Atilla Fikri Ergun / Din / Yazarlar / Yorum-Analiz

Kapitalizm ya da Ebedî Kölelik

köşe0-atillafikriergunKapitalizmin tamahkârlık anlamına geldiğine şüphe yok. “Tamah, ebedî köleliktir” diyor, Hz. Ali, bize söyleyecek pek fazla bir şey bırakmıyor. Kapitalizme son verecek yegâne kitap Kur’an, ancak o da müstekbirlerin esareti altında; onların yorumlarına tabi tutuluyor.

İnsan parayı biriktirdikçe onun esiri oldu, onun için yapmayacağı şey yok, para için gerektiğinde çalıyor, gasp ediyor, ölüyor, öldürüyor. Kapitalizm ölümler üzerine kurulu; Tanrı, insan, iyilik, adalet, merhamet… hepsi ölü!

Kapitalizm, bir yanda obezite sorunu yaşayan diğer yanda açlıktan kaynaklanan zayıflık nedeniyle kemikleri sayılan kimseler var etti, birileri yediklerini yakıp güzel görünmek için zayıflama programlarına katılırken diğerleri yemeye ekmek bulamıyorlar.

Kapitalist sistemde insan dayanışmacı değil rekabetçi, insanlar piyasada yerlerini kaybetmemek veya sermayeyi büyüterek daha üst bir konuma geçmek yahut birbirlerinin yerini almak (birbirlerini alaşağı etmek) için mücadele ediyorlar, düşenin vay haline!

Kapitalist zihin gerekli gereksiz her şeyi satın almak istiyor, ne var ki, gereksiz tüketime dâhil olduğu anda maddenin onu satın aldığından habersiz; kim neyi satın alıyor?! Her şey maddeye endekslendiği için, manevî-ahlakî kaygılar ortadan kalkmış durumda; parayı hayatın tek temel gerçeği sayan kapitalist zihnin herhangi bir konuda ahlakî kaygı duyduğuna inanmak için en hafif ifadeyle aptal olmak gerek.

Dünyayı paradan ibaret gören nasipsiz zihne itirazımız var, İslam’ın varlığa, insana, hayata ve ahirete dair ortaya koyduğu perspektif üzerinde yoğunlaşılmadıkça, siyasi-ideolojik veya ekonomi-politik yaklaşımların başarı şansı olmayacak; önce insana insan olduğunu, eninde sonunda toprağın altına gireceğini ve adalet gereği yaptıklarının karşılığının bulunduğunu hatırlatmak gerekiyor.

Buna karşın Müslümanların gün geçtikçe daha da dünyevileştiklerini görüyoruz; 12 yıllık süreçte dinin-dindarlığın önündeki engeller kalkarken Müslümanlar arasında dünyevileşme de bir o kadar ivme kazandı, anlaşılan o ki, rahatlık bize pek yaramıyor.

Hâlbuki tarih içinde insanın ele geçirdiğini zannettiği şeyler aslında onu ele geçirmiştir çoğu zaman; Müslümanlar servet ve iktidarı ele geçirmediler, servet ve iktidar Müslümanları ele geçirdi. Oysa ilk nesil Müslümanlar dünyanın peşinden koşmadılar, dünya onların peşinden geldi, aradaki fark bu!

Önceleri kapitalizme karşı koyup daha sonra fırsattan istifade dünya metaına yönelenler, tıpkı Uhud’da yerlerini terk eden okçulara benziyorlar, ganimete koşuyorlar ama sonu manen ölüm; dünya onları yutacak!

Şu bir gerçek ki, kapitalizme karşı sözü olmayan Müslümanların, ne Tevhid ve şirk, ne ifsad ve ıslah, ne de zulüm ve adalet kavramlarını anladıkları söylenebilir; onlar başka bir dünyada yaşıyorlar. Peki, Müslümanlar kapitalist sistemin şeytanî bir düzen, bir küfür düzeni olduğunu ne zaman anlayacaklar, yoksa müstekbirler eliyle insanlığın boynuna geçirilmiş kölelik zincirlerini kıran Ümmet’i tarihin tozlu sayfalarında aramaya devam mı edeceğiz?!

Bugün “dindar” kapitalizme dayanak yapılan “İslam” İslam falan değil, hal-i hazırda kabul görse de Hakikat’le uzaktan yakından alakası yok, gayri meşru. Aslına uygun olanı ortaya koymak bizim elimizde, “Allah’ın yardımcıları kimler olacak?”, asıl soru bu.

Bu noktada iktidarı kayıtsız şartsız destekleyen arkadaşlar için küçük bir parantez açmak gerekiyor. Kör, şartlanmış muhalefetin anlamı olmadığı gibi, aynı tarzda iktidara verilen desteğin de anlamı yok; doğruya doğru, yanlışa yanlış diyebilecek bir bakış açısına ihtiyaç var.

“12 yıl içinde ülke yandı, bitti, kül oldu” diyenlere itibar edemeyeceğimiz gibi, “Her şey tastamam yoluna girdi, her yer güllük gülistanlık oldu” diyenlere de itibar edemeyiz. Gelir dağılımında adalet sağlandı mı mesela, memlekette fakir-fukara kalmadı mı, herkesin hayat standardı yükseldi mi, yoksa zengin-fakir arasında uçurum büyüdü mü? Şehrin varoşlarına gidin, hatta varoşlara da değil, İstanbul’un göbeğine, Tarlabaşı’na mesela, bırakın insanların perişanlığını, sokakta yürürken duyacağınız o kokuya dahi tahammül edemezsiniz. Dolayısıyla Asr-ı Saadet’te yaşıyormuşuz gibi davranmak aldatıcı olur, fayda sağlamaz, zarar verir.

Kesin olan bir şey varsa, o da, İslam’ın insanlığı helake sürükleyen kapitalizmle uyuşmayacağı ve bu öldürücü sisteme onay vermeyeceği. Rızık Allah’tandır, bir; insan toprağın altına hiçbir şey götüremez, iki; insan yaptıklarının karşılığını tastamam görecek, üç; şu halde kapitalistin aklından zoru var, dört.

Her şeyden önce İslam’ın pazara bakışı ve onu düzenleme biçimi bambaşka, Medine pazarıyla kapitalist pazarın uzaktan yakından alakası yok, kapitalist pazardaki dalaverelerin hiçbirini Medine pazarında göremezsiniz; faiz, spekülasyon, emek sömürüsü, fahiş fiyat, ölçü ve tartıda hile vs. kapitalist pazarın olmazsa olmazları.

İslamî ölçüler çerçevesinde gerekli düzenlemeler yapılmadığı takdirde adil bir pazardan veya piyasadan söz edebilmemiz mümkün değil. Oysa Hz. Peygamber’in Medine’deki ilk işlerinden biri pazar kurmak olmuştu, zira pazarı kendiniz düzenleyemezseniz bağımsız olamazsınız. Hz. Peygamber’in kurduğu pazar, Müslümanların kontrolü altındadır, bu pazarda özel mülkiyet, yer kapma, tekelleşme yoktur, pazara girmeyen ürünler alınıp satılmaz… Dolayısıyla bugün pazarın kim tarafından ve hangi kriterlere göre düzenlendiğine bakmak gerekir.

İlk nesil Müslümanların hayat tarzları, tüketim alışkanlıkları da bizimkine benzemez. Bedir’den sonra Medine’ye gelenlerin sayısı günden güne artış gösterince Ehl-i Beyt kendi payına düşeni yemekte bile zorlanmıştı, çünkü elde olanı yeri yurdu olmayanlarla paylaşıyorlardı; lakin kimin umurunda, zaman başka, mekân başka, şartlar başka!

İlginçtir ki, ticaretin hayırlısı, zenginlik ve yoksulluk, Kur’an’da, hadiste ve Ehl-i Beyt’in dilinde sürekli olarak ahiretin kazanılması veya kaybedilmesi, ilim, edep, ahlak, takva, akıl ve gönül yüceliği gibi değerlerin mevcudiyeti veya yokluğu için kullanılır; bugün ticaret, hayr, zenginlik ya da yoksulluk denildiğinde akıllara dünyanın-dünya metaının gelmesi, kapitalist, materyalist zihinlerin nasipsizliğinden.

Kapitalizmin tamahkârlık anlamına geldiğine şüphe yok. “Tamah, ebedî köleliktir” diyor, Hz. Ali, bize söyleyecek pek fazla bir şey bırakmıyor. Kapitalizme son verecek yegâne kitap Kur’an, ancak o da müstekbirlerin esareti altında; onların yorumlarına tabi tutuluyor.

Atilla Fikri Ergun – akilvefikir.org

Reklamlar

One thought on “Kapitalizm ya da Ebedî Kölelik

  1. Meseleyi ”kapitalizm” olarak ortaya koymak içinde yaşadığımız çağı doğru okumak bakımından Müslümanların çoğu tarafından hala anlaşılmış bir mesele değil. Ayrıca Kapitalizm’in kendisi Müslümanlar tarafından üretilen bir kavram olmaması nedeni ile dünyevi bir konuya yine onun gibi dünyevi refleksli bir tepkiyi ifade ediyor. Bu şekilde Kapitalizm’in yıkılması mümkün değildir. Zira İslam dünya görüşüne göre bu dünyada kapitalizm olsun, faşizm olsun insan için yıkıcı ve zararlı olan her şeyin gerçek nedeni insanın uhreviyet algı ve tasavvurunu yüreğinde içselleştirememiş olmasıdır. Buna karşılık Kur’an’ın uhreviyata (öte dünya, diriliş, hesap ve ebedi yaşam) çok büyük bir önem atfettiğini ve Kur’an anlatımlarında uhreviyata tevhidden sonra teolojisinin bel kemiği olarak yer verdiğini görürüz. Kısacası meselenin çözümü için uhreviyatın ümmet içerisinde insanlığın en temel meselesi olarak gündemde tutulması gerekiyor.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s