Emeği Geçen Yazarlar / Kaan Güngör Duran / Yorum-Analiz

“Yeni Türkiye”de Sistemin Gerçekten Yeni Olabilmesi İçin

köşe12-kaangüngörduranTürkiye siyasi tarihini bu projeksiyonun dışında sadece iktidarlar üzerinden okumak ve bir eleştiri geliştirmek, analizi kadük bırakacaktır. Zira iktidarların devinimini sağlayan muhalefetlerdir. 

Temeli, bu toprakların havasına, suyuna, mizacına, mayasına, kültürüne, terekesine uyumsuz, dışarıdan aparılmış malzemelerle atılmış bu müesses nizamın/sistemin bir gün orta yerinden çatlayacağı ve neresinden tutarsak orasından elimizde kalacağı aşikârdı. Belli dönemlerde -o da halk zorlamasıyla- yapılan ufak tefek tadilatlar çöküş vaktini ertelemiş olsa da engelleyemedi. Zaten bu dönemlerde sistem kendini koruma içgüdüsüyle geliştirdiği reflekslerle sürece seyirci kalmamış, gerekli müdahaleleri yapmaktan geri durmamıştır.

Zahiren bütün algoritma kusursuz kurulmuştu. Devlet rejimi Cumhuriyet olarak benimsenmiş, halkın kendi kendini yöneteceği varsayımı üzerine geliştirildiği iddia edilen “demokrasi”ye geçilmiş gibi yapılmış, eğitimde, dinde, milliyette, dilde tek tipleşme seçilmiş, hatta bir adım öteye geçilip kılık kıyafet (kılık kıyafet inkılabı, 1934) ve sanatta (alaturka/türkü söyleme-dinleme yasağı, 1934) bu tek tipleştirmenin gerçekleştirilemeyeceğinin anlaşılması üzerine belli bir kalıp dikte edilmişti. Bütün bu değiştirme-dönüştürme sürecinde her biri o dönem ayrı ayrı bedeller ödetse de, sonuçları itibariyle en büyük yıkıcı bedeli, Tevhid-i Tedrisat (öğretim birliği yasası, 1924) ile altyapısı oluşturulan ve 1925’de tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla geçilen yeni “milli eğitim” sistemi ödetmiştir ve elan ödetmektedir.

Yeni bir ülke, vatan, memleket inşasından öte yeni bir milletin -ki buradaki yüksek(!) gaye, mantık örgüsü bakımından Hitler’inkinden pek farklı olmayan bir iştiyakla, yeni, uygar (Batılı) bir Türk milleti var etmekti- ve bu minvalde temeli her cihetiyle bizden çok uzakta, ruhsuz, maddeci, köksüz bir kültürün inşası şiarıydı bu. Hangi zaviyeden bakılırsa bakılsın milletin hassas dokusuna uyumsuzdu, zorlamaydı, zorbacaydı ve haliyle kadük kalmakla kalmayıp kendisiyle birlikte koskoca kadim bir milleti de -rahatsız olunan ve harcı, Kürd’üyle, Acem’iyle, Rum’uyla, Laz’ıyla, Türkmen’iyle vs. beraber atılmış Anadolu milletini- yıllarca kadük bıraktı.

Bütün kurum ve kuruluşlarıyla, sağdan soldan aparılmış, içtimai hayatı düzenleyecek hukuki, ekonomik ve sosyal düzenlemeleriyle sil baştan tasarlanıp hayata geçirilmek istenen yeni asrın yeni devletinde eğitim hayati bir önem taşımaktaydı. Zira eğitim ve gerektiğinde zorla öğretim -ki bu zorlama yeri geldiğinde fiili, yeri geldiğinde fikri, yeri geldiğinde sinsice ahlaki, lakin her daim devlet eliyle gerçekleştirilmiştir- direkt olarak müesses kılınacak yeni devlet nizamının tesisiyle beraber topyekûn yeni “Türk Milleti”ni oluşturmak gayesinin en efektif aracıydı. Tevhid-i Tedrisat ve tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla “eski” dönem sistemlerin rafa kaldırılmasının ardından Latin alfabesine geçiş, atılmış ilk adımlardı. Bu şekilde, öncelikle milletin, yıllardır beslendiği geçmiş kaynaklarla irtibatının koparılması kolaylaştırılmış ve yeni yazıyla yeni düzen için üretilmiş yeni kaynaklar yoluyla millet yine “millet adına” iddiasıyla dayatılmış bir kalıpta şekillendirilmeye başlanmıştı. İstenen, arzulanan vatandaş profili, çok sorgulamayan, verilenle yetinen, çok düşünmeyen, akıl yürütmeyen, devletin verdiği kimlikten başka kimliği kabul etmeyecek bir prototipti. Bu minvalde bütün eğitim sistemi toptancı bir ezber düzeni üzerine kuruldu ve müfredat, belirlenen ideallere uygun şablon bilgilerle düzenlendi. Abdulhamid Kızıl Sultan, Vahdeddin haindi. İslam, Arab’ın dini, Kâbe lüzumsuz, Çankaya yeterdi. Kürd yoktu ve bütün diller Türkçeden doğmuştu.

Yeni kurulan devlet, lüzumundan fazla devlet-erkildi. Öyle ki vatandaşın akıl yürütmesi makbul karşılanmaz ve illa bir akıl yürütülecekse onu da en iyi devlet yine vatandaş adına kendi eliyle yürütürdü. Eğer sunulandan öte bir kudret ihtiyacı hasıl olursa, o da zaten damarlarımızda, Cumhuriyet’in filtre ettiği “asil” kanda mevcuttu. Sert önlemlerle hayata geçirilen bu dönüşüm süreci, kısa vadede istenilen sonucu veriyormuş gibi görünse de, orta vadede boy gösterip uzun vadede tanzimi hayli zor sonuçlara gebeydi. Zira bu dönüşüm tezgâhından gönüllü yahut gönülsüz geçen ilk nesilden sonra gelen yeni nesil, tam da istenilen kıvama gelmişti. Tasarlanan düzen müesses hale getirilmiş, bütün kurum ve kuruluşlar bu düzenin bekasını sağlamak üzere dizayn edilmişti. “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” şiarından vazgeçilmiş “devlet yaşayamazsa insan da yaşayamaz” evresine geçiş sağlanmış ve bu, yeni nesil vatandaşlara çeşitli yollarla kabul ettirilmişti. Artık her bir şeyi en iyi devletimiz bilir ve bu bilgiyi sevgili devletlû büyüklerimiz temsil ederdi. Hükmeden hükümet ile muhalefet eden diğer akıl yine aynı zihniyetin prematüre veletleriydi. Memleketi kendilerinin çalıp kendilerinin oynadığı bir kabareye çevirmişlerdi. Çarpık bir eğitim sisteminin tezgâhından geçmiş vatandaşın, bu müsamerede azımsanmayacak bir vebali vardı. Artık herkes dayatılıp ezber ettirilmiş argümanlar üzerinden bakmaya başlamıştı hayata. Daha da vahimi “vatandaş” artık bu durumdan pek şikâyetçi değildi, hatta şikâyetçi olamayacak kıvama getirilmişti.

Yeni baştan dizayn edilip hayata geçirilen sistem, “çok partili hayata geçiş” denemesiyle çatlamaya başladı. Kendi iktidarını kuran akıl, kabaca “halkın kendisini yöneteni seçme özgürlüğü” diye tanımladığı “demokrasi” yalanıyla sistemdeki açıkları kapatmak adına yine kendi muhalefetini oluşturmak istedi. Birkaç deneme sürecinden sonra karar kıldıkları şekilde tesis ettikleri/tesis ettiklerini zannettikleri düzene geçmeye karar verdiler. Lakin yine bu toprakların havasından mıdır, suyundan mıdır bilinmez ama kadim Anadolu halklarının basiretini hesap edememişlerdi. Her zaman kendine bir çıkış yolu bulan bu halk, 20. yüzyılın tam ortasına denk gelen seçimlerde sistemin tam orta yerinden koca bir delik açtı. İlk gediği onarmak için müesses muktedir gerekli tedbirleri almakta ve hayata geçirmekte hiç çekingen davranmadı. Sonuç alındığının fark edilmesi ise bu tedbirlerin siyasi gelenek haline getirilmesine ve bunun normal karşılanmasına zemin hazırladı. Muhalefetiyle, iktidarıyla her kesim, şablonu çıkarılmış, keskin hatlarla sınırı çizilmiş fikri haritanın sınırları içinde dilediğince özgür(!) bırakılmıştı ve halka bununla yetinmesi dikte edilmişti. En ufak fikri sapmada sistem kendini koruma moduna alacak şekilde kurgulanmıştı. Elbette bazı kesimler, cemaatler ve topluluklar içinden itirazlar yükselse de, bu zorlu süreç topyekûn halkın düşünce dünyasını şekillendirmeye başlamıştı ve günümüzden geçmişe doğru bir projeksiyon tuttuğumuzda bu yaklaşım ne yazık ki başarılı da olmuştu. Türkiye siyasi tarihini bu projeksiyonun dışında sadece iktidarlar üzerinden okumak ve bir eleştiri geliştirmek, analizi kadük bırakacaktır. Zira iktidarların devinimi sağlayan muhalefetlerdir.

Kabaca hatları çizilen bu çerçeveden günümüzün iktidar-muhalefet çelişkisini okumaya çalışalım. Üretilen argümanlar, yüksek sesle dillendirilen itirazlar, vizyon diye önümüze konan hedefler, yapılmış olmasıyla övünülen icraatlar, halk adına iktidarı denetlediğini iddia edenlerin gösterdikleri yol haritaları, sundukları çareler ve en önemlisi siyasi figürler… Bu okumayı bütün siyasi parti ve angajmanlardan bağımsız, zihinlerimize kazınmış retorik ezberlerden, beynimizin en dip kıvrımlarında yankılanan sloganlardan, eğitim adı altında akıllara serpilmiş tortulardan sıyrılarak yapmak zorundayız. Zannettiklerimizin hepsi gördüklerimizden ve gördüklerimiz hepsi de sadece bir illüzyondan ibaret.

“Yeni Türkiye” söylemiyle -ki bu tabire ilişkin itirazlarımı saklı tutuyorum- oluşturulmaya çalışılan yeni sistemin, eskisinden farklı olarak -gerçekten- yeni olabilmesi için, öncelikle yeni bir muhalefet dili, aklı ve sistematiği geliştirebilmek için, bütün okumalara, bu müesses nizamın çalkısından -bile isteye ya da değil- geçmiş olduğumuzdan, ilkin kendimizi okumakla başlamalıyız. Ve elbette Rahman ve Rahim olanın adıyla…

Kaan Güngör Duran – akilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s