Bilge Girgin / Emeği Geçen Yazarlar / Yaşam

Uyuşmak ve Unutmak İsteyen İsraillilerin Üssü: GOA

köşe6-bilgegirginİsrail ordusunda iki yıldan üç yıla kadar görev yapan kadın ve erkekler, zorunlu askerlik süreleri dolar dolmaz kendilerini Hindistan’a, Goa’ya atıyorlar. Askerlik süresince işledikleri zulmü unutmanın ve kalplerindeki sızıyı dindirmenin yollarını arıyorlar. Ortadan kaldıramadıkları travmayı uyuşturucu vasıtasıyla bertaraf etmeye çalışıyor, kalplerindeki ve zihinlerindeki binlerce sesi susturabilmek için uyuşturucunun sahte dünyasında sığınıyorlar.

İsrail tam bir militarist cinnet toplumu. Her Yahudi asker olarak “yaratılıyor”. Kendi insanını, sivil düşünce dünyasından, sivil toplumdan ve çok seslilikten uzak yaşatmaktan çekinmeyen bir güç İsrail, Ortadoğu’nun bağrına çakılmış bir örgütlü işgal gücü; başka bir halkın insanına neleri yaşatmaktan çekinmez hep beraber şahit oluyoruz. Kadın erkek herkesin zorunlu askerlikle yükümlü olduğu ülke, zorunlu askerliğin doğan her insanın üzerinde bir ‘borç’ sayıldığı diğer ülkeler gibi, zihni ve haysiyeti iğdiş edilmiş insanlar üretiyor. Kurbanın kurban olduğunu fark ettiğini an, iyileşmeye başladığı ilk andır. Ama kurban çoğu zaman kendisini ezene tapmayı, o kültün etrafında başını apış arasına almayı seçiyor.

Ulu önderleri, Führerleri güçlü yapan en önemli unsur, ezerek dümdüz ettiklerinin torunlarının kendisine tapmaya başlamasıdır (bkz. Dersim). Bu yüzden babaannesi başörtülü, dedesi hacı, kendisi kült tapıcısı olan kuşaklara en çok militarist toplumlarda rastlanır. Ki zulüm karşısında insanların pek çoğu zalim adına mazeretler bulur, bahaneler üretir. Zalimi ‘anladığı’ veya ‘hoşgördüğü’ yanılsamasını (hem kendisi hem de başkaları için) yaratır. Bu onun psikolojisinin ortaya koyduğu bir savunma mekanizmasıdır. Bu kadar doğrudan iğdişi kabullenemeyen ruh, açıktan karşı çıkma cesaretine sahip olmadığında bu gibi numaralara girişir. Bu numaralar, ruhun, kendisini zalimin üzerinde veya eşiti olarak konumlandırmaya yönelik çabalarıdır. Onu anlayarak, mazeretleri olduğunu düşünerek ve hatta ona acıyarak ruh kendi seviyesine çekmeye çabalar zalimi. Çünkü gerçek serttir, sorumluluk getirir, mücadele ister, keyif kaçırır ve konfor bozar.

Ama dünyada adalet o kadar girift bir şekilde tecelli eder ki, bazen ezberleri en cevval biçimde tekrar edenler kafilesine katılsanız da sonuç değişmez. Diğerleri tarafından dışlanma korkunuz ve kabul edilme aşkınız, size herkesin yaptıklarını yaptırır, yediklerini yedirtir, giydiklerini giydirtir ama vicdan yine de yakanızı bırakmaz. İyi ki de bırakmaz. Beş duyuyla algılanamadığından küçümsenen insan vicdanı, Tanrı’nın insana üfürdüğü ruh, gittiğiniz her yere sizinle gelir, her yaşınızda sizin yanıbaşınızda oturur. İyi ki oturur. Çünkü bazen delirmek bile bir çeşit kurtuluştur.

Genç insanların vicdanları ile sohbetleri en çok militarist toplumlarda kesintiye uğrar. Doğuştan bir borçla doğmuşsunuzdur, hiçbir zaman bitmeyecek bir senedi ödeyen pavyon veya genelev kadınları gibi külte, ulu öndere, örgüte ve hatta vatana borcunuz hiç bitmez. Ödedikçe arkası gelir. Sizden önce yaşanmış zulümlerin borcunu en hafif biçimiyle, ‘ama o zamanın şartları öyleydi’lerle kapatmanız öğretilir, ezberletilir. Sizden beklenen hazır cevaplar, zaten çocukluktan beri size sistematik olarak verilmiştir.

İsrail Askerleri, Uyuşmak ve Unutmak İçin Goa’ya Kaçıyor

Doğar doğmaz işgal gücü ordusunun bir üyesi olarak hesabınız çoktan kesilmişse, işiniz iki kat zordur. Bitmeyen borç senetlerini vicdanınız ödemeye mecbur bırakılır.

Doğduğunuz kan sebebiyle bir dinin mensubu olma zorunluluğu sizden sadece bir kereliğine seçme hakkını almaz. Yalnız belirli bir dinin mensuplarının devleti olma iddiasındaki otorite, doğumdan sonraki yaşamınızın ve yaşayacaklarınızın adım adım peşindedir.

İsrailliler, doğdukları andan itibaren ‘İsrail’de o an gücün bedenlenmiş hali kimse onun -mesela Perez’in, Şaron’un veya Netanyahu’nun- askerleri’ yapılıyor, ‘dönemin şartlarının kendilerini mecbur bıraktığı’ ev yıkımlarına, çoluk çocuk gözetmeden yapılan Filistinli katliamına ortak oluyorlar. Bu zulme ortak olmak istemediklerini açıklayan ve askerlik hizmetini reddeden vicdani ve total retçi İsrailliler ise hapsi boyluyorlar. Herhangi bir işgalden bahsetmiyoruz. İşte yine Ramazan ve Emin Çölaşan’ın tavsiyesini iyi tutan İsrail, tam da Ramazan’da yapıyor katliamını, tüm dünyanın gözleri önünde. Düzenli iki ordunun savaşması gibi bir şey değil bu. Kadın veya erkek eğer bir İsrail askeriyseniz, ev yıkmak, sırf Filistinlilerin yaşayakalmasına engel olmak için zeytin ağaçlarını buldozerlerle dümdüz etmek, çocukları tanklarınızın önüne bağlayarak canlı kalkan olarak kullanmak zorundasınız. Bunları fiiilen yapmıyorsanız, yanı başınızda yapan diğerlerinin yanında yer almaya mahkûmsunuz.

İnsan zalime ‘hayır’ diyemediği yerde kendi halini açıklama ihtiyacına girer. Zulme ortak oluşuna bir meşruiyet zemini yaratmaya çalışır. Ruhu daha da hastalanmışsa, zalime tapıcılık ve onu övücülüğe geçiş yapar. Amma velakin kötünün kötüsünü yapabilme kapasitesinin verildiği insanoğlunun cevheri ilahidir. Katilin, tecavüzcünün, zalimin ruhu, gün gelir yaptıklarını ve gördüklerini taşıyamaz olur. Öte yakanın cehennemi bir yana, bu dünyanın cehennemine de adım atar.

İsrail ordusunda iki yıldan üç yıla kadar görev yapan kadın ve erkekler, zorunlu askerlik süreleri dolar dolmaz kendilerini Hindistan’a, Goa’ya atıyorlar. Askerlik süresince işledikleri zulmü unutmanın ve kalplerindeki sızıyı dindirmenin yollarını arıyorlar. Ortadan kaldıramadıkları travmayı uyuşturucu vasıtasıyla bertaraf etmeye çalışıyor, kalplerindeki ve zihinlerindeki binlerce sesi susturabilmek için uyuşturucunun sahte dünyasında sığınıyorlar.

İsrailli ve Hintli yetkililerin verdikleri bilgilere göre, 40 bin ila 60 bin İsrailli, tamamen veya uzun süreliğine Goa’ya yerleşmiş durumda. Yapılan araştırmalar, geri dönmek istemediklerini gösteriyor. 900 milyon Hindu ve 150 milyon Müslüman -parayı din edinenler hariç- İsraillilerden epey rahatsız. Bunun en büyük sebebi ise, sürekli kullanılan uyuşturucu sonucu yaşananlar.

Yani İsrail, bir yandan yerleşik halk Filistinlilere yaşadıkları toprakları dar etmeye çabalarken öte yandan bizzat kendisi bir Diaspora yaratıyor. İsrail’den kaçan, İsrail’i unutmaya çalışan yeni Yahudi diasporası bu.

Delir(me)mek İşten Değil

Konu, sımsıkı kontrol ettikleri medya sayesinde, dünya gündeminden de Yahudilerin gündeminden de öteleniyor. Ancak gün be gün Goa’da sayıları artan, işgalin ve Siyonist ordunun şuursuz ‘mağdur’ları, İsrail’in yüzleşmesi gereken bir hakikat olarak daha da belirginleşiyor. Nasıl ki Tayland ve eski Sovyet ülkeleri, Batı’nın açık hava genelevi, doğu Avrupa ülkeleri porno sektörünün manivelası, Meksika, Kolombiya ve Latin ülkeleri uyuşturucu ve silah ticaretinin döndürüldüğü yerler, Mali, Batılı beyaz pedofillerin çöplüğü haline getirildiyse, Goa da egemen gücün açık akıl hastanesine dönmüş durumda.

Goa’da yaşayan İsrailliler arasında sürekli uyuşturucu kullanımı sebebiyle -doğal ve sentetik her tür uyuşturucudan bahsediyoruz- ruh sağlığını kaybetme oranı çok yüksek. Durum o derece vahim ki, İsrail hükümeti, terhis ikramiyelerini alır almaz Goa’ya giden İsrail askerleriyle ilgili olarak harekete geçmek zorunda kaldı. Goa’da deliren gençlere yardım eden, gerekirse İsrail’deki ailelerine geri yollayan dini kuruluşlar ve hükümet görevlileri bulunuyor. Konunun boyutlarının biraz daha farkına varabilmeniz için, Bakan yardımcılarından Eli Yishai’nin Goa’ya giderek buradaki gençlerle görüştüğünü söylememe izin verin.

2008 yılında Yoav Shamir, ‘Flipping Out’ isimli (delirme, çıldırma olarak çevirebileceğimiz) bir belgesel çekti. Bu belgesel, Goa’da yaşayan İsrailleri ve orada aklını kaybeden İsrailli bir gencin ailesinin yanına geri yollanmasını konu ediniyor.

Belgesel baştan sona ilgi çekici. Belgeselin bir bölümünde, esrar içmekte olan bir grup İsrailli gencin, o an nehrin karşı yakasından yerel kıyafetleri ve türbanıyla geçmekte olan bir Hindu’yu nasıl alaya aldığını görüyoruz. Bu gençlerden birine Hindularla ilgili ne düşündüğü sorulunca ‘Hindular da Araplar gibi, çocuk gibiler’ cevabını veriyor gevrek gevrek gülerek. Kendisi dışında diğer milletlerin erkeklerinin tümünü kadınsı bir imaja yerleştiren, bunu beceremediği siyah erkeği ise insan ve hayvan arasında konumlandıran Batılı beyaz erkeğin yerleşik düşüncesini hatırlatıyor bu bana. Ve bunun, Araplar gibi Semitik olan bir halkın mensubu, bir Yahudi erkeği tarafından yapılıyor oluşuna gülsem mi ağlasam mı bilemiyorum.

İşgal ve Filistinlilere yapılan zulüm ile ilgili sorular sorulduğunda ise askerlerden ‘Yapılması gereken bu’, ‘Şartlar bunu gerektiriyor’ dışında pek bir cevap duyamıyorsunuz. Tarihte yaşanan zulümler işte böyle aklanıyor: ‘O zamanın şartları onu gerektiriyordu’, sanki yaşamanın ve sorun çözmenin tek yolu toplu cinnetmiş gibi!

Ancak bu belgeselde, uyuşturucudan kafalarını kaldıramayacak durumda olan İsrailliler dilleri ile ne diyor olurlarsa olsunlar, gözleri başka bir şey söylüyor. Zihin ve dil inkâr etmeye çalışsa da gözleri onların aleyhine şahitlik ediyor, hem de uzakta değil burada, akıllarını kaybettikleri Goa cehenneminde…

Son Söz yerine: Ya Müntakim, Ya Kahhar!

Bilge Girgin – akilvefikir.org

Video için linke tıklayınız

Flipping Out – Israel’s Drug Generation paylaşan: locuseye

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s