Atilla Fikri Ergun / Yazarlar / Yorum-Analiz

Utanması Gereken Kim?

köşe0-atillafikriergunHer şeyden önce özgüven sorununu aşmamız gerek, modern dünya-modern düşünce karşısında mahcubiyet duygusuna kapılmamızı gerektirecek herhangi bir durum yok. Bilakis İslam’ı modern düşünceye uyarlamaya çalışanlar onun direniş noktalarını zayıflatıyorlar, mahcubiyet duygusuna kapılacak, utanacak olan birileri varsa o da modernize olanlar. 

İslam Dünyası’nın son üç yüz yıldır ortaya koyduğu görüntü son derece kötü. İşgaller, kıyımlar, mezhep çatışmaları, dışa bağımlı siyaset, ekonomik sömürü ve kültürel yozlaşma İslam coğrafyasının gerçeği. Her ne kadar süreç içinde meseleye dair uzun uzadıya kafa yoran âlimler, mütefekkirler, münevverler olsa da, ortaya konulan çözüm önerilerinin tam anlamıyla pratiğe yansıdığı söylenemez. Bu bakımdan kendimizi sürekli bir biçimde sorgulamamız, sorunların tespitine ve çözümüne ilişkin farklı ve fakat aynı zamanda ayakları yere sağlam basan yaklaşımlarda bulunmak için daha fazla çaba sarf etmemiz gerekiyor.

Kendi içimizde can yakıcı sorular sormamız ve bu soruların cevabını eğip bükmeden vererek Hakikat’le yüzleşmemiz gerekiyor; sorunların tespiti ve çözümü açısından en sağlıklı yol bu. Uzun zamandır ruhun kaybolduğu yerde cesetle, muhtevanın kaybolduğu yerde kabukla, anlamın kaybolduğu yerde lafızla, ahlâkın kaybolduğu yerde siyaset ve ideolojiyle uğraşıyoruz, sonra da topluca Allah’tan yardım bekliyoruz, neden yardım etsin?

Her yönden güçsüz düşen İslam Dünyası’na dışarıdan ihraç edilen, İslam’ı sekülerize etmeyi, böylece Batılı siyasî ve ekonomik modellerin iyice kök salmasını sağlamayı amaçlayan modernizm paketleri, mevcut sorunları daha da içinden çıkılmaz bir hale getirdi. Eksen kaymasına uğrayan modernist akıl, sorunların çözümünü Batılı felsefelerde, ideolojilerde buldu. Kuşkusuz bu yaklaşım, mağlupların galipleri taklit etmelerine ilişkin en çarpıcı örnek.

Küresel kapitalizm insanlık için büyük tehdit, peki, kapitalizme karşı çıkan Müslüman’ın sistemi ihdas eden Batılı kafaya niçin itirazı yok, niçin itirazını aynı felsefî-kültürel evrende üretilmiş karşı tezlerle gerçekleştiriyor ve vahyi modern disiplinler doğrultusunda yorumluyor, İslam Dünyası’nın ilmî-felsefî birikimini, İslam kültürünü ve düşünce geleneğini yetersiz bulduğu için mi?

Hâlbuki kapitalizme karşı koyabilmek için önce modern düşünceden kurtulmak gerekiyor, karşı ideolojiler bir yandan işi düzeltmeye çalışırken öte yandan bize Batı’nın bir başka hastalıklı yanını empoze ederek dengeyi bozuyor. İdeolojiler Batı’nın siyasî, sosyal, ekonomik ve kültürel bunalımının ürünü çünkü, Cemil Meriç’in dediği gibi, hepsi birer deli gömleği.

“Yarına Allah Kerim” diyen kültürü-geleneği dışlayan modernist Mü’min, stok yapmadan, biriktirmeden, buzdolabına tıkıp tıkıştırmadan günlük yaşamak gerektiğini Marks’tan hareketle anlatmaya kalkıştığında tam anlamıyla bir garabet çıkıyor ortaya. Hüseyin Alan’ın Kapitalizmi eleştirirken başlıklı bir önceki yazıya yaptığı yorumda sorduğu soru, üzerinde düşünmeye değer: İslam şayet başka bir yaşam tarzı, başka bir hayat modeli ise, toplumu, kenti, sosyal yapıyı, siyaseti ve ekonomiyi başka bir paradigma ile kuracaksa, bu takdirde temel açıklama paradigması hangi değere dayanacaktır? Liberalizme, kapitalizme karşı olarak Marksist söylemle, anti-kapitalist açıklama biçimiyle İslam’ı tanımlamak, insanların ilgisini neden çeksin?

Buna ilaveten şunu da sormamız gerekir: Kapitalizme karşı koymak adına karşı ideolojileri sahiplenip Batı’yı tam ters noktadan tekrar tekrar üreten modern Müslüman zihin şimdiye kadar hangi derde deva oldu, hangi soruna çözüm üretti? Cemaate “komün”, ibadete “ritüel”, vahye “felsefe”, gayba “metafizik” deyince sorunu çözdü mü, yoksa dinî bakış açısını dumura uğratıp sapmayı daha da derinleştirdi mi?

Her şeyden önce özgüven sorununu aşmamız gerek, modern dünya-modern düşünce karşısında mahcubiyet duygusuna kapılmamızı gerektirecek herhangi bir durum yok. Bilakis İslam’ı modern düşünceye uyarlamaya çalışanlar onun direniş noktalarını zayıflatıyorlar, mahcubiyet duygusuna kapılacak, utanacak olan birileri varsa o da modernize olanlar. Modern düşünce yoldan çıkmışsa niçin kendimizi onun karşısında mahcup hissedelim, bize ne?!

İslam’ın direnişçi yüzünü en yalın haliyle Filistin’de görüyoruz, eğer sahip oldukları inanç, düşünce ve dünya görüşü itibariyle modernize olsalardı uzlaşmanın bin bir türlü yolunu arayacaklardı, oysa 48’den bu yana direniyorlar, Kur’an onlara böyle emrettiği, Hz. Peygamber’in örnekliği böyle gerektirdiği için. Dünya geneline bakın, niçin modernize olup da direnen Müslüman yok?

Kesin olan şu ki, kapitalizme karşı verilen tepkinin dindar kesimlerde karşılık bulmaması önceliklerin farklı olduğunu gösterdi. Müslüman halk, ekonomi-politiği temel hareket noktası olarak kabul etmedi, -2002 itibariyle- 80 yıllık siyasî hesaplaşmaya ve din-dindarlık üzerindeki baskıyı kırmaya odaklandı. Kapitalizm eleştirilerini bu iki boyutla birlikte dile getirmek yerine ekonomi-politik düzlemde sadece iktidara yüklenen yaklaşım, dindar kesimlerden beklediği desteği alamadı, alamayacak.

Kapitalist zihniyet, istisnasız her yeri, her yapıyı, her değeri kâr sağlama aracı olarak kullanabilir. Cami minarelerine baz istasyonu yerleştirmek, Allah’ın mescidlerini ticarî açıdan kullanmanın bir başka şekli kuşkusuz. Peki, niçin eylemler düzenlenip karşı çıkılmıyor, Ramazan’da portakallı Pekin ördeği yiyenlere karşı çıkanlar niçin tepkisiz?

Hâlbuki Ankara’da Sokullu Mehmet Paşa Camii’nin avlusuna kurulan ATM geleneksel camii cemaatinin tepkisiyle kaldırılmıştı, camideki adamı “düzenin kulu” olarak gören “eleştirel aklın” dışarıdan sözle düzeltebileceği ne var? Geçmişte asılsız tefsir ve te’villerle camiye giden adamı camiden soğutan zihniyet ıslah imkânını yok etti.

Radikalizm cemaat dışında kalarak otuz senedir camilerde “bid’at” dediği uygulamalardan hangisini düzeltebildi? Islah yerine tekfiri önceleyen metodoloji iflas etti, camideki adam onu tekfir edenleri hemen her alanda saf dışı bıraktı. “Cami imamlarına Papaz ya da Haham diyebilirsiniz” diyen zihniyet ise her ay aynı devletten geçmişteki hizmetlerinin karşılığı olarak emekli maaşı almaya devam ediyor.

Modernist akıl tarihi, kültürü, geleneği bir bütün halinde çöpe atarken, bunun Müslüman halkla kendi arasında nasıl bir uçurum meydana getirdiğini göremedi. Örnek vermek gerekirse, Salavat’ın içini doldurup nasıl amele dönüştürüleceğini anlatmak yerine onu toptan gereksiz bulan modernist mealci zihin, bu toprakların insanıyla kendi arasında nasıl bir bağ kurabilir, onun üzerinde ne tür bir olumlu etki bırakabilir? Camideki adam modernist zihne hep şüphe ile baka geldi ki, son derece haklı.

Müslüman halkın tüm değerlerini hedef alan amma ve lakin Batı terörüne ve İsrail’e karşı tek sözü olmayan modernist “aydın”a ne demeli? Onun için yapılabilecek en doğru tanımlama ‘sömürgeci aydın’dan başkası değil.

Halka tepeden bakan, onu eğitmeye, “adam etmeye” yönelik yaklaşımlar başarısızlığa mahkûm. Kaldı ki, iddia edildiğinin aksine Müslüman halk, kendi dinini ona din öğretmeye kalkışanlardan daha iyi biliyor, halkın din anlayışının yoğun eleştiri konusu olması okumuş-yazmışların kafasındaki şablona uymadığından. İlmihal bilgisi, Batı menşeli “yeni” ve “bilimsel” yorumların yanında tartışmasız daha güvenilir. Sorun bilgiyi pratiğe dökmekte ve bu da her şeyden önce nefs kaynaklı bir problem.

Çelişkilerle devam edelim; kapitalizmin iftar talanıyla anti-kapitalizmin iftar talanı arasında ne fark var, Ramazan, oruç, iftar vs. her iki yerde de reklama kurban. Reklam demişken, gün içinde binlerce reklamla tüketime teşvik edilen insanlar zihinsel açıdan sağlıklı mı? Televizyon zihinleri blokaj altına almak için kullanılan bir araç, bunda şüphe yok, peki, varlıklarını sürdürebilmek için reklam alan mütedeyyin kanallar sonuçta neye hizmet ediyorlar, yıktıkları yaptıklarından fazla değil mi? Elbette bu da muhafazakâr modernleşmenin yaşadığı sorunlardan biri.

Batılı felsefelerin, ideolojilerin etkisi altındaki modernist akıl işi “İslam’ın eşcinselliğe itirazı yok” demeye kadar vardırdı. İslam’ın eşcinselliğe itirazı olmadığını söyleyen “akıl”, Müslümanları kötülemek için son bir gayretle mut’a nikâhlı evlerdeki tehlikeden söz edip ortalığı velveleye vermişti, aynı “akıl” İslam’da evlilik dışı cinselliğin haram olduğunu da söylemişti, eşcinselliğe itirazı olmayan ama evlilik dışı cinselliğe haram diyen mezhebin sâliki, eşcinsel evliliğe de cevaz verir mi, izah etmeli.

Söz konusu “açılım”, en iyimser yaklaşımla her kesimden taraftar toplama amacına matuf bir yaklaşımın ürünü olarak nitelendirilebilir. Birincisi, itici, saldırgan söylem ve yaklaşımlarla eşcinsellerin durumunu daha da kötüleştirmek ne kadar yanlışsa İslam’ın eşcinselliğe itirazı olmadığını söylemek de bir o kadar yanlış. İkincisi, herkesi memnun etmeye memur değiliz, öyle olsaydı kendimizi inkâr etmemiz gerekirdi. Üçüncüsü, taraftar toplama arzusu fikir adamına yakışmayan bir davranış, başarıyı kalabalıkta bulmak politikacıların işi, fikir adamının değil.

Bu noktada usûlsüzlük sorunu için küçük bir parantez açmakta yarar var; Kur’an’dan kafasına göre hüküm çıkaran kimse, o çıkardığı hükme göre amel edebilir ve bu, bizi bağlamaz. Ancak bunu yapan kimse, başkasına “Siz de böyle yapacaksınız” deyip dayatamaz, dayatmaya kalkıştığında Kitab ve Sünnet’in ardından İcma devreye girer ve onu saf dışı bırakır.

Söz konusu zihniyetin kendine çekidüzen vermesini beklemek elbette safdillik olur, zira aklı aslî konumunun dışına çıkaran ve onu istisnasız her şeyi kavramaya muktedir gören modern düşünceyle birlikte “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” anlayışından kopup “Hiç kimse bana bir şey öğretmeye kalkışamaz” anlayışına demir atmış bulunuyoruz. Kültürümüze, düşünce geleneğimize, ilmî-felsefî mirasımıza sahip çıkmamız, usûl bilgisinin önemine vurgu yapmamız bu yüzden.

Cevaplanması gereken en önemli soru şu; “Yüzümü kara çıkarmayın” demişti Hz. Peygamber, verdiğimiz fiilî cevap ne oldu? Her kim ya da her ne olursa olsun, kendini Müslüman olarak tanımlayan herkesin bu sorunun cevabını dürüstçe vermesi gerek. Gerçi cevap verecek yüzümüz kaldı mı, o da ayrı bir mesele.

Muhammed İkbal haklı, “Bizim İslam’a yapacağımız en büyük iyilik, dünyaya İslam’ı bizim temsil etmediğimizi ilan etmektir.”

Atilla Fikri Ergun – akilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s