H. Hümeyra Şahin / Yaşam / Yorum-Analiz / İktibaslar

Modernizmin ‘Helal Tatil’ Kuşatması

helal-tatil-islami-tatil-kapitalizm-1Başına İslami sıfatı konsa da, modernizm paradigması içerisinde üretilen her yeni kavramsallaştırma, birtakım sorunları ve çelişkileri de beraberinde getirmektedir.

Helal tatil, kopya hayatlar

‘Modern toplum tüketim toplumudur’ önermesi bu çağın gerçeğini ifade eder. Artık her şey metalaşmıştır ve kapitalist pazarda bir değere sahiptir. Baudrillard, çalışma zamanı kadar tatil ve boş vakitte de aynı ‘zorlama ahlak’ın geçerli olduğunu ileri sürer.

‘Tatil’ ya da ‘boş zaman’, özü itibarıyla modern bir kavramdır. Sanayi Devrimi ile birlikte üretmek ve onu tamamlayıcı bir eylem olarak tüketmek döngüsünde boş zaman, çalışan insanın kendini bedenen ve zihnen yeniden işe hazırlayacak şekilde çalışma zamanından ayrılmıştır. Fakat boş zaman bireyin kendi başına örgütleyebileceği serbest bir alan olarak bırakılmamıştır. Zira o zaman diliminin de kapitalist çarkı döndürebilecek şekilde tüketime hizmet etmesi gerekir. Bu nedenle, boş zaman sektörel olarak planlanan bir tasarıma tabidir. Turizm, spor, hobi, dinlence, oyun ve eğlenceye dayalı devasa bir endüstri boş zaman üzerinde hâkimiyet kurmuştur. Çalışma zamanındaki disiplin ve bürokratikleşme boş zamana da yansımış, iş düzenindeki gibi standartlaşma, tekdüzelik ve kitlesellik tatili de ele geçirmiştir.

Modernizmin, söylemleri ve sunduğu yaşam biçimiyle tüm dünyayı kuşattığı bilinen bir gerçektir. Müslüman dünya da bunun dışında değildir. İslam dünyasının birkaç yüzyıldır en temel sorunlarından birisi modernizm karşısındaki savrulmadır. Başına İslami sıfatı konsa da, modernizm paradigması içerisinde üretilen her yeni kavramsallaştırma, birtakım sorunları ve çelişkileri de beraberinde getirmektedir.

‘Helal tatil’ de bunlardan birisidir. Kapitalist sistemde Müslümanlar için bir imkân gibi görülse de, zaman algısına ve onun kullanımına dair yeni bir felsefe, yeni bir tutum içermez. Bu temel tespiti yaptıktan sonra, ‘helal tatil’in imkânları içinde ortaya çıkan çelişkileri ve sorunları tartışabiliriz. ‘Helal tatil’, 90’lı yılların ortalarından itibaren hızla gelişen bir sektördür. Türkiye, Malezya, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerde yaygınlaşarak alıcı bulan bir tatil konseptidir. Alkollü içecek servisi yapılmayan, kadınlara ve erkeklere ayrı spor, spa ve havuz imkânları sunan, özel plajları olan, mutfağında domuz ürünleri tüketilmeyen, odalarında Kur’an-ı Kerim ve seccade bulunduran ve dinî, tasavvufi içerikli birtakım aktivitelerle tatile dinî bir kimlik katma çabasının adıdır. Bu yönleriyle, modern kentlere sıkışan aileler için tercih edilebilir bir imkân olarak görülür.

Türkiye’de son yıllarda muhafazakâr kesimin elde ettiği ekonomik güç bu tatil konseptinin hızla yayılmasına sebep olmuştur. Bu süreç en başta bazı yerleşik alışkanlıkları değiştirmiştir. Geniş aile ve eş-dostla memlekette geçirilen ve sıla-i rahim boyutu ön planda olan tatil, artık çekirdek ailenin bir tatil köyünde ortalama bir hafta süren dinlence ve eğlence merkezli programına dönüşmüştür. Bu tatil konsepti, sadece zamanın algılanışı ve örgütlenme biçimi itibarıyla değil, aynı zamanda yeni kültürel alışkanlıkların ortaya çıkması bakımından da irdelenmeye değerdir.

Her şeyden önce sahiller muhafazakâr kadın ve erkeklere açılmıştır. Kimi muhafazakâr erkeklerin -mahremiyet ihlallerine rağmen- karma plajlarda öteden beri faydalanabildikleri sahiller, -etrafı çevrili de olsa- kadınların da kullanımına açılmış ve tatil imkânları kadının lehine bir anlamda demokratikleşmiştir. Fakat bu aynı zamanda erkeklerden arındırılmış bir ortamda muhafazakâr kadının mahremiyet ölçülerini esnetebildiği bir serbestiyet alanının ortaya çıkmasına da neden olmuştur. Oysa İslam, hem kadınlar hem erkekler için özel alanda dahi belli mahremiyet prensipleri vazeder. Her ne kadar tarihimizde hamam kültürü de benzer bir yozlaşmanın zemini olmuşsa da, bu yeni nesil serbestiyet, ‘helal tatil’ konsepti içinde meşrulaşma riskini de beraberinde getirmektedir. Böylelikle bilinçsizce kullanılan bir imkân, ihlale dönüşebilmektedir.

Benzer bir çelişki ‘helal tatil’in yeme-içme konseptiyle ilgilidir. ‘Helal tatil’de zaman, genel olarak açık büfe yemek saatlerine ve ara zamanlarda havuz-deniz ve otellerin sunduğu eğlence döngüsüne tabidir. Açık büfe yemek konsepti, herkesin yiyebileceği kadar yemek almasına uygun bir imkân olabilecekken, 100’ü aşkın çeşidiyle haz ve doyumsuzluk merkezli bir israf kültürünün yaygınlık kazanmasına yol açmaktadır. Ölçüsüz bir çeşitlilikle donatılan masaların önünde ‘israf haramdır’ ilkesine aşina insanlardan uzun kuyruklar oluşabilmektedir. Bir öğünün helal sınırını aşan yemek çeşitliliği, masalarda bırakılan artıklarla birleştiğinde ‘helal tatil’in meşruiyeti ortadan kalkabilmektedir.

Öte yandan kimi ‘helal tatil’ komplekslerinde kadınlara has içkisiz ‘disco’lar müşterilere bir ‘imkân’ paketi içinde sunulmaktadır. Ancak alkol almış bir bedenin kaldırabileceği yüksek dozda müzik, amacı zihnen ve bedenen rahatlama olan tatilin ruhunu tümüyle öldürmekte, içkisiz ve kadınlara has olması dışında başka bir şart aranmayan bir eğlence biçiminin tüm formları içselleştirilebilmektedir.

‘Helal tatil’ köyleri ve otelleri, yıldız sayılarına, hizmet kalitesine ve mekân dekorlarına yansıyan lüks derecesine göre kendi içinde bir sınıfsallaşmaya da alan açmakta, muhafazakâr kitleler arasında tatil yapılan mekân bir statü göstergesine dönüşmektedir. Bu sınıfsallaşma, ‘Ebu Eyyub el-Ensari Guest House’ sloganıyla Maldivler’de devre mülk satan bir girişimle yeni bir boyut kazanmış ve tatil mekânları üzerinden yeni toplumsal sınıflar ortaya çıkmıştır. Söz konusu örnek İslami değerlerin kapitalist döngü içinde açık bir şekilde suiistimali ile ‘helal tatil’ konseptini pek çok açıdan tartışmalı hâle getirmiştir.

Son yıllarda yaz aylarına denk gelen Ramazan, ibadet ayı olmaktan çıkartılarak ‘Ramazan’da tatil’ etiketi ile rehavete teslim edilmektedir. Pek çok turizm şirketi ve otelin özel kampanyalarla müşterilerine cazip imkânlar sunduğu bu zaman diliminde tatil Ramazan’ın anlamını gölgelemektedir. Havuz hizmetlerinin sahura kadar sürmesi, eğlence saatlerinde tasavvuf konserleri, Hacivat-Karagöz gösterileri, fasıl dinletileri gibi etkinlikler tatil konforunu ibadet ayı olan Ramazan’ın önüne geçirebilmektedir.

Bütünüyle bakıldığında aslında ‘helal tatil’in örgütlenme biçimi de, modern toplumun ‘başkalarınca yönetimli’ yapısına teslim olmuştur. Benzer mekânlarda bulunmak, bestseller kitapları okumak, belli marka ve imajları tüketmek, insanları ‘ortalama, standart, kopya hayatlara’ mahkûm etmektedir. ‘Helal tatil’ konseptinin de dahil olduğu bu paradigma içinde tatil, bireylere kendi özgünlüklerini keşfedebilecekleri kültürel, sanatsal, fikirsel derinleşme noktasında yeni bir kazanım vadetmemektedir.

Alman düşünür Adorno’nun ifade ettiği gibi, endüstrinin ürettiği bu insan tipinin iş hayatındaki yaşam mantığı boş zamana da yansımakta ve bireyler kendi tercihleri yerine organize edilmiş kopya hayatlara tabi olmaktadırlar. Bunun en bariz göstergesi, artık çocukların tatil dönüşü yazdıkları anılarda akraba çocuklarıyla yaşanan heyecan dolu binbir çeşit serüven yerine, ailenin sosyo-ekonomik yapısını ele veren tatil köyünün adının bir etiket olarak yer almasıdır.

H. Hümeyra Şahin – lacivertdergi.com

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s