Bilge Girgin / Emeği Geçen Yazarlar / Yakın Tarih

Matmazelin Yanlış Ezberi

köşe6-bilgegirginCumhuriyet kadını olmak dışında hangi kimliği benimsemiş bir kadın olursanız olun, karşınıza dikilen ve ata-erkinin ezberlerini size haykıran kakafonik bir Cumhuriyet kadınının bağırtısına maruz kalırsınız. İlkokul sınıfındaki Atatürk köşesinde okudukları ile tüm hayatını idame ettirmeye çalışan, ezberledikleriyle ilgili bir kez bile okuma zahmetine girmemiş bu kadın, bilgisizliği ölçüsünde yırtıcıdır.

Tarihçiler bilir. Tarihi kazananlar yazar. Tarih yazıcılığı, kazananların gözünden geçmişin yeniden inşa edilme sürecidir.

Hepimiz resmi tarihin ve Cumhuriyet’in eğitim sisteminin tornasından geçirildik. Coşkuyla katıldığımız veya karşı çıktığımız fikirlere sahip olduk zaman içinde.

Küçük yaşta bize ezberletilen bilgiler, her sabah ettirilen yeminlerle bu zamana kadar yüzleşmediysek, artık bunun vaktidir. Gittikçe normalleşen bir Türkiye ile karşı karşıyayız. Eskiden dost meclislerinde, arkadaş sohbetlerinde bazen etrafımızı kolaçan ederek ve kimi zaman ses tonumuzu düşürerek konuştuğumuz acılar, katliamlar, sözlü tarih unsurları artık yüksek tondan dile getirilebiliyor. Bir halk, acıları, güzellikleri ve yanlışlarıyla yüzleşmek için tüm gücüyle gayret ediyor.

Türk’ ile Yüzleşme

Cumhuriyet’in eğitim sisteminin yerleştirdiği ezberler, gün be gün parçalanıyor. İmparatorluğun dağılmasıyla, inşasına öncelik verilen ‘Türk’ kimliğine yöneltilen sorular artıyor. Tıklım tıkış, el çabukluğu ile içi doldurulan bu kimliği sorgulamaya gönüllü pek çok kesim var Türkiye’de. Bu durum oldukça ümitvar kılıyor insanı, heyecanlandırıyor. Çünkü bu, bizi ‘Biz Kimiz’ sorusunun cevabına götürecek başlangıç noktası burası. Başkasına benzemeye zorlanmış, başkası gibi görünür, düşünür ve yaşarsa ‘makbul’ olacağı söylenmiş halkın, ‘kendi’ olabilmesine giden yolun başlangıcı bu.

Peki ya ‘Ata’ ile Yüzleşme?

Bu çabayı çok kıymetli buluyorum. Ancak sormadan da edemiyorum: ‘Ata’-erki ile ne zaman yüzleşeceğiz?

Hemen her gün kadın cinayeti, kadına yönelik şiddet, taciz-tecavüz haberlerinin geldiği bir ülkede, kadınların, en azından hayatta kalmalarıyla doğrudan ilgili olan bu konularda bir araya gelmeyi başaramıyor olması size de tuhaf gelmiyor mu?

Bir kadın olarak, Türkiye’de kadınların ortak ve yaygın bir hak arayışına girememesinin önündeki en büyük engelin tam da erkin ‘Ata’ bölümüyle ilgili olduğunu düşünüyorum. Konu, sadece ata-erkinin Türkiye’deki her kesimin gizli ‘kutsalı’ olmasıyla ilintili değil fakat aynı zamanda incelemeye ve araştırmaya zahmet etmediğimiz ezberlerimizle de ilgili. Ve tabii ki bu ezberin taşıyıcısı olan kadınların, kadınlar arasında yarattığı o büyük yarılma ile…

Eksiltip ekleyerek, Türkiye’nin verili kadın kimliği olan ‘Cumhuriyet kadını’ çerçevesine sizi sığdırmayı başaramamışlarsa, yani Cumhuriyet tornasından geçmiş ancak ‘Ezberletilenlere bir de ben yakından bakayım’ demişseniz vay halinize! Cumhuriyet kadını olmak dışında hangi kimliği benimsemiş bir kadın olursanız olun, karşınıza dikilen ve ata-erkinin ezberlerini size haykıran kakafonik bir Cumhuriyet kadınının bağırtısına maruz kalırsınız.

İlkokul sınıfındaki Atatürk köşesinde okudukları ile tüm hayatını idame ettirmeye çalışan, ezberledikleriyle ilgili bir kez bile okuma zahmetine girmemiş bu kadın, bilgisizliği ölçüsünde yırtıcıdır.

Cumhuriyet Halk Partisi Yalanı

Cumhuriyet kadınının ilkokul yıllarından miras kalan ezberi geniştir. Kendi meşruiyetinin zamkı olan ve ilişkili ilişkisiz ortaya döktüğü belli başlı konuları vardır. Bunların kimilerine ilerleyen yazılarımda değineceğim.

Fakat bu yazımda, bir tarihçi olarak, sizin karşınıza en temel yalanı koymak istiyorum, Cumhuriyet kadının can simidi gibi sarıldığı bir yalanı: ‘Mustafa Kemal, kadınlar hiçbir hak talebinde bulunmadan Avrupa’dan önce onlara seçme ve seçilme hakkı vermiştir.’ Temelinde bu yalanın olduğu farklı varyasyonları da var bu cümlenin: ‘M. Kemal olmasaydı siz böyle konuşuyor olabilir miydiniz?’, ‘Bir kadın olarak varlığınızı Mustafa Kemal’e borçlusunuz’ vs… ‘Olmasaydın olmazdık’ şeklinde özetlenebilecek bir manipülasyon edebiyatı.

Sözü çok uzatmadan size güzel haberi vereyim: Cumhuriyet öncesinde bu topraklarda oldukça radikal, çok sesli ve güçlü bir kadın hareketi vardı.

Bize haklarımızı Cumhuriyet’in bahşetmiş olduğu yalanı ile doğrudan ilgili başka bir kuyruklu yalan daha var: Türkiye’nin ilk siyasi partisi Cumhuriyet Halk Partisi’dir.

Evet, geldik yazımızın en heyecanlı bölümüne…

Kurulan ve Kapatılan İlk Siyasi Parti: Kadınlar Halk Fırkası

Peki, Cumhuriyet’in ilk siyasi partisi hangisidir? Şimdi sıkı durun:

Cumhuriyet tarihinin ilk siyasi partisi, 16 Haziran 1923’de Nezihe Muhittin Hanımefendi önderliğinde kurulan ‘Kadınlar Halk Fırkası’dır. Biliyorum, okuduklarınıza inanamıyorsunuz. Peki, bize ilkokuldan beri ezberletilen ne idi? Cumhuriyet’in ilk siyasi partisi, Cumhuriyet Halk Partisi’dir (9 Eylül 1923) ve M. Kemal kadınlara seçme ve seçilme hakkını onlar talep etmeden, yüce gönüllü bir baba edasıyla (pardon, erki güçlendirmek için yoksa ata mı demeliydim?) bahşetmiştir.

Osmanlı döneminde çok büyük bir kadın hareketi vardı. Yani ey kadınları, anneannelerimiz, babaannelerimiz seçme ve seçilme hakkı başta olmak üzere, pek çok hak için büyük bir mücadele verdi. Osmanlı kadın hareketinin somutlaştığı iki büyük oluşum, Müdafaa-i Hukuk-u Nisvan Cemiyeti (1913) ve Kadınlar Halk Fırkası’dır. Nezihe Muhittin ise unutturulmaya çalışılan bu büyük mücadelenin mimarlarından biridir. Bir şehri bombalayıp birlikte yaşadığı insanları öldürürken hiçbir şey hissetmediğini söyleyen bir kadından daha fazla saygıyı hak etmiyor mu sizce de? İsmi, bırakın tarih kitaplarında zikredilmeyi, havaalanlarına, sokaklara, okullara verilmeyi hak etmiyor mu?

Dört dil bilen, Sabah ve İkdam gazetelerinde psikoloji, sosyoloji ve pedagoji yazıları ile 20 roman, 300 öykü, pek çok film senaryosu ve operet yazan Nezihe Muhittin annemize vefa borcumuzu ödemeyi başka bir yazımıza bırakarak, konumuza devam edelim. Peki, sizce cumhuriyetçiler, böylesi bir demokratik hamleyi nasıl karşıladılar?

Siyasi hakkı bulunmayan kadınların, parti de kuramayacakları gerekçe gösterilerek,  kadınların partisi kısa süre içinde kapatıldı. Ancak Nezihe Muhittin Hanım yılmadı. Türk Kadınlar Birliği’ni kurdu. 12. Kurultayı’nı İstanbul’da yapmayı başardı. Cumhuriyet hükümetinin bu tavrını tüm dünya ülkelerine şikâyet etti. Camilerde kadın konferansları düzenlemek istedi ancak halihazırda ‘tek bir’ dini anlayışı yerleştirebilmek ve kontrol altında tutmak üzere kurulan bir kurumdan olumlu cevap gelmesi beklenemezdi.

Dönemin basınında bu kadınlarla ve oluşumla alay edildi. Aşağılandılar. O kadar ki dönemin ‘Sözcü’sü olan Cumhuriyet Gazetesi, ‘Havva kızları meclise girip yılın manto modasını tartışacak!’ diyerek onları itibarsızlaştırmak için elinden geleni ardına koymadı.

Üye sayısı kısa sürede 1000’e ulaşan ve dört ilde şube açan Türk Kadınlar Birliği, siyasi taleplerinde ısrar etmesi sebebiyle CHP tarafından kapatıldı. Ancak bu, Nezihe Hanım’ı yine durdurmayı başaramadı. Türk Kadın Yolu dergisini çıkardı.

1908’de başlatılan bu mücadele ile hükümet, 1934 yılında kadınlara seçme ve seçilme hakkını vermek zorunda kaldı.

Nezihe Muhittin’e ciddi anlamda baskı uygulandı. Özellikle ülke çapında huzurun sağlanmasını hedefleyen(!) Takrir-i Sukün Yasası ile bu baskılar daha da arttı. Nezihe Muhittin ile ilgili ev hapsine mahkum edildiğine varana dek pek çok spekülasyon var. Yalnız şundan eminiz ki dönemin hükümeti tarafından itibarsızlaştırıldı, yalnızlaştırıldı ve ruh sağlığı hırpalandı. Hepimiz için, bir diktaya karşı açıktan mücadele eden bu cesur kadın, 1958 yılında İstanbul’da bir akıl hastanesinde vefat etti.

Cevval ve mücadeleci bir kuşak yıldırılmaya çalışıldı. Fakat bu kadınların hak ettikleri yeri bulmalarına ramak kaldı. Ata-erki’nin bizzat öne çıkardığı ve ata’lar tapıncının mensubu kadının, ne sesi, ne de sözü artık bir şey ifade ediyor… Bu memleketin anneleri barıştı. Acılarının aynı olduğunu fark ettiler, dertleştiler. Bu memleketin kadınları da barışacak.

İnanıyorum ki bir gün bu ülkede başörtülü olduğu için devlet nezdinde, mini etekli olduğu için de toplum nezdinde ‘muteber’ kabul edilmemiş ve gadre uğramış kadınlar birbirine el uzatacak. Çünkü onların arasına tampon görevi görmek üzere yerleştirilmiş cumhuriyet kadınlarının saltanatı sona eriyor… Eller, yavaşça birbirine uzanacak, her konuda uzlaşılamasa bile hayati önem taşıyan ortak dertler konuşulur olacak…

Meraklısına not: Daha kapsamlı bilgi için başlangıç olarak şu kaynaklara göz atabilirsiniz

http://www.idefix.com/kitap/kadinsiz-inkilap-yaprak-zihnioglu/tanim.asp?sid=EW7NT2E1X2XSWUCR9HTK

http://www.idefix.com/kitap/osmanli-kadin-hareketi-serpil-cakir/tanim.asp?sid=L5EWEU2PAO5AM3LT5CN6

http://www.bakisarisakal.com/KADINLAR%20HALK%20FIRKASI.pdf

http://blog.milliyet.com.tr/bir-cesur-yurek-nezihe-muhittin–/Blog/?BlogNo=161387

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s