Cengizhan Salih / Yorum-Analiz / İktibaslar

Faiz, Gelir Dağılımı ve Faiz Lobileri

faiz-1Temennimiz, Cenab-ı Hakk’ın en kısa zamanda başta Müslümanları, sonra bütün insanlığı faiz melanetinden, “sen çalış ben yiyeyim” anlayışından, halas eylemesidir. Amin.

Gelişmekte olan ülkelerin çoğunda gelir dağılımındaki mevcut adaletsizliklerin daha da derinleştirdiği ileri sürülmektedir.[1] Öyle ki, birçok ülkede gelir dağılımı problemi sarılmayı bekleyen bir yara gibidir. Faiz ve kredi sistemi ise adeta bu yaraya tuz basmakla eşdeğerdedir. Faizin, sıkıntının boyutunu büyütmekten başka bir etkisi yoktur.

Shorrocks ayrıştırma analizi kullanılarak yapılan bir araştırmada, Türkiye’de hane halkı bazında ana ve alt gelir türlerinin gelir dağılımı eşitsizliğine yaptıkları katkılar ve gelir türlerine ait “Gini Katsayıları”[2] hesaplanarak 2002-2009 yılları arasındaki durumun tespiti ve yorumu yapılmıştır. Netice olarak gelir dağılımı eşitsizliğine en büyük katkıyı yapan gelir türünün “faiz geliri” olduğu saptanmıştır. Bu durum iktisadi kriz dönemlerinde daha belirgindir.[3]

Ayrıca devletin çeşitli işlerde kullanmak üzere, pozitif reel faizle gerçekleştirdiği iç borçlanmanın da gelir dağılımı üzerinde etkileri, olumsuz yönde olmaktadır.[4] Devletin söz konusu işlerde kullanmak için iç borçlanma yoluna gitmesiyle ilgili gerçek durum, hükümetin bu faiz yükünü sıradan vatandaşlara yıkma biçiminde olmaktadır. Vergiler yoluyla herkesin cebinden dolaylı veya dolaysız şekilde faiz alınmakta ve her yıl milyonlarca, bazen milyarlarca dolarlık meblağlar toplanıp -faiz lobileri başta olmak üzere- sermayecilere uzun süre ulaştırılmaktadır. Bu işlem toplumsal ekonomide servetin akışını yoksullardan varlıklılara çevirir.[5] Oysa toplumun refahı, bunun varlıklılardan yoksullara akışını gerektirmektedir.

Faiz ekonomik zararlarından birisi de, sermayenin marjinal verimine bir sınır getirmesidir. Öyle ki bu durum, üretim kaynaklarının atıl kalmasına sebep olur, yatırımlar azalır ve böylece milli gelirin en büyük destekçisi olan yatırımlarda rolünü oynayamaz duruma düşer.[6]

Zira teoride yatırım kararları, eldeki paranın borç verilmesiyle temin edilecek faiz haddinin, aynı paranın yatırıma yöneltilmesiyle sağlanacak sermaye verimliliğinden daha düşük olması ile verilmektedir. Özellikle buhranlı ekonomik devrelerde, faiz haddinin yüksek olması, sermayenin marjinal verimliliğinin yetersizleşmesine neden olmaktadır.[7]

Faizin sosyo-ekonomik tesirleri elbette bu kadarla bitmez. Daha birçok sosyo-ekonomik tesiri söz konusudur. Örneğin, serbest faiz politikasının neticesi olarak; daha açık bir ifade ile hem kredi faizlerinin hem de mevduat faizlerinin serbest bırakılmasının neticesi olarak, servet yoğunlaşmasının iki yönlü işlemesi söz konusu olur. Kredi faizlerinin yüksekliği, sanayi kuruluşlarının el değiştirmesine ve tekelleşmeye ortam hazırlarken, mevduat faizlerinin yüksek tutulması da, rantiye sınıfının doğmasına ve bu kesimlere olağanüstü servet oluşumu olanağı sağlamaktadır.[8] Şu bir gerçektir ki, faiz tekel oluşumunda etki eden en önemli faktörlerden biridir.[9]

Siyasi açıdan faizin zararlarının en ehemmiyetlilerinden birini ifade edersek, faizle borç veren ülkeler ve IMF, Dünya Bankası gibi kuruluşlar, sadece borçlu ülkelerin mallarını ellerinden almakla iktifa itmezler. Ülke ekonomisinin yönlendirilmesi ve nüfuzu onların elinde bulunur. Ellerinde bulunan her türlü nüfuzu, kendilerine, muhtaç toplumları daha çok sömürmek ve daha fazla faiz alma imkânını sağlayan nizam ve idareleri yerleştirmek yahut yeniden ortaya çıkarmak için kullanırlar. Bu hedeflerin, bu emellerin gerçekleşmesi için o ülke için ekonomik açıdan acı reçetelerde sunmaktan kaçınmazlar.[10] Bunun örneklerini hem dünya tarihinde, hem de kendi tarihimizde rahatlıkla görmemiz mümkündür.

1876’da faiz borçlarını bile ödeyemeyen Osmanlı Hazinesinin, Düyun-u Umumiye (Genel Borçlar İdaresine) teslim olması ve önümüze sürülen acı reçeteler; 1978’te Kemal Derviş ve Sherman Robinson imzalı yüksek faiz ve sıcak para girişi politikasını öneren Dünya Bankası raporunun 1980 darbesiyle uygulamaya konulması ve 1980’de son derece az olan borç stokumuzun takip eden yıllarda 300 milyar doların üstüne çıkması, milyonların 3-5 bin kişiye (Faiz Lobilerine) gelirinin yarısını aktarır hale getirmesi, gösterilebilecek birçok örnekten sadece 2 tanesidir.

Netice olarak diyebiliriz ki, faiz finansal sistem tarafından belirlenen ancak etkileri itibariyle ekonominin genelini ilgilendiren, kapitalist sistemin önemli bir makro değişkenidir. Oluşumu ve etkileri de başlangıç olarak finansal karakterlidir. Ancak bu etkiler, sadece bir takım ekonomik yansımalarla sınırlı değildir.[11] Daha açık bir ifadeyle, faizin ekonomik etkilerinin yanında toplumsal, siyasi, ahlaki ve psikolojik etkileri de söz konusudur. Burada ifade ettiklerimizden ve daha başka birçok menfi etkisinden dolayıdır ki dinimiz, faiz yoluyla kazanç elde etmeyi yasaklamış ve faizle uğraşanları en ağır bir şekilde uyarmıştır.[12] Öyle ki, faizli muamelede bulunanlarla ilgili olarak (faiz alan ve veren olmanın yanında) olayı yazanları ve buna tanıklık edenleri de dahil etmek suretiyle hepsine lanette bulunmuştur.[13]

Temennimiz, Cenab-ı Hakk’ın en kısa zamanda başta Müslümanları, sonra bütün insanlığı faiz melanetinden, “sen çalış ben yiyeyim” anlayışından, halas eylemesidir. Amin.

Cengizhan Salih – islamekonomisi.org

—————————

[1] Murat Demir ve Ersan Sever, “Kamu İç Borçlanmasının Büyüme, Faiz ve Enflasyon Oranı Üzerindeki Etkileri”, Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, C. 7, S. 25, 2008, s. 185.

[2] Gini katsayısı, bir ülkede milli gelirin dağılımının eşit olup olmadığını ölçmeye yarayan bir katsayıdır. Katsayı 0 ile 1 arasında değerler alır ve yüksek değerler daha büyük eşitsizliğe tekabül ederler.

[3] Başak Işıl Çetin, “İktisadi Sistemler Bağlamında Gelir Dağılımı-Kredi Ekonomisi İlişkisi ve Türkiye”, (Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi, SBE), İstanbul, 2011, s. iii.

[4] Kerem Karabulut ve Serap Demir, “İç Borçların Gelir Dağılımı Üzerine Etkileri”, Ankara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, C. 25, S. 1, 2011, s. 13.

[5] Muhammed Seyid Pehlivan, “Gelir Dağılımı Eşitsizliğine Devletin Müdahale Araçları”,  (Yayınlanmamış T.C. Başbakanlık Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü Uzmanlı Tezi),  Ankara, 2009, s. 36.

[6] M. Sabri Erdoğdu, İslam Ekonomisinde Gelir ve Sermaye, İstanbul, Sebil Yayınevi, 1994, s. 30.

[7] Çetin, a.g.e., s. 54.

[8] Mahmut Bilen ve Muharrem Es, “Gelir Dağılımı Sorunu ve Çözümünde Yeni Arayışlar”, Yönetim ve Siyasette Etik Sempozyumu, Adapazarı, 1998, s. 384.

[9] Faruk Taşcı, “Sosyal Politika-Ahlak İlişkisi”, (Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi, SBE), İstanbul, 2011, s. 5.

[10] Ali Acar, “Faiz ve Toplum İlişkisi”, İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi İslam İktisadı Özel Sayısı, S. 16, İstanbul, 2010, s. 191.

[11] Aslı Afşar vd., Finansal Ekonomi, Anadolu Üniversitesi Yayınları, s. 83.

[12] Elbette bu ifadeyi, hikmeti illetin önüne geçirme olarak anlamamak gerektir. Faizin yasaklanma sebebinin illet olduğunu, fakat Şâri’in her şeyi hikmet üzere yarattığını, va’z ettiğini ihtar edelim.

[13] Seyyid Kutub, İslam’da Sosyal Adalet, İstanbul, Hikmet Neşriyat, 2011, s. 234.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s