Ali Bal / Din / Emeği Geçen Yazarlar

Din kültürel kimlikten ibaret olunca

köşe8-alibalBid’at ve hurafe içermemeleri kaydıyla toplumsal kimliği oluşturan dini unsurları muhafaza etmek, yaşatmak gerekir. Bu yönü ile muhafazakarlık doğru ve iyi bir şeydir. Fakat insanlığın hayrı ve iyiliği için dinin bu özelliğinden önce gelen devrimci bir özelliği vardır ki o da dünya hayatını barış ve adalet üzerine tanzim etmek üzere içerdiği esaslardır.

Kökeni insanlık tarihi kadar eski olan dinin en büyük handikabı kaçınılmaz olarak onu benimseyen toplumların süreç içerisinde (bir anlamda milli) kimliği haline gelmesidir. Bir toplumun toplumsal-dini bir kimliğe sahip olması onun kimliksiz toplum olmasından daha iyidir şüphesiz. Zira içinde yaşadığımız toplumun en temel sorunlarından biri de yaşadığı kimlik bunalımıdır. Yalnız bu benimseme, din açısından özü kaybetmeden gerçekleşmelidir.

Bu açıdan bakıldığında İslam’ın devrimci karakterini bilen dünya güçleri onun bu özelliğini ortadan kaldırmayı ve Müslümanlığı sıradan bir kimlik durumuna indirgemeyi tercih ederler. Bu, esasen din-iman derdi olmayan (çünkü bu ciddi özveri gerektiren bir durumdur) fakat onun üzerinden siyasi rant devşirmek isteyen siyasetçilerin de işine gelen bir durumdur. Mesela ibadet için kiliseye giden Hıristiyan toplumlarına karşılık camiye giden, namaz kılan Müslüman toplumlarının ibadet biçimi onlar için bir kimliktir. Bu, Hıristiyanlar için de böyledir. Oruç, hac, kandiller, bayramlar da aynı şekilde toplumsal kimliği oluşturan unsurlar olarak toplumsal hayattaki yerlerini alırlar. Bu anlamda dinin devrimci özünü kaybetmesini ölümcül bir kansere benzetirsek kimlik yozlaşması da kansere yakalanan bu hastanın üstüne üstlük bir de vereme yakalanması gibi bir şeydir.

Bu nedenle bid’at ve hurafe içermemeleri kaydıyla toplumsal kimliği oluşturan dini unsurları muhafaza etmek, yaşatmak gerekir. Bu yönü ile muhafazakarlık doğru ve iyi bir şeydir. Fakat insanlığın hayrı ve iyiliği için dinin bu özelliğinden önce gelen devrimci bir özelliği vardır ki o da dünya hayatını barış ve adalet üzerine tanzim etmek üzere içerdiği esaslardır. Bu yönüyle din, eklektik olmayı yani kendisinin dışında herhangi bir felsefe veya ideolojinin kuyruğu olmayı kabul etmez. Bununla ilgili bazı esasları ayetlerden örneklerle şöyle sıralayabiliriz:

“Ey inananlar! Allah’a itaat edin, Elçi’ye ve sizden olan buyruk (emir) sahiplerine itaat edin. Herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz (Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız) onu Allah’a ve Elçiye götürün. Bu daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir.” (Nisa, 59).

İslam’ın neden illa kendinden olan yöneticileri tercih ettiğini anlamak için şu iki ayeti örnek verebiliriz:

“Böylece sizi orta (vasat) bir ümmet yaptık ki insanlara şahit olasınız. Elçi de size şahit olsun. Biz Elçi’ye uyanı ökçesi üzerine dönenden ayıralım diye yöneldiğin Kabe’yi kıble yaptık. Bu (elbette) Allah’ın yol gösterdiği kimselerden başkasına ağır gelir. Şüphesiz Allah insanlara karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.” (Bakara/143).

İslam Ümmeti, tüm insanlığa önder ve rehber kılınmış bir ümmettir. Ancak bu önderlik ve rehberlik, diğer insanları zoraki baskı altına almakla veya Allah yolunda cihad adına onların kapısına dayanıp “ya malınız ya canınız” demekle olacak bir şey değildir. Önce Müslümanlar kendi içlerinde barışı ve adaleti tesis etmiş, dengeli, tutarlı bir ümmet olacaklardır. Hiçbir zaman bir fitne, fesat ve zulmü önleme amacının dışında hiçbir toplumla savaş yapmayacak, müstekbir kâfirlerin kendi aralarında yeryüzünün zenginlik kaynaklarını talan etmek için giriştikleri politik ve askeri savaşlara katılmayacak, onların yanında yer almayacaklardır. Onlar bu halleri ile dünya müstaz’aflarını kendilerine imrendirecekler, insanlar nezdinde “eminlik” kazanacaklardır. Böylece Allah müstaz’afların kalplerini onlara meylettirecek, bu suretle müstaz’af kitleler akın akın İslam’a gireceklerdir. Kur’an şöyle der:

“Allah’ın nusreti ve fetih geldiğinde, insanların bölük bölük/dalga dalga Allah’ın dinine girdiklerini görürsün. İşte o zaman sen Rabbini hamd ile tesbih et ve O’na istiğfar et. Şüphesiz O, tevbeleri kabul edicidir.” (Nasr, 1-3).

Konu ile ilgili diğer bir ayet, Al-i İmran Suresi’nin 110. Ayetidir:

“Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten nehyedersiniz. Ve Allah’a inanırsınız.” (Al-i İmran, 110).

İslam toplumu, müstekbir kâfirlerin kurduğu askeri-politik paktlara dahil olması halinde ayette anlatılan misyonu yerine getiremez, aksine onların aleti ve piyonu olur veya onlar gibi müstekbir bir toplum durumuna gelir. Bu durumda İslam toplumunun Allah ile hiçbir ilişiği kalmadığı gibi bu dünyada kimlerle birlikte yeryüzünü talan etme işine giriştiyse kıyamet günü onlarla birlikte haşrolur ve onlarla birlikte cehenneme sürülür.

Kur’an’a göre şirk/küfür, bir zulüm ideolojisi ve teolojisidir.

“Kâfirler zalimlerin ta kendileridir.” (Bakara, 254).

“Lokman oğluna öğüt vererek demişti ki, ‘Ey oğulcuğum! Sakın Allah’a ortak (şirk) koşma. Muhakkak şirk büyük bir zulümdür.” (Lokman, 13).

Kur’an’a göre yeryüzünde adalet, dolayısıyla insanların mal ve can güvenliği, halklar arası barış ve özgürlük, bu teoloji (Tevhid) ile sağlanacaktır. Çünkü Tevhid, nasıl Allah’ı birlemek ise onun insanlık alemindeki toplumsal-küresel karşılığı da tüm insanlığın birliği yani yeryüzünde yaşayan farklı ırkların, renklerin tek bir aile haline getirilmesidir. Kur’an’a göre bu, İslam milletinin önderlik ve rehberliği ile olacaktır. Bunun için İslam toplumunun öncelikle kendi içinde özgün ve tutarlı bir bütün olması gerekir.

Ayrı bir makale konusudur ama burada sözü uzatmamak için iki ayeti örnek olarak zikretmek yararlı olacaktır ki çerçeveyi çizmiş olalım: Kur’an, İslam toplumunun önderlik ve rehberlik misyonunu engelleyecek şartların önünü kapatmak için üç kavram daha getirmektedir. Bunlardan biri velayettir. Kur’an’a göre İslam toplumunu oluşturan halklar, zümreler, milletler (nations) dünya küfrü ve istikbarı karşısında bir ve bütün olmak zorundadır:

“Mü’minler Mü’minleri bırakıp kâfirleri veli edinmesinler. Kim bunu yaparsa onun Allah nezdinde artık hiçbir değeri yoktur. Ancak kâfirlerden gelebilecek bir tehlikeden sakınmanız başkadır. Allah kendisine karşı gelmekten sizi sakındırıyor. Dönüş yalnız Allah’adır.” (Al-i İmran, 28).

“Allah’a ve Rasul’üne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin. (Aksi halde) çözülüp yılgınlaşırsınız. Ve sabredin. Çünkü Allah sabredenleri sever.” (Enfal, 46).

Peki, şimdi burada şu soruya cevap aramamız gerekiyor: Ümmet içinde bu vahdet ve velayet nasıl sağlanacaktır? Kur’an buna şöyle cevap veriyor:

“Onların işleri aralarında meşveret ve şura iledir.” (Şura, 38).

İşte bugün bu sistem veya projeyi, ilga edilen hilafet yerine kaim olmak üzere (pozitif anlamda) ümmete dayatacak siyasi bir oluşuma mutlak surette ihtiyaç vardır.

Yukarıda esaslarını Kur’an’dan toparladığım misyonu, mevcut İncil’den de yakalamak mümkündür. Mevcut İncil’le Kur’an arasında teolojik olarak her ikisi açısından da tolere edilmesi mümkün olmayan derin çelişkiler mevcuttur. Ancak buna rağmen her ikisi de İbrahimi kökenden geliyor olması hasebiyle aynı evrensel insanlık ülküsüne sahiptirler. Fakat yukarıda ifade ettiğim gibi devrimci öz bugünkü mevcut İslam’da nasıl devre dışı bırakılmışsa Hıristiyanlık da bizzat Kilise eliyle aynı operasyona maruz kalmıştır. Hıristiyanlık ne kapitalizmi, ne faşizmi, ne emperyalizmi, ne de sömürüyü asla onaylamamaktadır. Ayrıca bugün modernite adı altında kavramlaştırılan Nuh, Ad, Semud ve Lût kavimlerinin sapkınlıklarını da onaylamamaktadır. Bu nedenle Hıristiyanlık aleminin müstaz’afları, dini samimiyet ve hassasiyetlerini koruyan vicdanlı kesimleriyle küresel sömürü, ülkelerin yeraltı ve yerüstü zenginliklerine yönelik yağma ve talan, emperyalizmin bu amaçla halklar arasına soktuğu fitne-fesat, iç savaşlar vb. küresel ifsada karşı dayanışma ve işbirliği mümkündür; elbette onlar istedikleri takdirde.

Küresel sistem, Hıristiyanlığın da aynı şekilde içini boşaltmış ve onu salt bir kültürel kimlik durumuna indirgemiştir. Oysa Hz. İsa, mevcut İncil’den net bir şekilde tespiti mümkündür ki kendi zamanında dinin bu derece içinin boşaltılmasına ve dinin küresel ifsat, yağma ve istismara alet edilmesine başkaldırmıştır. Onun için haça gerilme cezasına çarptırılmıştır. Bu durumda haç aslına bakılırsa bu küresel ifsat ve yağmaya, kutsalların bunun için istismarına karşı bir kıyam anlamını taşımaktadır. Ancak bugün o, resmi ve yaygın anlayışta asla böyle bir anlam ifade etmiyor. Son derece marjinal çevrelerde bu konuda sahih ipuçları bulunabilir. Fakat dediğim gibi genel durum bu. Ayrıca Hıristiyanlıkta Paskalya Bayramı gibi eldeki İncil’in esaslarına taalluk etmeyen ve çoğunlukla kökeni Hıristiyanlık öncesi putperestlik dönemlerine giden pek çok gelenek söz konusudur. Bu anlamda Hilal ve Haç, savaşan iki ordunun birini diğerinden ayırt etmeye yarayan birer bayrak, amblem veya flama olmaktan öteye gitmemektedir ki dinin kimlik haline gelmesi dediğimiz olay budur.

Konuya bu açıdan baktığımızda günümüzde Dinler-arası diyalog yolunda atılan adımlar insanlığın baş belası bu din sahtekarlığını gizleyen bir kılıf, bir perde olmaktan öteye gitmiyor. Bugün Ilımlı İslam projesinin açtığı yoldan yararlanarak Ekümenik olmaya çalışan Rum Fener Patriği, Ekümenik olmakla kazandığı etkinlik sayesinde Mesih İsa’nın İncil’de deklare edilen hangi esas ve ilkesini hayata geçirecektir? Gerek Vatikan gerek Patrikhane ve gerekse Protestan Kilisesi bugüne kadar dünya üzerindeki hangi yağma, talan ve kirli savaşın, emperyalizmin ve sömürünün karşısında durmuştur? Bugünkü durum, şeytanın camiye de kiliseye de havraya da taht kurmuş olmasından başka bir şey değildir. Bugün artık halkların ayağa kalkmasına, şeytanın tahtını alıp başına geçirerek, mabetleri şeytandan temizleyecek, aslına ve özüne dönmüş inkılabi dini hareketlere ihtiyaç var. İnsanlığın gidecek başka kapısı yok.

Ali Bal – akilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s