Isnam Taljic / Yakın Tarih / İktibaslar

Üzeri Açık Bir Kabre Benziyor Srebrenitsa

srebrenitsa-katliamıSrebrenitsa; Batı uygarlığının ve BM’nin tarihin çöplüğüne gömüldüğü şehir. Birleşmiş Milletler tarafından Güvenli Bölge ilan edilen Srebrenitsa’da 11 Temmuz 1995’te binlerce insan, BM’nin ve tüm dünyanın gözü önünde Sırplar tarafından katledildi ve yaşadığı yerleri terk etmeye zorlandı. Üstelik Sırp askerlerin konvoyunun benzini Hollandalı askerler tarafından karşılanmıştı. Geriye insanlık tarihinin en büyük utanç tablolarından biri kaldı…

Srebrenitsa’nın Öyküsü

Sonra, parmağıma iyice gömülmüş olan alyansımı çıkarmak istiyorum. Çıkmıyor. Alyansla Sırpların eline düşmek istemem. Alyansımı çıkarmak için, parmağımı kesmeye kalkarlar. Alyansımı çıkarabilmek için aklıma gelen her türlü yöntemi deniyorum. Olmuyor. Oysa o kadar da zayıfım ki… Kuru bir dal gibiyim. İskeletim bedenimden çıkıp bana dışarıdan baksa, sarkan derilerimin görüntüsünden ürkebilirdi.

Umarım ölüm bu alyansın maltına gizlenmemiştir. Bu yüzük gelinimin, benim, ihanetin ve güvenin sembolüydü.

Herkesin ölümü bir nişan yüzüğünün altında saklı olabilir. Bu yüzük, hiç evlenemediğim, mazideki genç kız, nişanlım Tenzile Mühürdar’ın yüzüğüydü. [s. 17]

Sağır zamanların, sağır sürecini yaşıyoruz.  Acaba hava aydınlanacak mı?

Tarihe geçen bu şehrin dördüncü ve son ölümünün başlangıcı böyle mi olacak?

Srebrenitsa, tüm zamanlarda böyle mi ölmüştü? [s. 18]

Ve işte saldırıyorlar.

Her yer yanıyor. Bugüne kadar görülmemiş bir saldırı altındayız.

Karşılık vermemize izin verilmedi.

Bizden habersiz bir şekilde bazı sözleşmeler, anlaşmalar yapılıyor. Yapılan bu anlaşmaların yararımıza olmadığını düşünüyoruz. Birleşmiş Milletler Barış Gücü’ne bağlı Hollanda birliğinin komutanı, NATO uçaklarının müdahalede bulunacağını öne sürerek geri çekilmemizi istiyor.

Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün Hollandalı komutanının sözlerinin iyi niyet taşıdığına inandık. Siperlerimizi terk ettik. Beş yüz metre kadar geri çekildik. Ancak NATO uçakları gelmedi. Havadan müdahale yapılmadı.

[…]

Her yönden saldırıyorlar. Her yer ateş altında. Saldırı o denli şiddetlendi ki, havanın karardığını dahi fark edemedik. Bombardımanlar nedeniyle ortalığı saran yoğun duman, gün ışığını örtmüştü. Geceye geçişi de bu nedenlerle göremedik. Fark edebildiğimiz tek şey, topraktan yükselen yanık kokusuydu. [s. 23]

Srebrenitsa bugünlerde üstü açık mezara benziyor.

Daha önceleri böyle bir benzetmeyi yapmamıştım. Gerçek mi derseniz, evet gerçek. İnsanlık için tek gerçek olan ölüm kadar gerçek.

[…]

Baharın gelmesine az kaldı. Uyandırılan sabahlar güzel aydınlıklar umuyor. Fakat şimdilerde Srebrenitsa sadece kendisine benziyor. Yani üzeri açık bir kabre.

[…]

Bu gece de bir Srebrenitsa var. Geçtiğimiz dönemlerde var olan üç şehrin en küçüğü.

Bu Srebrenitsa yeni milenyumları görecek mi? Sabahı karşılayabilecek mi?

Bundan sonra, daha önceleri var olan üç Srebrenitsa’nın nasıl yok olduğu sorusu sorulmayacak.

Son Srebrenitsa dünyanın gözleri önünde can veriyor. [s. 47-48]

Boyum iki metreden iki santim kısaydı. Ağırlığım ise 105 kiloydu. Bosna’da olduğum zamanlar 130 kiloluk ağırlığı kaldırabilecek güce sahiptim. Tren Tomska’da durduktan bir iki gün sonra biraz olsun kendime geldiğimde, iç organlarım ve üzerimde lime lime olmuş haldeki kıyafetlerimle birlikte ağırlığımın elli kiloya düştüğünü gördüm. Boyum da beş santim kısalmıştı.

Etrafımdakilerin hepsi iyi beslenememiş çocuklara benziyordu. Oysa bu askerler hayatlarının en güzel yaşlarındaydılar.

[…]

Bu coğrafyada edindiğimiz tek bilgi Tomska’nın çok soğuk bir yer olduğuydu. Buna bağlı olarak, buradan daha doğuda yer alan kesimlerin daha da serin olabileceğini tahmin ediyorduk. Müslümanlar çok soğukta yaşamayı sevmezdi. Bunu Bosna’dan biliyorduk. Dünyada, üzerine kar yağan minareler sadece Bosna’da bulunurdu. [s. 55]

 …

Artık ölüler geceleri gömülüyor. Çünkü uzun zamandır ölüleri gömme işleri kolaylıkla yapılamaz hale geldi. Her cenaze töreni sırasında üzerimize ateş açıyor, bomba yağdırıyorlar. Mezara koyulan beden daha üzerine toprak dökülmeden havanların şiddetinden dökülen toprakla örtülüyor, cenazede bulunanlar aceleyle mezarın içini toprakla doldurup dağılıyorlardı. Hayretler içindeydim. İnsanların niçin bu kadar korktuklarını anlayamıyordum.

Bazıları bunun nedenini iyi biliyordu. [s. 71]

Serbest bölge olan Srebrenitsa’da nefes darlığı kol geziyor. İnsanlar toplu halde çıldırarak ve nefessiz kalıp boğularak ölüyorlar. [s. 89]

Üstlerinde başlarında bir şey yoktu. Yalınayaklardı. Güzel boşnak halkı. Yüzleri abdestle temizlenmiş insanlar. Şalvarları parçalanmış, ayaklarında lastik ayakkabıları bile olmayan kadınlar. Çetniklerin önünden kaçarken, koşmaya gücü yetmeyen çocuklarını da yitirmişlerdi. Çocuklarını göğüslerine basmış halde kaçarlarken, bebeleri yolun sonlarında donarak can vermişti.

Boşnak halkın canları ve ayakları çıplak kalmış. Çok zayıf, çok öldürülmüş, çok yaralılar… [s .113]

[…]

Ölenler, Argentaria’da ölenlerden daha büyük güçlükler içinde ölüyorlardı. Binlerce, binlerce insan vardı. Yirmi beş bin kişilik fazlalık. Ayakta kalabilmiş olan çatı altları bile onlara yetmiyordu. Cadde kenarlarında ateşler yakarak, bu ateşlerin kendilerini ısıtabileceği yanılgısına düşüyorlardı. Bazılarının yere yığıldığı görülürdü. İlk bakıldığında rüyadayken dengelerini kaybedip düştükleri sanılabilirdi. Ancak öyle değildi. Yorgunlukları dayanılmaz soğuk altında cılız alevlerin başında ayakta ısınmaya çalışırken, soğuktan ölüyorlar.

Srebrenitsa yanıyor. Her metrekareden alevler yükseliyor. Küçük gruplar halinde yanan ateşlere yukarıdan bakıldığında bunlar kocaman alevler gibi görünür. Hatta uçaklara yön veren aydınlatıcı olarak düşünülebilir. Drina’nın öbür yakasındakiler ise bombaları yağdırıyor. Bombalar, Srebrenitsa’da büyük ateşleri alevlendiriyor. [s. 114]

Dünyanın, uzun zamandır Srebrenitsa laboratuvarında bilirkişi olan Sırplara yardım ettiği apaçık ortadaydı. Oysa savaşı durdurmak için bin bir çeşit imkân bulabilirlerdi. En azından Çetnik vahşetini durdurabilirlerdi. Veya eğer gerçekten bu bir savaşsa sadece Sırpların kullanma imkânı olan silahları bize de ulaştırabilirlerdi. Eski Yugoslavya ordusunun silahlanması için her birimizin boğazından bir lokma eksiltilmişti. Şimdi bu silahları sadece Sırplar kullanıyordu. Bu da yapılamıyorsa, karanlık gökyüzünden atma deneyi yerine, hiç olmazsa insani bir şekilde yiyecek ulaşımı sağlanabilirdi. [s. 125]

[…]

Bu ses en uzak tepelerde yankılandı.

Tepenin zirvesine ulaşmak için sadece otuz metre kalmıştı.

“Tekbir!”

Yaşadığım sürece insanoğlundan bu denli güçlü ses çıkabileceğini düşünmemiştim. Sesler, bölük komutanı Feriz’in gür sesinden üç kez daha gür çıkmıştı.

“Allahu Ekber!”

Tekbiri getirenler sadece elli kişi değildi. Etrafımızı kuşatan ormanlar da bizimle birlikte tekbir getirmişti. Yankılanıp duruyordu.

Şimdi Çetniklerin top ateşlerinden ve tanklarından çıkan gümbürtüler tekbir seslerinin karşısında anlamını yitirmişti.

Saçlarım diken diken olmuştu.

Hiç bu kadar canlı olmamıştım.

“Allahu Ekber!”

Aramızda kalan Srebrenitsa kabrinden tekbir sesleri yükseldi.

Bu kadar güçlü ses sadece elli kişinin gırtlağından çıkmış olamazdı. [s. 130]

[…]

Isnam Taljic, Srebrenitsa’nın Öyküsü, Çev: Münire Acim Coşkun, Profil Yayıncılık, 2013

seheriz.tumblr.com

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s