Emeği Geçen Yazarlar / Esra Ünal / Yaşam

O Şey

köşe16-esraünalEn sevdiğim tatlıdan bir tabak varken elimde mesela bir görselde ekmek bulabilmeyi lüks sayan bir çocuk görüyorum ve bu çocuk, gözleri ekrana sıfır, diyor ki (ciddi ciddi, misal değil) “Açım, ot buluyor annem ve en çok ekmek yemeyi özledim, en son ne zaman yediğimi hatırlamıyorum, çok oldu.”

Günaydın.

Yine pencere kenarındayım, ben pencere önlerini oldum olası severim, o yüzden zaten hep yatak mı yoksa masa mı önüne konulmalı bilemeyip dönüşüp dururum. Neyse.

İşte, yine penceremin önündeyim, açık tarafından sokağı seyrediyorum. Şehrin içinde hâlâ komple beton değil manzaram. Şükür.

Ağaçların yapraklarını izliyorum; rengârenk, ton ton ışıldıyorlar, güneş ışıkları ile oynaşıyorlar… şeklinde ifadeye devam edebileceğim bir manzara var. Şükür.

Zoraki ama yine de dokunuşu insanın içini ferahlatan bir rüzgar esiyor. Bugün de hava fena değil diyorum. Şükür.

Çocuklar çoktan sokak mesailerine başlamış, kim bilir kaçıncı kavgalarına beş dakika var ve kim bilir kaçıncı barışmalarının üzerinden beş dakika geçmiş. Fark eder mi? Etmez. Biliyorum. Aynı mahallenin çocukları onlar, apartman kardeşlikleri var, illâ ki barışacaklar.

Herkes sorulmadıkça iyi yani. Şükür.

Dönüyorum.

Masamı koymalıydım pencere önüne,  söylene söylene oturuyorum. Çalışmam lâzım. Müzmin öğrenci, iflâh olmaz KPSS-kolik olarak çok çalışmam lazım.

Devletler kurup devletler yıkacağım bugün yine, mevzum tarih. Bir sayfada olacak bitecek hepsi. İki tarih belirten rakam yığını arasına bir çizgi, hooop kan yok, göz yaşı yok, tertemiz… Sanırım sürekli aynı şeylerin etrafında dönmekten bir nevi alerji oluştu bünyemde. Alt tarafı tarih çalışıyorsun, bunu yaparken de bu kadar romantik olunmaz ki, coğrafyaya mı geçsem derken bilgisayarımda bir haber gözüme ilişiyor…

“Katliam, kıyım” diyor. Sonra ölüm ve yetim rakamları, sonra bu çağda bunca modernlikten boğuluyorken biz, dağ başında susuzluktan ölmek üzere olan çocuklarla ilgili bir haber. İşte rakamlar vs… Sonra bir fotoğraf, ölü bir bebek bir dondurma soğutucusunun içinde, neden? Çünkü memleketlerinde sığabilecekleri bir morg dahi yok artık, ondan. Sonra demeçler, rakamlar, diplomatlar, tepkiler, tepkisizlikler, ters istikamette tepkiler…

Gayri ihtiyari bir yutkunuyor insan.

Manzarama dönüyorum. Evler yerli yerinde, yollar muntazam … Herkes geçim sıkıntısında, hayat insanı sürekli yokuşa sürüyor. Ama açlık ve susuzluktan ölmek ihtimalinin dahi endişesine yer yok aramızda. Şükür.

Sanırım çocuklar kavga etmiş, birazdan barışırlar, birer dondurma alır herhangi bir bahçe duvarının üzerine yan yana dizilip ayaklarını sallaya sallaya yerler, dünyalara sahip olmak budur ve bunu o an bir onlar bilir. Tek dertleri ise önce kimin dondurmasının biteceğidir. Şükür.

Ben az önce yaptım kahvaltımı, hava çok ısındı, bir bardak çay içtimse iki bardak su yolladım peşinden. Çay iyi de susuzluğa tek çare yine su yani.

Sonra bir düşünce, sonra bir kötü his… Suçluluk mu?

Suçlu değilim. Bütün bunları yapabilmek, yaşayabilmek, güven endişesi gütmeden nefes alabiliyor olmak suç mu? Değil. Elbette değil. Dünyanın sükunete sahip bir ülkesinde (duruma kıyasla tabii) doğmuş ve yaşıyor olmanın getirilerine sahip isem suçlu muyum? Hayır. Elbette değilim. Günlük sıradanlıklarımız bunlar bizim. Şükür.

Ama bir şey var, benim tablomla bilgisayarımda sayfa akışına çoktan kurban olan haber, fotoğraf ve videolar arasında eksik olan, uymayan, görülmeyen, atlanılan bir şey var.

Ve o bir şey bana kendimi suçlu hissettiriyor. Herkes hissetsin bunu diye de yazıyorum.

Bir şey var, bir saçmalık var, çözemiyorum. Suçlu değiliz hayatımızı yaşayabildiğimiz için. Ciddiyim. İnsanız, böyleyiz, nefes alıyorsak güleriz, yaşarız, acıkırız, yeriz, keyif alırız ân’ımızdan. Eyvallah. Ama ‘o şey’  işte batıyor kırık bir kemik gibi…

En sevdiğim tatlıdan bir tabak varken elimde mesela bir görselde ekmek bulabilmeyi lüks sayan bir çocuk görüyorum ve bu çocuk, gözleri ekrana sıfır, diyor ki (ciddi ciddi, misal değil) “Açım, ot buluyor annem ve en çok ekmek yemeyi özledim, en son ne zaman yediğimi hatırlamıyorum, çok oldu.”

Şimdi, evet, ben elimde o tabağı bulundurabildiğim için suçlu değilim ama işte ‘o şey’  bana o tatlıyı ateşli silah gibi göstermeye yetiyor, sanki bana bakıyor çocuk direkt, sanki yalnız bana anlatıyor, sanki izlediğimi biliyor, bildiğimi biliyor, gördüğümü biliyor ve ben…

Suçlu değiliz imkan sahibi olduğumuz için ama nasıl oluyor da havayı, karayı, denizi, denizaltını, hatta atmosferi ulaşım ihtiyacımız için ele geçirebilmişken ve de hiç görmediğimiz insanlarla, coğrafyalarla iletişimin en az yorucu yöntemini de keşfetmişken benimle aynı yüzyılda yaşayan bir çocuğun en büyük hayali ile benimkiler arasında fersah fersah uçurumlar olabiliyor. Yalnız, burada fırsat eşitsizliği, gelir dağılımı adaletsizliği gibi bir uçurum değil yakındığım, kimse o aklından geçen en popüler veciz kelâma davranıp da “… ama bizim ülkemizde de, ay biz önce …” gibi seçmeler yapmasın savunma mekanizmasını yemlemek için. Burada hayatında füzesiz, bombasız, kurşun deliksiz, kansız ve mümkünse biraz ekmekli, yemekli hayaller kuran insanlardan bahsediyorum.

Suçlu değilsem bile sorumluyum… Evet, aklıma son gelen bu.

‘O şey’ belki de budur. Sorumluyum, vebal altındayım ve tuhaf, görünmez bir acizlik içindeyim. Sanki yürümek istiyor da harekete geçemiyorum. Sanki yolu biliyor da vasıta bulamıyorum. Sanki, sanki, sanki…

Ve tıkırtılar geliyor mutfaktan, yüksek ihtimal ikindi sonrası çayı demlendi. Ufaktan da bir midem kazınıyor sanki. Zaten dün yine diyetimi bozdum… Hayatım rutinine sadık ilerliyor, yani bunları hissederken de açlık grevinde değilim. Ama işte ‘o şey’ bana diyor ki;  hayatının sağında ve solunda sana uzanan eller var Esra, haberin olsun. Tutunmaya umut arıyorlar.

Esra Ünal – akilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s