Söyleşi / Seçkin Yasar

Seçkin Yasar: “Türkiye’de gerçek bir muhalefetin ortaya çıkması gerekiyor”

seckin-yasar-röportajı-1Yazar, sinema yönetmeni, yapımcı ve senarist Seçkin Yasar’la röportaj…

Bilge Girgin’in röportajı

Seçkin Yasar’ı hurbakis.net’te yazdığı ve Düzce Yerel Haber’de yayınlanan yazıları üzerinden tanıyanlar olduğu kadar, Yeşilçam ve sinema dünyasından tanıyanlarınız da çıkacaktır. Seçkin Yasar, on parmağında on marifet olan insanlardan. Yazarlık, sinema yönetmenliği, yapımcılık, senaristlik bizim bildiğimiz, bize aşikar yeteneklerinden birkaçı. Kendi filmleri Sarı Tebessüm ve Sevgilim İstanbul’u çekmeden önce, aralarında Yorgun Savaşçı, Karılar Koğuşu, Dağınık Yatak, Hanım, Ölü Bir Deniz gibi adlı filmlerin de bulunduğu 20’yi aşkın filmde çalışmış, Halit Refiğ, Memduh Ün, Ömer Kavur ve Atıf Yılmaz gibi önemli isimlere yönetmen yardımcılığı yapmış. Antalya Film Festivali ve Balkan Film Festivali’nin organizatörlerinden. Hatta Zuhal Olcay’ı sinema için Halit Refiğ’e Seçkin Hanım önermiş. Düşünün ki bütün bu işleri, Türk sinemasında kadın yönetmen var mı diye sorduğumuz yıllarda gerçekleştirmiş. Bu açıdan Seçkin Yasar, Türk sinema tarihinde çok özel bir yere sahip.

Sinema aşkı ve bu alandaki kıymetli çalışmalarının yanı sıra, Seçkin Yasar’ın yazılarının ufuk açıcı geniş persfektifini okurları gayet iyi biliyor. Yazılarını okumaya bir kez başlamışsanız, bir sonraki yazısını okumak için sabırsızlıkla beklersiniz.

Seçkin Yasar, kendisini daha önce Solcu, şimdilerde demokrat olarak tanımladığını söylüyor. Uzun bir Sol geçmişe sahip. Bulunduğumuz dönemde hükümetin pek çok icraatının önemini yüksek sesle dile getiren ve mahalle baskısının susturamadığı aydınlardan birisi o. Her yazısı ilgi çekici fakat benim en çok ilgimi çeken konu, henüz 17 Aralık darbe girişimi gerçekleşmeden ve paralel devlet yapılanmasından söz dahi edilmeden önce Seçkin Yasar’ın, bizi tuhaf bir Gezi senaryosu ile karşı karşıya kalabileceğimiz konusunda uyarmış olmasıdır. Seçkin Yasar, söz konusu yazısıyla, dikkatimizi paralel devlet yapılanması ile çadırların yakılması arasında bir bağ olabileceğine yöneltmek istemişti. Seçkin Hanım ile son yıllarda tecrübe ettiklerimizi ve Türkiye gündemini konuştuk.

***

– Seçkin Hanım merhaba, öncelikle geçirdiğiniz kalp operasyonu ile ilgili geçmiş olsun. Sizin sağlıklı ve yeniden yazacak olduğunuzu bilmek çok güzel.

Seçkin Yasar: Sağ olun. Her ne kadar doktorlar stresten uzak olmanız gerekir, diyorlarsa da -ki yazmak asap bozucu birçok şeyi okumak da demek- sanıyorum yazmaya devam edeceğim. Yazmak aynı zamanda deşarj olmanızı da sağlıyor.

– Önümüzde Cumhurbaşkanlığı seçimleri var, bu seçimin Türkiye siyasal kültürü açısından önemi sizce nedir?

Seçkin Yasar: İlki, Cumhurbaşkanı’nı ilk kez halkın seçecek olması. Bu anlamda seçilen kişi, halkın temsilcilerinin seçtiği duruma göre, bizzat halkı arkasına aldığı için kendisini daha güçlü, halka karşı daha sorumlu ve hesap verir konumda hissedecektir ki, bu bence olumludur. İkinci olumlu nokta ise, Cumhurbaşkanlığı seçimine ilk kez bir Kürt adayın, Kürt kimliğiyle katılıyor olması. Daha önce Kürt Cumhurbaşkanımız yok muydu, vardı, fakat Kürt kimlikleriyle var olmamışlardı, aksine saklanırdı bu. Bu yeni durum, Barış Süreci’nin bize armağanlarından biridir ve elbette demokrasi açısından sevindiricidir.

– Erdoğan hükümetinin yayınladığı Ermeni taziyesi hakkındaki fikirleriniz nelerdir? Bu konuda da bir akil insanlar heyeti kurulmalı mı?

seckin-yasarSeçkin Yasar: Çok değerli buluyorum. 90’ı aşkın yılın tabusunun yıkılması önemli. Yakın tarihe kadar Türkiye halkı Ermeni soykırımından haberdar bile değildi. Resmî tarih, birçok gerçeği sakladığı gibi, bu hakikati de bizlerden saklamıştı. Türkiye’deki birçok tabu gibi, bu tabunun yıkılması da Ak Parti döneminde oldu. Ben doğrusu Dersim özründen sonra böyle bir şey bekliyordum. Erdoğan, sanıyorum ki bizi şaşırtmaya devam edecek. Ve etmesini dilerim. Yeni dönemde hem Barış Süreci’nin devamı, hem taziyenin devamı olarak Ermenistan’la ilişkilerin geliştirilmesini, hem de Alevi açılımının Cemevlerinin tanınması dahil genişletilmesini ve nihayet yepyeni, gerçekten demokratik bir Anayasa’nın yapılmasını Erdoğan ve AK Parti’den bekliyoruz. Gerek Ermenistan’la, gerekse Ermeni diasporasıyla ilişkilerin rasyonel bir zemine oturtulması için, her iki taraftan, bu konuyla ilgili insanların oluşturacağı bir âkil heyetin elbette olumlu katkısı olur. Aynen Barış Süreci’ndeki âkiller heyetinin olumlu katkısının olması gibi.

– 17 ve 25 Aralık  darbe girişimlerine bakış açınız nedir? Tam olarak ne yaşadık?

Seçkin Yasar: Ne mi yaşadık? Yaşadığımız tam olarak şudur: 40 yıldır sinsice devlette örgütlenmiş bir şebeke, halkın en az % 45,5’unu hiçe saydı, kendi halkına ihanet etti. Nasıl? Seçtiğimiz insanları alaşağı etmeyi amaçlayarak. Bunun için halk bu ihaneti affetmeyecek ve cezalandırılmasını isteyecektir. Nitekim halk, yerel seçimlerde, seçilmişler hakkındaki her türlü kara propagandaya, tapelere, şaibelere rağmen partisine ve liderine sahip çıkarak bunu gösterdi. Şimdi beklediğimiz, hukuk içinde kalınarak bu şebekenin yok edilmesidir. Cemaat’in dinî, siyasi fikrini söylemesine hiçbir demokrat hayır demez, ama şebekeleşmek, darbe kumpasları söz konusuysa -ki öyle- demokratlar buna karşı siper olur. Parti kurup mertçe laflarını söylesinler, buna da amenna. Ha bir de, biz yapmadık, o yaptı diskurunu yutmayacağımız kadar her şey aleni. İnkâra devam etmeleri, aklımızla dalga geçmektir. Nokta.

– Gezi Parkı’ndaki çadırların yakılmasında cemaatin polislerinin veya emniyet içindeki paralel yapılanmanın parmağı olabileceğine ilk defa siz dikkat çektiniz. Henüz bu konu gündemde yokken sizde bu şüpheyi yeşerten unsurlar nelerdi?

Seçkin Yasar: İlk ben mi dikkat çektim, bilmiyorum. 4 Aralık 2013 tarihli “Fethullah Gülen Beyefendi Parti Kurunuz Efendim” başlıklı yazımda şunları yazmıştım: “Gezi’nin Gülen’in beyanatları ve yazarlarınca desteklenmesi bu işin yalnızca bir yanı. Bence daha vahimi ki ‘spekülasyon’ diyebilirsiniz ama ben kalp gözüyle bakan biri olarak, kalbimin ve analitik bakışımın gördüğünü  söylemek zorundayım: Gezi’deki çadırların ateşlenmesinden, polis şiddetinin abartısına kadar olan fasılda da Cemaat’in Belediye zabıtası ve Polis’teki örgütlü gücünün rolü olduğunu düşünenlerdenim!”

Nasıl mı bu noktaya vardım? 7 Şubat 2012 tarihinden itibaren Cemaat’in amacını açık eden adımlarıyla. Önce Oslo görüşmeleri nedeniyle Fidan ve arkadaşlarını tutuklamaya çalıştılar, sırada Erdoğan vardı. Ama Erdoğan ve ekibi bunu savuşturdu. Hükümetin de en geç bu tarihten itibaren Cemaat konusunda teyakkuzda olduğuna eminim. Sonra Gezi’ye kadar Cemaat yazarları hem yazılarında, hem de tweetlerinde Erdoğan aleyhine yazdılar ve Gezi’deyse ana konunun Erdoğan’ın nasıl düşürüleceği olduğunu ifade eden yazılarıyla öne çıktılar. Mesele Erdoğan’dı, AK Parti değil. Erdoğan’ı düşürüp, AK Parti’deki yandaşlarıyla/müritleriyle/sempatizanlarıyla partiyi ele geçirip Türkiye’yi idare etmek istiyorlardı. 40 yıldır, iğneyle kuyu kazarcasına yargıda ve poliste böylesine örgütlenmiş bir yapı, o hırs, bunu amaçlıyorsa, masum bir protestoyu kalkışmaya dönüştürmek onlar için çocuk oyuncağıdır. Nasıl? Belediye’deki Cemaatçi zabıtalara çadırları yaktırıp Türkiye’yi yangın yerine çevirerek, polise aşırı şiddet kullandırtıp, şiddetsever Sol’u karşı atak için kışkırtarak vb. Nitekim yakın tarihlerde bunlar gazetelerde yazıldı ve daha detaylı olarak soruşturmalarda ortaya çıkacak.

– Önümüzdeki dönemde yerli bir muhalefetin oluşması mümkün mü? Yoksa uzun yıllar beklememiz mi gerekecek?

Seçin Yasar: Türkiye’de gerçek bir muhalefetin ortaya çıkması gerekiyor. AK Parti şu anda tek başına, neredeyse hem iktidar, hem de muhalefet görevi yapıyor. Çünkü muhalefet yok. Diğer partiler, hep AK Parti’ye göre kendilerini konumluyor, özgün söylemleri olmadığı gibi, AK Parti’ye göre daha tutucular, “gericiler”. Hep savunma halindeler ve bütün enerjilerini AK Parti’yi eleştirmeye harcıyorlar. AK Parti, muhafazakâr demokratım diyen bir parti, karşısında ondan daha demokrat bir parti olması lâzım ki, AK Parti/iktidar, demokrasi adımlarında hızlansın, rakibinden daha öne geçmek için çaba göstersin. Ben Türkiye’nin daha uzun süre böyle bir parti çıkaramayacağını düşünüyorum. Çünkü gördüğümüz entelektüel ortam bu ümidi vermiyor. Türkiye’nin liberal demokrat bir partiye ihtiyacı var. Bu AK Parti’nin de lehine olur.

– Tekrar geçmiş olsun diyor, akilvefikir.org olarak yeni yazılarınızı heyecanla takip edeceğimizi ifade etmek istiyorum. Bize vakit ayırma nezaketini gösterip, düşüncelerinizi bizimle paylaştığınız için çok teşekkürler.

Seçkin Yasar: Ben teşekkür ederim.

Röportaj: Bilge Girgin – akilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s