Atilla Fikri Ergun / Yazarlar / Yorum-Analiz

Fast Food Uygarlığı, Gazze ve Muhalefet 

köşe0-atillafikriergunZihinler işgale uğramışken toprakların işgale uğramasına şaşmamalıyız, modern dünyaya-modern düşünceye itirazımız bu yüzden; mücadeleyi tırmandırmak gerekiyor. Fast Food uygarlığının müşterileri Gazze’ye ağıt yaktığında yapılacak en iyi iş Eûzu Besmele çekmek. Gün boyu oruç tutup iftarda Coca Cola’sız yapamayan Müslüman’ın çelişkisini hangi kavram izah eder?! Bir Ramazan daha geçti böyle yalanlarla!

Bugün sorulması gereken öncelikli soru, “Sosyal yaşamda, siyasette, ekonomide dinî ölçülere riayet kaygısı gerek muhafazakâr gerekse radikal modern zihin için ne derece önem arz ediyor?” sorusudur, İslam’ı sekülerleştirme ameliyesinin başarılı olup olmadığı bu sorunun cevabında saklı.

“Zaman sana uymuyorsa sen zamana uy” telkini, atasözü kılığında hayatın hemen her alanında tüm gayri ahlâkî tutum ve davranış biçimlerine meşruiyet kazandırmak için geliştirilmiş şeytanî düşüncenin ürünü; teslim olmamalıyız.

Kapitalizmin, daha fazla sahip olanın daha çetin bir sorguya tabi tutulacağına imandan daha fazla sahip olanın daha makbul olduğu inancına evirdiği zihinler hak ve adalet kavramlarını gelişigüzel kullanıyorlar, her iki kavramın da sosyal hayatta, siyasette, iktisatta herhangi bir karşılığı yok.

Küresel modernliğe -ki ben buna ‘Fast Food Uygarlığı’ diyorum- entegre olan Müslüman, entegre olduğu felsefî-kültürel evrenden, siyasî-ekonomik-askerî kamptan kardeşlerine yöneltilen zulme hangi temelde karşı çıkacak, “Biraz oradan biraz buradan” mı diyecek, “Entegre de olurum karşı da çıkarım” dediğinde, içeriden yol açtığı tahribata istinaden ona birinci derecede münafık muamelesi yapma hakkına sahibiz.

Allah’a ve Resul’üne itaat yükümlülüğünü şartlara göre devre dışı bırakan zihnin iman ettiği merci konjonktürdür, “konjonktürel iman” Hakikat’i maslahata kurban eder, dünyası harap ahireti hepten kayıptır.

Yahudi mallarını boykot edemeyecek kadar mevcut pazarın bağımlısı haline gelenlerle hangi yola çıkılabilir, boykot çağrılarına karşı “ama…” ile başlayan uzun cümleler kuranların sadakati Allah’a mı, market raflarına mı? Hiç şüphesiz boykot, yiyecek-içecek, giyim-kuşam ürünleriyle sınırlı kalmamalı, kültür emperyalizmine hizmet eden her türlü ürün de boykot edilmeli.

Zihinler işgale uğramışken toprakların işgale uğramasına şaşmamalıyız, modern dünyaya-modern düşünceye itirazımız bu yüzden; mücadeleyi tırmandırmak gerekiyor. Fast Food uygarlığının müşterileri Gazze’ye ağıt yaktığında yapılacak en iyi iş Eûzu Besmele çekmek. Gün boyu oruç tutup iftarda Coca Cola’sız yapamayan Müslüman’ın çelişkisini hangi kavram izah eder?! Bir Ramazan daha geçti böyle yalanlarla!

Daha önce “Coca Cola ve Mc Donalds tabelasını gördüğünüz her yer Amerikan sermayesinin bayrağını diktiği, dolayısıyla Amerika’nın kültürel ve ekonomik olarak işgal ettiği topraklar hükmündedir” demiştim, Fast Food uygarlığının müşterileri ne haldeler buradan pay biçmeli.

Modern dünya demişken, yolda etrafını, evde anne-babayı ya da çoluk çocuğu görmeyecek derecede akıllı cep telefonlarına ve bilgisayar ekranlarına endekslenen zihin, modernizmin bize attığı son kazık; uygarlık, dijital dünyaya gözlerini açarken hayata gözlerini yumdu.

Müslümanlara kimliklerini hangi değerler üzerine bina etmeleri gerektiğini dışarıdan dikte etmeye kalkışan zihniyet ayrı bir âlem; din üzerine kimlik kurmamamızı öğütleyen Anarşist, bu topraklar üzerinde sonradan peydah olmuş kapkara cehaletin temsilcisi; İslam’ı bilmediği gibi kendi dünya görüşünün nihayetinde mutlak tahakküm anlamına geldiğini de bilmiyor. Kimlik kurarken Anarşistlere soracağız, şaka gibi değil mi?!

Laik-seküler Batılı ideolojilerin mensuplarının, Müslümanlara hangi eksende hareket etmeleri gerektiğini “öğretmeye” çalışmaları kapkara cehaletin göstergesi olmanın yanında had bilemezlik örneği, bilmedikleri bir din hakkında ahkâm kesme cür’etinin yanı sıra yabancısı oldukları bir topluma ve kültüre şekil verme çabası, beyhude olduğu kadar trajikomik de.

Gelelim Ümmet’in kanayan yarası Filistin’e. Gazze’de her zamanki gibi bir insanlık trajedisi yaşanıyor. Filistinliler için “Ölmeliler ve evleri yıkılmalı ki bir daha terörist yetiştiremesinler” diyen zihniyetin insanlık âleminde yer kaplaması israf olarak nitelendirilebilir ancak. Buna “paralel” HAMAS’ı “terörist” olarak nitelendiren gevşek akıl, “yeni” dünya düzenine duacı, varlığını borçlu olduğu kampa şükrünü eda ediyor.

Erdoğan, Gazze konusunda “Dengelere değil Allah’a inanıyoruz” diyerek büyük konuştu, diplomatik girişimler bu sözü karşılamaz, Başbakan’ın elini tutan yok -yoksa var mı- söylediği sözün icraata ne kadar yansıyıp yansımayacağının takipçisi olalım. Şu bir gerçek ki, lafla peynir gemisi yürümüyor, BM’den, uluslararası toplumdan vs. medet ummak İblis’ten himmet beklemekten farksız. Biz halkız ve icraat görmek istiyoruz; Mavi Marmara’yı, Başbakan’ın “One Minute” çıkışını, Mavi Marmara’nın ardından diplomatik ilişkilerin en düşük seviye olan üçüncü kâtip seviyesine indirilmesini icraatta birer aşama olarak gördük ve destekledik, artık bıçak kemiğe dayandı, şimdi bir başka aşamaya geçme zamanı.

“İsrail’deki Türkiyeliler Birliği’nden Türk Halkına Açık Mektup” kepazeliği için ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Mektubu kaleme alan şeytanî zekâ, özetle, İsrail’in küçük bir ülke olduğunu -doğru-, çocukların ruhsal bunalıma girdiklerini, tarafların ölü sayılarını kıyaslayarak kimin saldırgan olduğunun saptanamayacağını, İsrail halkının ve özellikle okullardaki çocukların bu yolda eğitilmeleri, her siren çaldığında barınaklara sığınıp ölümden kurtulmaları nedeniyle elbette insan zayiatının daha az olacağını söylüyor. Doğru, o çocuklar ruhsal bunalım yaşıyorlar, bombaların üzerine “Canınız cehenneme”, “İsrail bombası böyle düşer” diye imza atmaları o ruh halini yansıtıyor.

Görsel medya her şey gibi zulmü ve acıyı da sıradanlaştırıyor, baktığımız dehşet yüklü fotoğraflar, izlediğimiz televizyon programları ve videolar bir noktadan sonra zulmü ve acıyı kanıksamamıza yol açar, çünkü etki-tepki alanımıza değil sadece tepki alanımıza giren bir olayı seyrediyoruz. Bireyler, ancak sosyal-siyasî-ekonomik-askerî organizasyonların -kısaca devletlerin- üstesinden gelebileceği işleri üzerlerine alamazlar, güçleri yetmez, dolayısıyla burada yapılacak en doğru iş, meselenin felsefî-düşünsel boyutu üzerinde yoğunlaşmak ve uyuşup kalmış duyarsız yığınlara bilinç aşılamak.

Allah, Müslümanlara malları ve canlarıyla cihadı emrederken Müslümanlar oturdukları yerden Allah’ı yardıma çağırıyorlar, ekmeden biçmek isteyen tuhaf bir yaklaşım değil mi?! Bilinç uyandır, para gönder, insanî yardım yolla, gücün yetiyorsa silah gönder, gücün yetiyorsa git savaş; Allah’a yardım eden yardım görür.

İslam coğrafyası kan ağlaya dursun Türkiye Cumhurbaşkanlığı seçimi için gün sayıyor. İktidara yığınla eleştirim var, takip edenlerin de bildiği üzere daha önce gerek yazdığım yazı ve kitaplarda gerekse sosyal medyada yüzlercesini dile getirdim, bazılarının anlayamadığı şey, bunun mevcut siyasî ve toplumsal muhalefetle aynı çizgide olmamı gerektirmediği; benim muteber bulduğum muhalefet biçimi, felsefî-ahlakî temeli olan, bağımsız, sistem dışı, kendine özgü muhalefet. Gelinen son nokta itibariyle ülkede iktidar sorunundan çok muhalefet sorunu olduğunu düşünenlerdenim.

Mevcut siyasî ve toplumsal muhalefetin aksine benim Erdoğan’ın şahsıyla ilgili herhangi bir problemim yok, şahsa odaklanmış muhalefet meseleye felsefî-ahlakî zeminde bakamayacak derecede Erdoğan’a kişisel husumet besliyor, bunun tek nedeni eski statükonun tarih olması. Eski hâkim sermayedarların ve siyasî elitin yeni denklemin dışında kalmaları onlar için kabul edilemez bir durum. Elbette onlar için üzülecek halimiz yok.

Buna mukabil, “İktidarda olmayanı eleştirmek ahlakî değildir” diyen kararmış zihin -2002 itibariyle- 80 yılda neler olup bittiğini hatırlayamayacak kadar mankurtlaşmış halde, 80 yıl boyunca eziyet görmüş, kahır çekmiş insanlardan iktidarı şimdilerin “muhalif aklına” vermelerini istemesi de onları aptal yerine koyduğunun ispatı.

Gezi’den bu yana Batı medyasında yazılanları harfi harfine tekrarlayan muhalefet, Batılı iktidar merkezlerinin operasyonel maşası, ahlaklı muhalif olamamaları bu yüzden. Müslüman halk, Erdoğan’ı devirmek uğruna Batılı iktidar merkezlerinin maşası olup ülkeyi kaosa sürüklemekte beis görmeyen muhalefete neden şans tanısın, ne mecburiyeti var? Muhalefet onları ikna etmek için daha çok ayet-hadis okuyacak ama nafile, jeton düştü bir kere.

Son olarak anti-kapitalist arkadaşlar için bir-iki not: Müslüman esnaf düzenli defter tutmadığı gibi, alış-verişte de senet gibi ticarî vesikalara genellikle itibar edilmezdi, bütün işlerde olduğu gibi ticarette de verilen söz senetten üstün tutulurdu. İslam, genel olarak “kâr haddi” yerine “hak haddi” kavramını kullanan bir medeniyet, Osmanlı’da narh defterlerinde verilen kâr hadlerinin ortalaması da yüzde 12,5’u geçmemiş; bir zamanlar Amerika değil, bir zamanlar İslam Âlemi. Tarihe sövüp saymadan önce onu bilmek icap ediyor.

Ne diyordu Hz. Ali, “Bilmiyorum demeyi bırakan kişi, öleceği yerden yara alır.”

Atilla Fikri Ergun – akilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s