş zamanlı gerçekleştirebiliyorlar. Ne tuhaf!  İşte böyle bir kumkumayı aklıma düşürdü Etyen Mahçupyan’ın yazdıkları. Böylesine karışık, çoğu zaman oksimoron ve samimiyetten uzak bir yer kapmalar dünyasını…

Yeni Türkiye, yüzleşmeler ve aidiyet seçimleri ülkesi olacağının bütün sinyallerini veriyor. Irkı, dili, dini ne olursa olsun, Türkiye topraklarında yaşayan insanların kendilerini nereye ait hissettiklerine karar verecekleri an bu… Köklendikleri ve beslendikleri bir toprağa mı, yoksa GDO’lu tohumlarını Batı rüzgârı ile yaşadıkları toprağa taşımaya çalışan başka bir coğrafyaya mı?

Bilge Girgin – akilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s