Ali Bal / Din / Emeği Geçen Yazarlar

Kur’an ve Ramazan

köşe8-alibalKur’an, ihtiva ettiği esaslara teslim olunması için indirilmiştir, Mü’min o havuza girecek, döneklikten, kaypaklıktan, yamukluktan, hainlikten, mala, şöhrete, benliğe-bencilliğe, makama-mevkiye, şehvete tapıcılıktan, hurafelerden, gafletten, cehalet ve dalaletten, hulâsa şeytanın pisliklerinden o havuzda arınacaktır. O havuzda yunmak ve arınmak sureti ile akıl ve kalp gözü açılacaktır.

Yüce Rabbimizin izni keremi ile bir Ramazan’ı daha idrak ediyoruz. Bilindiği gibi Ramazan, kendisinde insanlar için bir hidayet rehberi ve hakkı batıldan ayırt edecek belgeleri ihtiva eden Kur’an’ın indirildiği aydır (Bakara/185). Bu ayda oruç tutmaktayız. Öyleyse biz bu Ramazan orucunu Kur’an’ın inişi ile ilgili bir mesele olarak düşünmek zorundayız. Yüce Rabbimiz Ramazan ayında oruç tutmamızı emretmekle bize Kur’an’ın Allah katından insanlık alemine indirilişine atfettiği ehemmiyeti anlatmak istemektedir.

Kur’an, insanlığı -Ad, Semûd, Lût ve diğer azgın kavimlerin örneğinde görüldüğü gibi- hayvani bir yaşam tarzının pençesinden kurtarmak istiyor ki bu da ancak Kur’an’la mümkündür. Mü’min bunu anlayan ve buna iman eden insandır. Kur’an bu dünyanın tüm mustaz’aflarını Firavunlara ve Nemrutlara kulluk-kölelik etmekten kurtarmak, kadını cinsel meta, erkeği de hayvani dürtülerinin esiri olmaktan kurtarmak, genel olarak tüm insanlığı faiz, hırsızlık, yolsuzluk, içki, kumar, uyuşturucu ve fuhşun pençesinden kurtararak insan olmanın ulvi mertebelerine yüceltmek istemektedir.

Gökleri ve yeri Allah’ın ayetleri olarak anlamlandıran insan, kendi varlığının anlamını da bu bütünlük içerisinde anlayacaktır. Yeryüzünün insanlar için bir cennet olmasının tek yolu pozitif insanın inşasıdır ve bunun yegâne yolu da Kur’an’ın insan hayatına tatbik edilmesidir. Mü’min bunu anladığında gerçek anlamda Kur’an’a iman etmiş ve hidayete ulaşmış olacaktır.

İki türlü hurafe vardır. Birincisi, kadim zamanlardan beri süregelen ve İslam adı altında putperest toplumların kültürlerinden İslam kanalına sızan şirk unsurlarıdır. İkincisi ise modern çağda ortaya çıkan, aklı ve bilimi vahyin karşısına oturtan seküler modernitedir. Türkiye ile birlikte İslam coğrafyasının birçok yerinde İslam’ı modern zamanların egemen ideolojilerine indirgeme çabaları sapmanın gelip dayandığı son noktayı göstermektedir. Hiç şüphesiz bu, kanserden de beter bir illet.

Bugün Müslüman mahallede bazıları Kur’an adına, gaflet içerisinde önünde secde ettiği tüm cahili/beşeri disiplinlere vahiy payesi vermekte, Kur’an’ın içini boşalttığı, beşeri/cahili çevrelerden, Aydınlanmacılardan, İslam karşıtı seçkincilerden “aferin” aldığı ölçüde kendini “Kur’anî” addetmektedir.

Gaflet ve dalaletin geldiği boyutlara baktığımızda, Bakara Suresi 185. Ayette verilmek istenen mesajın ehemmiyetini daha iyi anlıyoruz. Anlıyoruz ki dünya semasında güneş ne ise insanlık aleminde Kur’an odur. Dünya semasında güneşe oranla yıldızların dünyayı aydınlatma imkanı ne ise beşeri/cahili disiplinlerin insanlığı aydınlatma imkanı da odur. Mü’min, akıl ve kalp gözü ile bunu anlayan ve aşkla ona bağlanan insandır. Kur’an’ın bize tanıttığı Müslüman, referansları vahiy olmayan, dolayısıyla insanlığa rehberlik yapma liyakatine sahip olmayan insanların, hareketlerin, ideolojilerin, sistemlerin vs. kuyrukçusu olmaz, olamaz.

Böyleleri kendilerine “Yeryüzünde fesat çıkarmayın” dendiğinde, “Biz fesat çıkarmıyoruz, aksine ıslah ediyoruz” diyorlar, bu aşina olduğumuz bir cevap (Bakara/11). Kur’an’ın bize tanıttığı Mü’min, sözü edilen kimselerin ıslah eden değil, fesat çıkaran bozguncular olduğunu bilmektedir. Mü’min, Kur’an dışında gerçek tanımaz, Kur’an dışında hidayet bilmez; onu hikmetin zirvesi olarak bilir (Kamer/5). Mü’min bunu böyle anlayan, böyle inanan ve amelini de buna göre tanzim eden insandır. Mü’min, Kur’an’ın hidayeti ile yeryüzünü Ademoğlu için bir barış yurdu kılma yolunda ortaya koyduğu çaba ve ödediği bedel oranında baki olan cennette sonsuza kadar yaşamaya hak sahibi olacaktır.

Kur’an hiç kimsenin onunla alemin üstüne savcı ve hakim kesilmesi, kendisini insanlığın öğretmeni görmesi için indirilmemiştir. O, bir uzmanlık nesnesi veya akademik bir rant kapısı değildir. Kur’an üzerinde uzman olunmaz mı, olunur, olunması da gerekir, ancak Kur’an üzerinde uzman olan Mü’min, onun doğrularına diğer insanlardan daha fazla uymakla, Ehl-i Kitab’ın ruhban ve ahbarı gibi Allah ve Kitap üzerinden kendini insanlar üzerinde rab haline getirmemekle, Allah resullerinin temsil ettiği misyonu fiilen devam ettirmekle, onların yolunda yürümekle yükümlüdür. Böylece onlar tebliğ ve davetin sadık ve sahih örnekleri olmakla mükelleftirler. Bu durumda insanlara düşen de onları dinlemek, onların öğrettiği Kur’anî doğrulara tabi olmaktır (bkz. Nuh/3, Mü’min/38, Al-i İmran 31 vd).

Kur’an, ihtiva ettiği esaslara teslim olunması için indirilmiştir, Mü’min o havuza girecek, döneklikten, kaypaklıktan, yamukluktan, hainlikten, mala, şöhrete, benliğe-bencilliğe, makama-mevkiye, şehvete tapıcılıktan, hurafelerden, gafletten, cehalet ve dalaletten, hulâsa şeytanın pisliklerinden o havuzda arınacaktır. O havuzda yunmak ve arınmak sureti ile akıl ve kalp gözü açılacaktır. Böylece o ve ona uyanlar birlikte insanlığa şahit, orta (bir) ümmet (Bakara/143) olacaklar, Kitab’ı insanlığa getiren o kutlu Nebi gibi alemler için rahmet teşkil edeceklerdir.

Kur’an, okulda öğrencilerin okuduğu ders kitapları gibi senede bir defa okunup sınıfı geçince rafa kaldırılacak bir kitap değildir. O, Mü’minin bir ömür boyu, son nefesine kadar zihnini onunla yenileyip tazeleyeceği bir başucu kitabıdır. Düşünen ve aleme kör bakmayan her insanın yaşadığı sürece her gün zihninde yeni sayfalar açılır. Bu açılan her yeni sayfa, Kur’an’ı da yeniden okuma ihtiyacı hissettirir. Bu suretle Mü’minin yaptığı her okuma, onun hayata bakışına berraklık, feraset, ruhuna ise rikkat kazandırır, kemal katar. İnsan ruhunda vahşeti, barbarlığı, vandallığı yenmenin yolu budur. Yeryüzünde tuğyanı, iç savaşları, bölgesel ve küresel savaşları önlemenin yolu da budur.

“Eğer biz bu Kur’an’ı bir dağa indirseydik, dağ Allah korkusundan parça parça olurdu. İşte biz insanlara böylece misal vermekteyiz. Umulur ki düşünürler.” (Haşr/21). Vahiyden yoksunluğun arzı nasıl bir kan ve ateş deryası haline getirdiğini, dolayısıyla Kur’an’ın insan hayatındaki ehemmiyetini göz önüne aldığımızda, ayetteki uyarının şiddet ve azametini daha iyi anlıyoruz.

“Rabbim! Kavmim bu Kur’an’ı terk edilmiş olarak bıraktı” (Furkan/30) diyen Resul’ün, bu dünyada mazlumların maruz kaldığı acı ve ıstırapları dindirmek, kıyamet günü insanları cehennem ateşinden alıkoymak yolunda ruhunda kopan fırtınaları daha iyi idrak ediyoruz. Zihinlerimizin ve kalplerimizin Kur’anî bir şuurla tezyin olması dileği ile hayırlı Ramazanlar.

Selam ve dua ile…

Ali Bal – akilvefikir.org                                                                                                  

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s