Atilla Fikri Ergun / Yazarlar / Yorum-Analiz

Gazze ve Çelişkiler Yumağı

köşe0-atillafikriergunTürkiye’nin Filistin meselesinde yaşadığı çelişki, NATO siyasetinin doğal sonucu. Erdoğan “Kefen giyip yola çıktık” sözünde samimi ise NATO’dan çıkışın yolunu zorlamalı, değilse İsrail’e yönelik yüksek sesle dile getirdiği eleştiriler sıradan olmanın ötesine geçmez.

İsrail Gazze’ye saldırdığı günden bu yana uluslararası kamuoyunda en çok sesi çıkan ülkelerin başında Türkiye geliyor. Ne var ki, Pakistan asıllı muhalif İngiliz yazar ve film yapımcısı Tarık Ali’nin, 2009 yılının Ocak ayında BBC’ye verdiği röportajda ifade ettiği gibi, ağır sözler İsrail’i yaralamıyor, çünkü buna alışkınlar. Dolayısıyla İsrail terörü karşısında somut adımlar atmak gerekiyor.

Bu doğrultuda “Hükümet İsrail’le a’dan z’ye bütün ilişkilerini kesmeli ve -eğer varsa- elindeki tüm yaptırım imkânlarını kullanmalı” dediğimizde, iktidarı destekleyen arkadaşlardan “Filistin’de her Cuma Filistin ve Türk bayrakları yan yana hutbe veriliyor” şeklinde, Türkiye’nin laftan öteye gitmeyen tepkilerinin aslında büyük anlam ifade ettiğini vurgulayan cevaplar alıyoruz. Ellerinden gelse soru sormamıza dahi izin vermeyecekler. Sözler İsrail’i yaralayacaksa, Hitler’i övme yanlışlığı bir yana Yıldız Tilbe’nin verdiği tepki siyasîlerin verdiği tepkiden çok daha etkili.

Dil ile, kalp ile zulmün karşısında yer almak bireylerin işi, devlet zulme dil ile, kalp ile karşı koymaktan bahsediyorsa bölgesel ve küresel çapta muktedir değil demektir, Erdoğan -eğer gücü varsa- somut adımlar atmalı, gücü yoksa söze itibar etmemizi gerektirecek herhangi bir durum yok, zira HAMAS orada yapacağını yapıyor zaten.

Devletin söz söylemekten öteye gidemediği yerde Allah’tan Bedir’e gönderdiği orduları Gazze’ye göndermesini dilemek ise, her şeyden önce Allah’a saygısızlık, “Benim ordum kışlada yatsın, Allah’ın orduları iş başına” mı?!

Medyada iktidara ciddi sorular yöneltmek yerine çelişkiye işaret eden eleştirilere karşı onun arkasını toplama amacına matuf yazıp konuşan, eli kolu bağlı bir devleti her şeye muktedir gibi gösteren “entelektüeller” ise, gözlerimizin içine baka baka yalan söylüyorlar; bağımsız entelektüeller burada lazım.

Türkiye’nin Filistin meselesinde yaşadığı çelişki, NATO siyasetinin doğal sonucu. Erdoğan “Kefen giyip yola çıktık” sözünde samimi ise NATO’dan çıkışın yolunu zorlamalı, değilse İsrail’e yönelik yüksek sesle dile getirdiği eleştiriler sıradan olmanın ötesine geçmez.

Bu bakımdan sorulması gereken asıl soru şu: Erdoğan’ın, Okyanus-ötesi eksenli küresel sistemden çıkmaya niyeti var mı, yoksa içeride kalarak eleştirmeye devam mı edecek? Sistemin içinde kaldığı sürece ne kadar eleştirirse eleştirsin neticede somut adım atamaz. Erdoğan’ın, NATO üyesi Türkiye’nin Başbakanı olarak Haçlı İttifakı’ndan söz etmesi ise ‘çelişkinin çelişkisi’ olarak nitelendirilebilir ancak. NATO, devletler bazında küresel mafya örgütlenmesi, girişi var çıkışı yok, Erdoğan’ın “Kefen giyip yola çıktık” sözünün gerçek anlamda karşılık bulacağı en önemli mecra NATO’dan çıkış yoludur.

Hal böyle iken Erdoğan bir koltukta iki karpuz taşımaya çalışıyor; NATO üyeliği ile Osmanlı misyonu birbirine taban tabana zıt, ikisine birden sahip çıktığı sürece değişen hiçbir şey olmayacak.

Bugün yaşananlar şunu gösteriyor: Devlet 10-15 yıl öncesine nispeten daha iyi durumda ancak henüz güç tehdidinde ve fiilî müdahalede bulunabilecek, somut yaptırımlar uygulayabilecek aşamada değil, gücü uluslararası toplum nezdinde diplomatik enstrümanları kullanmaya ve sert çıkışlar yapmaya yetiyor. Devletin şu an itibariyle yapabileceği şey söz söylemekten ibaret, zira siyaseti NATO konseptine bağlı, ekonomisi kırılgan, askerî yapılanması tam olarak hazır değil, kısacası gücü bu kadar. Bu da demek oluyor ki, ipin ucu Erdoğan’ın değil, itin elinde. Türkiye, sıcak paraya bağımlı olmanın sıkıntılarını yaşıyor, en ufak bir fiilî girişime karşılık para piyasadan çekildiği zaman Merkez Bankası’nın 130 milyar dolarlık rezervi birkaç ay içinde buhar olur; acı ama gerçek!

Bu yüzden olsa gerek, her türlü senaryoyu konuşup tartışan, Suriye meselesinde “Dört tane adam gönderirim, sekiz tane füze attırırım” diyen devlet aklının İsrail’e yönelik konuşup tartıştığı herhangi bir senaryo yok, mevcut şartlar altında olması da beklenemez zaten.

Bu vesileyle devletsiz olmadığını, özellikle de güçlü devlet olmadan hiçbir şey yapılamayacağını bir kez daha görmüş olduk. Sahipsizlik en büyük bela. Batı, Osmanlı’yı çökertip İslam coğrafyasını kana boğdu, içimizdeki Batılılar ise Osmanlı’ya sövmekle meşgul, asırlar boyu Batı karşısında Doğu’nun yükselen gücü olduğu için.

Kalabalıkların meydanlarda ve İsrail Büyükelçiliği önünde toplanmaları, protesto gösterileri düzenlemeleri, dünya kamuoyuna ülkedeki toplumsal tepkiyi yansıtması bakımından son derece önemli. Yapılması gereken en önemli şey ise, her şey rağmen Erdoğan’ı somut adımlar atmaya zorlayacak söylem ve pratikler geliştirmek.

Bütün bunların yanı sıra Erdoğan, Gazze için Çin’e teşekkür ederken bir başka ulusçu zulme göz yummuş oldu; Filistin İsrail’in, Doğu Türkistan da Çin’in gözünde “terörist yuvası” çünkü. Örnekleri çoğaltmak mümkün…

Halk olarak içine düştüğümüz çelişkilerin, devletin içine düştüğü çelişkilerden aşağı kalır yanı yok. Görünen o ki, hemen herkes bir diğerine göre “satılık, hain ve işbirlikçi”, aynı kimselerin yaşadığımız acıların bölünüp parçalanmışlıktan kaynaklandığını söylemeleri ve Müslümanların vahdetinden söz etmeleri başlı başına bir çelişki, herhalde tek tek bireylerin “vahdet”ten kastı bağlı oldukları veya destekledikleri hiziplerden birinin çatısı altında toplanmamız; vay halimize.

ABD ve İsrail mallarını boykot son derece önemli, peki, Doğu Türkistan’da işlediği cinayetlerin ardı arkası kesilmeyen Çin’e neden aynı tepki gösterilmiyor, aynı yaklaşım Çin malları için de geçerli olmalı, Uygurlar Müslüman değil mi? Boykot demişken, İsrail’den ithal edilen meyve-sebze tohumlarını ne yapalım; İsrail sofralarımızda!

Muhalefetin çelişkilerine gelince, kelimenin tam anlamıyla utanç verici; somut adım atılmasını değil, sadece hükümeti sıkıştırmayı amaçlıyorlar. Sol zihniyet, HAMAS’la aynı çizgide yer almamak için kaçak güreşiyor, sonra da “Biz Filistin için savaşırken İslamcılar bize terörist diyordu” deyip zeytinyağı gibi üste çıkmaya çalışıyor. Sol geçmişten günümüze hep İslamofobik oldu, Batılı olmalarından kaynaklanan patolojik bir vaka.

Mısır’da askerî darbeye alkış tutan “muhalif zekâ”nın gerçekte Gazze için söyleyebileceği ne var? Sisi ve Netanyahu iki taraftan Gazze’yi boğmak üzere el ele verdi. Dolayısıyla Gazze Şeridi’ne sıkışıp kalmış insanlar, en önemli darbeyi Mısır’da yedi, askerî darbe Filistin’i zora düşürdü, laik-seküler “muhalif zekâ” ise İhvan saf dışı bırakıldığı için sevinçten ellerini ovuşturuyordu.

Muhalif İslamcılar, hükümet politikalarından kaynaklanan olumsuzluklar karşısında ayrımcılık yapmamak adına ortak toplumsal paydayı gözeterek çoğu zaman laik-seküler kesime müşteki oldukları konularda destek verdiler, şahsen artık destek vermeyeceğim, “Allah, Kitap, Peygamber, din, iman” kavramlarını kullanarak Müslümanları vicdanî baskı altına alma yaklaşımlarını da hepten reddediyorum. Bundan böyle acılar acılara karşı, Müslüman halk, laik-seküler kesimlerin müşteki olduğu konularda onları karşılıksız bıraktığında, “Müslümanlığınız nerede kaldı?” kabilinden yaklaşımlarla baskı altına alınamaz artık. Herkesin insanlığı kendine, utanması gereken birileri varsa o da timsah gözyaşları dökenler.

Batı, her zamanki gibi İsrail terörünün destekçisi. BM’nin, ABD’nin ve AB Ülkelerinin Gazze’ye ilişkin açıklamaları bir kez daha göstermiş oldu ki, dünyaya demokrasi satan Batı’nın yüzüne tükürmeli; Batı, yeryüzünün lanetli uygarlığı. Uluslararası planda Suud için ayrı bir parantez açmak gerekiyor; Riyad siyaseti, ABD ve İsrail’in Orta Doğu’daki can damarı, Suudî bataklığı kurumadan Araplar Orta Doğu’da gün yüzü göremeyecek.

Kendi gerçeğimize gelince, yarın sabah kalkıp işe gitmemiz gerekiyor, birçoğumuzun gerçeği bu; elimiz işte, gözümüz kulağımız Gazze’de, ellerde tespih, dillerde dua, bir namaz arası, kaşla göz arasında sosyal medya kaçamakları, durum güncellemeleri… İyi ki varsın HAMAS, Allah mücahidlerin yardımcı olsun.

Çelişkiler yumağı dedik ya, Ümmet’in çocukları İsrail bombaları altında can verirken biz burada nasıl bir Bayram’a hazırlanıyoruz, bunu da gözden geçirmeli.

Atilla Fikri Ergun – akilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s