Dominique Méda / Yorum-Analiz / İktibaslar

Emeğe Dayalı Toplumların Paradoksu

emeğe-dayalı-toplumlarİşin bizim üzerimizde uyguladığı kısıtlama ve baskının gevşemesi nihayet mümkün görünüyor. Ama bu evrime uzun bir gözyaşları zinciri eşlik ediyor. “Kârlı” iş alanları sayısını artırmak için mucizevi çözümler bekleniyor. Tüm toplum da yalvarıp yakararak daima daha fazla iş beklentisi içinde.

Emeğe Dayalı Toplumların Günümüzdeki Paradoksu

Sanayileşmiş toplumların içinde bulundukları durum son derece paradoksal gözükmektedir. Emeğin üretkenliği bir yüzyıldan beri, özellikle de 1950′li yıllardan beri son derece arttı. Giderek daha az insan emeği kullanarak, giderek daha çok üretebilecek durumdayız. İşin bizim üzerimizde uyguladığı kısıtlama ve baskının gevşemesi nihayet mümkün görünüyor. Ama bu evrime uzun bir gözyaşları zinciri eşlik ediyor. “Kârlı” iş alanları sayısını artırmak için mucizevi çözümler bekleniyor. Tüm toplum da yalvarıp yakararak daima daha fazla iş beklentisi içinde.

Ekonomik ve toplumsal politikalar bile yirmi yıldan beri (büyümenin yavaşladığından beri) istihdamı kurtarmayı hedefliyor: Büyümeyi yeniden başlatmayı hedefleyen makroekonomik stratejiler, işletmelere çeşitli yardımlar, toplumsal ödeneklerden muaf tutulma, emek pazarını “akışkanlaştırmak”la görevli kurumların güçlendirilmesi, personel eğitimini geliştirme yönündeki çabalar… çok şey yapıldı. Günümüzde bazı ekonomi uzmanları ya da politikacıların istihdamı öncelik olarak almadığı, büyük makroekonomik dengeleri koruma isteğinin, Alman şansölyesi Schmidt’in ünlü deyişine -”Günümüzün yatırımları yarının istihdamıdır”- uygun olarak, son çözümlemede istihdamı artırmaya yönelik olduğu da açık.

1950′li yıllardan beri üretkenliğin kütlesel artışı karşısında tüm Batılı ülkelerin tepkisi iki yönlü olmuştu: Öncelikle, üretkenlik artışının işe yaramaz kıldığı insan emeğini, geçmişin kategorileriyle, özellikle işsizlik kategorisiyle kavramaya devam ederek önemli bir toplumsal kötülük unsuru olarak görüp, buna bağlı olarak da ne pahasına olursa olsun istihdam yaratmak için imkanlarını seferber ettiler.

Bu, hükümetlerimizin ve toplumlarımızın işsizliği son derece ciddi bir toplumsal kötülük olarak, toplumu kemiren ve işsizliğe maruz kalan bireyleri çok uzun zamandan beri suça ve toplumları da öngörülemez tepkilere yönelten bir kanser olarak kabul etmeleri olgusuyla açıklanır. İşsizlik, Hitler’in iktidara gelmesinin nedenlerinden biridir, toplumsal isyandır, anormalliktir…

Tüm bunlar iyi bilinmektedir. Ama en iyi bilinen şey, içinde yaşadığımız ve artık göremediğimiz gündelik gerçekliktir. Oysa yaşananlara eğer biraz mesafeli bakarsak, üretkenlikteki bu artışı saptamak ve toplumsal yapıları buna uyumlu kılmak yerine, yabancılaşmanın doruğu (“yaşamı kazanmak için yaşamı yitirmek”) olarak 1970′lerin gözler önüne serdiği şeyi -çalışmayı- korumaya uğraştığımızı görmenin tuhaflığına ikna oluruz. Derin özlemlerimiz ile bu özlemlere verilen politik ve toplumsal cevaplar arasındaki bu farklılığın bizi düşünmeye yöneltmesi gerekir.

Dominique Méda

iktisadiaklinelestirisi.blogspot.com.tr

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s