Felsefe-Düşünce / Hasan Köse / Yazarlar / Yorum-Analiz

Fazıl Medine’den Cahil Medine’ye Dersler

köşe2-hasanköseModern dünyanın emek-değer-ücret denkleminde insan araçtır. Dolayısıyla modern insan emeğiyle/emeğinden dolayı rehindir. Çalışarak cezasını doldurunca serbest bırakılır (emeklilik). Sistem emekçilerin 25-30 yıldan önce rahata eremeyeceği bir döngüye sahiptir.

Farabi, El-Medinetu’l-Fazıla’da toplumları şehirler üzerinden tarif ve tasnif ediyor. Toplumların birlik ve ayrılık asabiyetleri çerçevesinde toplumların kendiliğinden vardığı olumsuz yargıları deşifre ediyor. Farabi’nin “cehalet” olarak nitelendirdiği düşünce ve davranışlar bugün birçok düşünür tarafından şecaat sayılıp birer felsefi düşünce olarak savunuluyor. Daha da ötesi bu düşünceler Müslüman mahallesinde salyangoz satma muamelesi de görmüyor. Oysa bu düşünceler modern Batı’nın temel retoriği üretilmeden bin yıl önce büyük Müslüman filozof Farabi tarafından “cahil şehirler” babında derinden eleştiriliyor.

Farabi, “Cahil ve şaşkın şehirlerin halkı hayvanlar gibidir. Hayvanların en kuvvetlisi, yâni başkalarını ezebilen, daha mükemmel bir hayat sürer. Bunlardan daima galip çıkanlar ya birbirlerini yok ederler ya da köleleştirirler. İnsanlar da bir başkasının kendi varlığına eksiklik ve zarar getirdiğini düşünüp, aynı mantıkla birbirlerini köle gibi istihdam ve istismar ederler ve çoğu zaman başkalarının ancak kendileri için yaşadıklarına inanırlar” diyor. Bu zihin bugünün dünyasında savunulan bir görüş değil, bugünün dünyasına hâkim olan akıldır. Batı’nın Doğu’ya, Kuzey’in Güney’e, beyazın siyaha, zenginin fakire, patronun işçiye, amirin memura, devletin halka bakışıdır. Bu tespitlerdeki olumsuzlukların hemen her alanda ekonomik, sosyal ve siyasal sistemler olarak Müslümanlarca da yaşanıyor olması bizim için konuyu daha yakından ele alma zarureti doğuruyor. Bugün yeterli sayıda köleleştirilemeyen insanlar, istihdam edilerek köleleştiriliyor.

Materyalist düşünce bağlamında gelişen kapitalist ekonomik düzenin örselediği “insanlar” hayvanların tür ve cinslerine göre bir beslenme zinciri oluşturmasının doğallığında insanların her gün hayvanlar gibi mücadele etmesini ve güçlülerin yaşamasının doğru olduğunu söylemektedirler. Fakat birleşen zayıflar onları alaşağı edip kendi diktatörlüklerini kurarsa bunu kabul edilemez bulmaktadırlar. “Nerden baksan tutarsızlık, nerden baksan ahmakça.” Modern dünyanın emek-değer-ücret denkleminde insan araçtır. Dolayısıyla modern insan emeğiyle/emeğinden dolayı rehindir. Çalışarak cezasını doldurunca serbest bırakılır (emeklilik). Sistem emekçilerin 25-30 yıldan önce rahata eremeyeceği bir döngüye sahiptir. Kaldı ki emeklilik de temel yaşamsal ihtiyaçları gidermeye yöneliktir.

Beslenme zincirinin en üst halkasında her zaman mülk ve servet sahipleri vardır. Onlar en üsttedir; Kur’an’ın ifadesiyle siyasi Mülk sahibi Firavun, taşınır ve taşınmaz mülk sahibi Karun, ikisinin beslediği askeri güç sahibi Haman’dır. Bir de bunlara yardımcılar vardır ki yine Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle “Mele/önde gelenler ve Mütrefin/merkeze yakınlık kazanarak refahtan şımarmış olanlar” vardır. Bu piramidal düzenin son halkası büyücüler ve tapınak rahibidir (bilim adamları ve din adamları) ki bunların da tüm kaygıları “mustaz’afların” verili olanı kader olarak görmelerini sağlayarak sersemleşmelerini ve emeklerini, varlıklarını ve ömürlerini ebedi sömürüye adamalarını sağlamaktır. Bunun için inançlar ve düzenler üretirler. Bugün bu rolü büyük oranda psikiyatri, psikoloji ve diğer sosyal bilimler üstlenmiştir.

Gücün temerküzünün tersi ise servetin ve mülkün tabana doğru emekçiler üzerinden halka doğru yayılmasıdır. Ancak o zaman özgürlük, eşitlik, adalet, din, iman ve piyasa sahici olur. Tasarrufları ya sermaye olur ya da “zekât onu yer bitirir.” Faizsiz para, kirasız mal imkânları ortaya çıkar. Emek-sermaye ortaklıkları oluşur. Para vakıfları geri dönüşümü olmayan finans destekleri sağlar. İlk Müslümanlar; Kur’an’ın yasakladığı Mülkün belli bir zümre elinde temerküz etmesini engelleyerek, herkesin arasında dolaşan bir güç olmasını böyle sağladı. Bozulma da bu ilkelerin delinmeye başlamasıyla başladı.

Bu sistemin uygulandığı bir toplumda;

Para, faiz, rant, kira ve düşük ücret üzerinden emek sömürüsü olamaz. Çünkü hiçbir insan sömürüye muhatap olabilecek bir zayıflığa düşmez. Sermaye eşitlik şartlarında ya reel ekonomiye katılır ya da zekât malını yer bitirir.

Eşitlik şartlarının ortaya çıkmasıyla emeğin değeri adaleti bulacağı için sermayenin büyüme ihtirasının yıkıcı etkileri gemlenir ve üretilen değerin bölüşümü adalete uygun olur.

Emeğin üretimden eşitlik zemininde pay almaya başlaması sermayenin yayılmasına neden olur, o da insanları yatırıma, ortaklığa, faizsiz borç vermeye ve vakıflar kurmaya iter.

Yatırımlar bereket, emek-sermaye ortaklığı bereket, faizsiz borç bereket olur. Vakıflar ve infak kurumları hem finans kaynağı hem de sosyal güvenliğin güvencesi olur. Bu imkânların emekçiye sağladığı güven ortamı piyasanın eşitlik zemininde bir doğallıkla tecellisini sağlayacaktır. Bu şartların sağlandığı piyasa ancak “görünmez elin” insafına bırakılabilir.

Farabi, “Hayvanların en kuvvetlisi, yâni başkalarını ezebilen, daha mükemmel bir hayat sürer. Bunlardan daima galip çıkanlar ya birbirlerini yok ederler çünkü her biri başka varlığın kendi varlığına eksiklik ve zarar getirdiğini düşünür veya birbirlerini köle gibi istihdam ve istismar ederler: çünkü başkalarının ancak kendileri için yaşadıklarına inanırlar” diyor.

Bu akide aynıyla vahşi kapitalizmin akidesidir ve bunun kadim Avrupa kültüründe de karşılığı vardır. “Güçlülerin ayakta kalma hakkı vardır, güçsüzler ölmelidir.” Antik Yunan’da engelli doğan çocuk kamuca öldürülürken, Roma ve Grekler bu işi babanın insafına bırakmış ve eğer öldürmezse onu yalnız bırakmışlardır. Çünkü hem üretime katkısı olmayacak hem de tüketici olacaktır. Roma’nın Gladyatörleri savaş esiri kölelerdir. Yani Roma’da ucuz iş gücü sağlamak savaşın en temel nedenlerindendir. Savaş esirleri için Roma tarım alanlarında parya olmaktan kurtulmanın tek yolu vardır: Gladyatör olarak arenada rakibini öldürmek. İslam aynı konuyu iki Müslümana okuma yazma öğretmek şartıyla anlaşma yaparak kendisini satın alma hakkını zorunlu tutarak, toplumsal uyum durumunda savaş esirlerini azat ederek çözmüştür. Kölelik bir istihdam biçimi olduğu için konuya bu kadar dâhil ettim. Bugün de insanlardan bazıları kendi varlık ve rahatları için başkalarının ömürlerini, sağlıklarını ve canlarını içebiliyor, insanlar 30 yıl çalıştığı halde muhanetin kör kuruşuna muhtaç bir emeklilikle sürünerek ölüyor. Ve günümüzde metalaşan emek üzerinden kurulan kölelik-efendilik dengesine arz talep dengesi deniyor.

 “Az bir ücrete razı ol ve çalış.”

 “Tüket ve üre, üre ki iş gücü ucuzlasın…”

Farabi cahil şehirlerde “… Bir sürü şeyin nizamsız yürüdüğünü ve mevcutların mertebelerine riayet edilmediğini ve bazılarının mevcuda müstahak olmadıklarını ve haksız yere bazı imtiyazlardan istifade ettiklerini, hatta imtiyaz denilen şeyin gerçekte bulunmadığını ve yakıştırma şeylerden ibaret olduğunu” tespit ediyor. Evet, bu düşünce en çok da halkı Müslüman olan ülkelerde devam etmektedir. Kendileri ülkenin ve dünyanın her türlü imkânlarından yararlanarak elde ettikleri eğitim, kariyer, servet ve malı birçok insanın ömrünü ve emeğini emerek elde etmelerine rağmen. Bu imkân ve imtiyazlara ulaşmak bir yana açlıkla karşı karşıya kalan insanların aldıkları kamu yardımlarının dahi hak edilmediğini söyleyebilmektedirler. Hatta bazıları türlü gerekçelerle genel oy hakları dahi olmaması gerektiğini konuşulabilmektedir. “En küçük yardımı bile esirgerler. Kuran-ı Kerim, Maun Suresi 7”. Evet, en küçük hakkı bile tanımamak zorunda kalırız korkusuyla anlamaya karşı direniyorlar.

Farabi cahil şehrin ahalisinin, “… Her insan kendi faydasına bildiği hayrı arzu ettiği zaman uğrunda savaşmalıdır. En bahtiyar insan, mücadele sonunda, bütün hasımlarını yenip kahreden insandır… İnsanın insanı vurması ve ona düşman olması doğrudur (zaten) iki kişi birbirleriyle ancak zaruret halinde anlaşır ve ihtiyaç anında birleşirler. Bu birleşme ve anlaşmayı gerektiren sebep ne olursa olsun, birleştikleri müddetçe dahi bunlardan biri mutlaka galip, diğeri mutlaka mağlup durumdadır.  Onların harice karşı kurdukları birlik, tehlikenin devamı müddetince devam eder. Tehlike zail olur olmaz ayrılmaları ve birbirlerinden nefret etmeleri doğrudur” şeklinde düşünürler diyor. Senaryosunu Mario Puzo’nun yazdığı aynı adlı romandan uyarlanan, Francis Ford Coppola’nın yönettiği, Marlon Brando ve Al Pacino’nun da başrollerini paylaştığı The Godfather filmindeki Corleone ailesinin yaşam felsefesi ancak bu kadar iyi özetlenebilir, hem de bin yıl önce. Bu film kapitalist düşünüşün özetini de vermektedir. “Abla, kocanı öldürdük fakat bizi anlamalısın, bu bir aile işiydi.” Aile burada şirket anlamındadır. Bunun yerine yine mutlak anlamda “kamu yararı” geçtiğinde de yaşadığı çağda kıymeti anlaşılamayan Makyavel ortaya çıkıyor ki tedavi hastalıktan ölümcül. Müslüman, içtimai sistemi böyle kurup sonra da insanların özel ilişkileri başka iş ve kurum ilişkileri başka diyebilir mi? Suç örgütleme, zeka, cesaret ve cür’etine sahip insanlar önce mülkün çoğunu, sermayenin çoğunu, siyasal sistemin yönetilebilir alanının çoğunu ele geçirecekler sonra banka, otel, kumarhane ve turizm işleriyle legalleşip sanayici-iş adamı olacaklar, faiz, rant ve kira ile kölelik düzeni inşa edip üzerinde birer kan sülüğü olarak yaşayacaklar ve Müslümanların buna karşı bir sözü olmayacak!

Farabi cahil şehrin en önemli tehlikelerinden biri olarak, durmadan züht, takva ve huşû’dan söz edip, mal, mülk ve ihtişam içinde yüzen şeyh efendileri, din tacirlerini de boş geçmiyor. “Âlemi bir ilah ve veli kullar idare ediyor, siz dünyayı bırakıp ahiret için ibadet ve taatte bulunun… derler, bütün bu şeyler bir zümrenin öbür zümreyi aldatmak ve tuzağa düşürmek için başvurduğu hile ve sahtekârlıktan başka ne olabilir. Bu şeyler, dünya nimetleri uğrunda korkmadan açıkça dövüşmekten âciz olan kimselerin kurdukları düzen ve tuzaklardır; dünya lezzetlerini haykırarak istemekten ve el ve silahlarıyla hiçbir şeye aldırış etmeden ve hiç kimseden yardım istemeden, savlet etmeğe takati olmayanların desiseleridir.” Halkı dünyalıkların hepsinden veya bir kısmından vazgeçirmek maksadıyla malı ve çalışmayı tahfif ve tedhiş etmeleri, o dünyalıklara el koymak içindir. … Bunlar görünüşte dünyalıklara düşkün olmadığı zannedilerek itimada lâyık görülür; onlardan korkulmaz, şüphe edilmez. Maksadı gizli olduğu için hareket ve davranışlarının ilâhî olduğu sanılır. Kılık ve kıyafetleri de dünyalıklara teşne olanların kılık ve kıyafetleri gibi değildir. (Cetvel bıyık sıyrık paça gibi herhâlde) dolayışıyla onlara saygı ve itibar edilip dünyalıklar adanır ve herkes onlara yürekten bağlanır. Herkesçe sevildikleri için nefislerine ne kadar mağlup olsalar affedilirler; yaptıkları bütün kötülükler hoş görünür. İşte bu yüzdendir ki itibar, riyaset, mal, lezzet ve her nevi dünyalığı ele geçirmek hususunda herkesten kuvvetli ve üstün durumdadırlar. Sanki bütün bu şeyler yalnız onların istifadesine mahsustur. Canavarlar avlarını ele geçirmek için nasıl hile ve kurnazlığa başvururlarsa dünyalıkları ele geçirmek için aynı hile ve kurnazlıklara müracaat ederler. Huşû denilen bu şeye devamlı surette bağlanmış olanlar, maddî maksatlarına erişmek, yâni dünyalıklara kavuşmak için, zahirde sofuluk göstermekle kazandıkları itibar ve saygıyı, hikmet, ilim ve marifetle desteklemesini bilirlerse halk nazarında daha büyük ve daha şöhretli olurlar. Aslında bunların nazarında dünyalıkları elde etmek için değil de, yalnız kendi nefsi için ibadet eden bir kimse aldanmış, mağdur, bedbaht, ahmak, akılsız, menfaatini idrak etmekten âciz, kadr-ü kıymetten mahrum ve bednam sayılır.

Mevcudlarda müşahede edilen bu ve bu gibi cahilce fikirler, birçok insanın ruhunda kökleşmiş bulunmaktadır. O kimseler mezkûr dünyalıkları zorbalıkla ele geçirdikten sonra, bunları eksilmeden muhafaza etmek için, mütemadiyen artırmak zorundadırlar. Dolayısıyla bunların bir kısmı da dünya nimetlerini hem birbirlerinden hem başkalarından koparmak fikrindedirler; bunları muhafaza etmek ve işletmek için ya kendi aralarında alış-veriş ve mübadeleye başvururlar veyahut bunları başkalarından zorbalıkla ele geçirirler.” Bugün bunlara rantçılık, kira, faiz ve her türlü kayırma, torpil ve liyakatsizlerin insanların işlerinin başına getirilmesi de eklenmiştir.

Hasan Köse – akilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s