Bilge Girgin / Emeği Geçen Yazarlar / Yaşam

Mehmet Efe ve Hakan Albayrak’la Akşam Yemeği

köşe6-bilgegirginYüreğimi döktüğüm okuyucu, benim de böylesi mülteci isteklerim var hayatta tıpkı bir mülteci olarak ölüp burnumuzun direğini sızlatan Ahmet Kaya gibi… Çünkü ben de bu fani dünyada bir mülteciden fazlası değilim.

Hakan Albayrak’la o incecik, zarif, masvavi Hakan Albayrak Kitabı adını taşıyan kitabı ile tanıştım. 15 yaşımdaydım. Hâlâ can dostum olan arkadaşımın İzmir Pınarbaşı’ndaki evinde gece yatısındaydım. Yataklarımızın üzerinde oturup, Kitaro dinliyor ve Sezai Karakoç’un fotokopi Mona Roza’sını okuyorduk. Bir an durdu ve bana o cingöz bakışlarını çevirip ‘Gel bak ne göstereceğim’ dedi.

Arkadaşım Ayşe’nin bir abisi var. Çocukluktan beri arkadaşız fakat ben abisiyle hiç tanışamadım. Ayşe’yle arkadaşlığımızın büyük bölümünde abisi, yurtdışında ya master ya doktora yapıyordu. Velhasıl Ayşe, büyük bir heyecan ile aldı beni, o yıllarda İngiltere’de master yapmakta olan abisinin kütüphanesine götürdü. O kitaplarla kaplı odaya girdiğimde ne kadar heyecanlandığımı anlatmam mümkün değil. Aynı heyecanı, 20 yıl sonra UC Berkeley’in kütüphanesine girdiğimde yaşadım. Kütüphanedeki kanepeye bakıp, arkadaşıma: ‘Ben burada yatarım’ dedim.

Odayı kaplayan kitaplar, dergiler, broşürlerin içinden önce iki dergi çekti çıkardı. Bana uzatırken ikimizde de yasak bir şeyi yapmanın o gizli hazzı vardı. Elime tutuşturduğu ilk dergi Taraf dergisi idi. İkinci derginin şimdi adını hatırlayamıyorum ancak Devrimci Mücadele Birliği tadında bir dergi idi. O yıllar yasaklı kitapların, yayınların yıllarıydı. Bunu bilecek kadar büyümüştük. Bana uzattığı dergileri aldım hemen, birbirimizin yüzüne konuşmadan anlaşan iki çocuk olarak baktık muzipçe.

Sonra ‘Bi dakka’ dedi, o mavi kitabı çıkardı. ‘Hakan Albayrak Kitabı’. Elimdeki iki dergi, bir kitapla döndük, kasetten Kitaro’nun müziğinin dolduğu odaya. Yataklarımıza oturduk karşılıklı… Penceremiz de perdemiz de açıktı, o zamanlar bu kadar çok apartman yoktu. Gece bizimleydi. Hakan Albayrak bizimleydi, Mona Roza, Taraf ve diğer yasak devrimci dergi ve dahi Kitaro bizimleydi… Öyle güzel bir geceydi ki anlatılmaz.

‘Şiirlerinde intihara selam duran yavşaklar’, ‘Estetiğe düşmandır devlet/Goya reprodüksiyonları arasında bir vergi levhası’, veya ‘Fondaki bu sessizlik/Çılgın gitar solosuyla/Bu kutsal nefes, bu tahrik/Bu anarşist ateş yakabilir beni/Hâlâ bir şansım var hâlâ terk edebilirim seni’ dizeleri de, Koka Kola’nın reklam filmi için plajda kurulan seti basan, erdemler adına konuşan Ömer de böylece eklendi Kitaro’nun ezgilerine.

Dört yıl sonra, Bursa’da Tilki’nin Günlüğü’nü satan o kitabevinin olduğu kitapçılar çarşısından aldım ‘Hiçbir Şeye Katılmıyorum, Hiçbir Şeye’ isimli Mehmet Efe kitabını. Benim de hiçbir şeye hem de neredeyse hiçbir şeye katılmadığım yıllardı. Ağzımdan kalbime su gibi akıttım kelimeleri. O zamanlar başka bir hayatım vardı… Ahmet Kaya dinliyor, peçeyi seviyor ve tehlikeli şeyler düşünüyordum… Kitabın kapağına bakıyordum ve herkesin aksine o kapak resminin hücredeki bir kadın olduğuna yeminler ediyordum içimden…

Mehmet Efe ile ikinci hasbihalim, Kadıköy’deki evimde oldu. Çay demlemiştim ve kitaplığımda Ali Şeriati’nin ‘Anne Baba Biz Suçluyuz’ kitabı ile Mehmet Efe’nin ‘Hiçbir Şeye Katılmıyorum, Hiçbir Şeye’ kitabının yan yana düşmesine bir gülücük atmıştım. Kim bilir belki de o geceydi… Mehmet Efe önündeki kağıda, hepimizin acıyan yanından ve kendi kalbinden mısralar işliyordu… Ve okyanus ötesinden fısıldıyordu: ‘Meksika sınırı isterdim en sevdiğim şairlere/Hep hapiste olurlardı nedense/Hapis yatmış olurdu yoldaşım gönüldaşım’ ve ekliyordu: ‘Meksika sınırı olsaydı Türkiye’min/On dokuz yaşımda sevdiğim kızla/Atlar geçerdim sınırı kimse dokunamazdı/Yerine Gayrettepe’de dayaklar yedim/Günlerce uyutmadılar siyasi şubede/Şimdi/Kim olduğum için sevilmesem de/Kim olmadığım için sevilmekten korkarak/Meksika sınırına iki saat mesafede/Tekrarlayıp duruyorum kendi kendime/Bir Meksika sınırı lazım her memlekete/Meksika’nın kendisine de’. Öyle yıllardı işte… Benim de bir Meksika sınırına en çok ihtiyaç duyduğum yıllar…

Sonra aradan çok zaman geçti. Mehmet Efe, Derin Hasretler Ülkesini yazar ve geri dönmeye hazırlanırken, kaderin cilvesi… Meksika sınırına yakın bir yere yerleşen ben oldum bu defa. Sonra onun, o içime dokunan ve gözyaşlarımı titreten yazısını okuyacaktım: ‘Sınıfsız Bir Dünyanın Ameleleri’. Bilirsiniz, bazı geceler vardır insanın kalbine dokunan… Bilirsiniz, bazı geceler vardır asla unutulmayan…

Geçtiğimiz yıl Ramazan ayında Fatih’te güleç yüzlü abinin çay ocağında, Mehmet Efe’nin karşısında birkaç hayatımla birlikte oturuyordum. Aslında söylemek istediklerimin çoğunu söyleyemesem de hayatlarımızın ve zihinlerimizin bir yerde birbirine değdiğini biliyordum. Bence o da biliyordu, inşallah biliyordu.

Hikayeleri bazen çok birbirine yaklaşan iki hayattı bu. Belki fazla söze de gerek yoktu. Ama yine de sözler sözleri kovaladı… Bir birleşti, bir ayrıldı yollarımız, fikirlerimiz… Sınıfsız bir dünyanın amelelerini o görüp fotografını çekmişti, bense o fotoğrafa bakıp bunları tanıyorum diyordum. O Gezi’yi desteklemişti, ben Gezi’den hiç hazzetmemiş, kızmış, öfkelenmiş, isyan bayrağını Gezi’ye karşı açmıştım. O Parliament içiyordu, benim kulaklarımda ‘Bana bir kısa Camel alırsan eğer sana son yüzyılın en büyük şiirini okurum’ dizeleri çınlıyordu. Ama ikimiz de Türk kahvesi içiyor ve Türk kahvesini seviyorduk, tıpkı Fatih’i sevdiğimiz gibi…

Mehmet Efe, iki gün önce sosyal medyaya ve yazıya ara verdiğini duyurdu. İçim ezildi. Ben okuduğumda yoldaydım. Elim kolum market alışverişi ile doluydu. Yemek yapmam gerekiyordu ama yapamadım. Oturdum bunu yazdım. Çünkü ben Mehmet Efe ‘ye ve çocuklarına, Hakan Albayrak’a ve ailesine ve Mühür isimli belgeselini severek izlediğim kızı Ayşe’ye bir akşam yemeği pişirmek istiyordum aslında. Görüyorsun ya, yüreğimi döktüğüm okuyucu, benim de böylesi mülteci isteklerim var hayatta tıpkı bir mülteci olarak ölüp burnumuzun direğini sızlatan Ahmet Kaya gibi… Çünkü ben de bu fani dünyada bir mülteciden fazlası değilim.

Bilge Girgin – akilvefikir.org

Reklamlar

4 thoughts on “Mehmet Efe ve Hakan Albayrak’la Akşam Yemeği

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s