Ömer Yılmaz / Yazarlar / Yorum-Analiz

Geleneksel İslam’ın Yükselişi

köşe7-ömeryılmazİslam Dünyası, laik-seküler kesimin gerçek anlamda üzerinde hiç düşünmediği bir dünya. İster sistem içi ister sistem dışı olsun politik ve toplumsal muhalif hareketler bu ülkede kaybeden taraf olmaya devam edecekler; çünkü onlar yerli değil yabancı olmayı tercih ediyorlar.

Radikal ve Geleneksel İslam düşüncesi iki ayrı koldan yükselişe geçerken, laik-seküler politikacı ve entelektüeller bunun nedenlerini analiz etmek yerine, söz konusu yükselişi izah edebilmek için Batı’da ortaya atılan teorileri esas aldılar. Bu teorileri, doğruluk paylarını tartışmak yerine peşinen doğru kabul ettiler ve bunu ispatlamaya çalıştılar. Onlar Batı’lı fikirlerin alıcısı olmayı sürdürürlerken Radikal ve Geleneksel İslam düşüncesi farklı kollardan yayılmaya devam etti ve güç kazandı.

Temel hata, tarihî ve kültürel açıdan tamamen farklı şartların hüküm sürdüğü Batı’yla İslamî Doğu’yu aynı kefeye koymak oldu. Laik-seküler bakış açısı dinleri tarihsel olarak ele aldığı, farklı tarihî, coğrafî, kültürel, politik, ekonomik ve sosyal şartların ürünü olarak gördüğü halde kendi felsefesinin veya ideolojisinin de aynı şekilde tarihin belli bir döneminde, belli şartlar altında ortaya çıkmış olduğunu göz ardı etti ve aynı şartlar altındaymış gibi davrandı. Herhangi bir gelişmeyi değerlendirirken veya herhangi bir konuda örnek verirken Batı’da yaşanmış tecrübelerden hareket ettiği için yapılan hesaplar ve verilen örnekler doğal olarak bu coğrafyanın tarihî ve toplumsal tecrübeleriyle örtüşmedi.

18-19. Yüzyılda Batı’da meydana gelen gelişmeleri motamot bu coğrafyaya uyarlama ve toplumu sekülerleştirme çabaları sonuç itibariyle başarısız olmuş durumda. Batı’nın ihraç ettiği modernizm paketleri her ne kadar tepeden inme yollarla (yukarıdan aşağıya) yürürlüğe konulsa da, sonuçta halk işine yarayacağını düşündüğü kadarını aldı, gerisini de elinin tersiyle bir kenara itti.

Kemalist laiklik devlet yapısını değiştirdi ve modern ulus-devleti hâkim kıldı. Halk şeklen modernleşti fakat -pratik yansımaları veya sonuçları tartışılır olmakla birlikte- inancına ve kültürüne bağlı kaldı. Özetle Osmanlı’dan bu yana toplumsal düzeydeki Batılılaşma şekilden ibarettir. Yürürlüğe konulan tüm uygulamalara karşın İslamiyet Türkiye’yi terk etmedi, tersine 1946’da çok partili sisteme geçişle birlikte günden güne güçlendi. Gelinen eşikte İslamiyet’i referans alan politik hareketlerin başarılı olduğu görülmektedir. AKP iktidarıyla birlikte modern ulus-devlet yerini modern Müslüman-devlete bırakmış bulunuyor.

İslamcılığın 19. Yüzyıldan bu yana geleneğe bağlı kalarak gerçekleştirdiği dinî düşünceyi yenileme faaliyetinin kısmen de olsa başarıya ulaştığını ve İslam coğrafyasında politik-ideolojik dinî yaklaşımın iyice güçlendiğini de hesaba katarsak, gelecek birkaç on yıl içerisinde Batı’lı ideolojilere veya Batı kökenli felsefelere dayanan laik-seküler hareketlerin daha da zayıflayacağını (etkisini iyice yitireceğini) söyleyebiliriz.

Geleneksel İslam, Türkiye’de radikallere ve modernistlere şans tanımadı; önümüzdeki 10 yılda toplum daha da muhafazakârlaşacak, İslam medeniyetinin ihyasını amaçlayan geleneksel dindarlık algısı iyice oturacak. Bu gelişmeler radikal modernistleri iyice sıkıştırarak çaresiz bırakacağı için, inşa kavramı etrafında örülen modernist reformculuğun din-dindarlık namına kural dışı en uç yaklaşımları dile getirerek daha da marjinalize olması kaçınılmaz görünüyor.

Modernistler, ilerlemeci tarih tezine aldandıkları için Geleneksel İslam’ın işini bitirdiklerini düşünürken sahadan silindiler. Anti-İslamî gelenek de Türkiye’de Geleneksel İslam karşısında yenildi, böylece laik-seküler dünya görüşüne dayalı radikal modernleşme projesi berhava oldu. Gelenekçiler modernleşmenin muhafazakâr tarzda gerçekleşebileceğini kesin olarak ispatladılar, bir yandan kültürü merkez alarak örgütlendiler, öte yandan küresel modernliğin etkili bir parçası haline gelme yolunda epey mesafe katettiler. Ancak giderek düşmanına benzeme potansiyeli taşıdığından küresel modernliğe entegrasyon ilerisi için büyük tehlike oluşturuyor.

Gelinen eşikte Luther’in tarihî, felsefî ve kültürel açıdan bu topraklarda karşılığının olmadığı, AKP iktidarını devirmek adına son çare yeni bir “İslam” icat edip ona sarılmanın da asla sonuç vermeyeceği açıkça görülmüş oldu. Bu yüzden, gelenekten kopuk, eklektik bir yaklaşım olan “İslamî Sol” projesi de başarısızlığa uğradı.

İslam Dünyası, laik-seküler kesimin gerçek anlamda üzerinde hiç düşünmediği bir dünya. İster sistem içi ister sistem dışı olsun politik ve toplumsal muhalif hareketler bu ülkede kaybeden taraf olmaya devam edecekler; çünkü onlar yerli değil yabancı olmayı tercih ediyorlar. Batı’da yaşadıklarını zannettikleri, düşünce, söylem ve pratiklerini de genellikle dışarıdan ithal ettikleri için halkın nazarında kendi kendilerini yabancı ve marjinal duruma düşürüyorlar. Halkın tarihî ve kültürel hafızasını dikkate alan, onun bilinçaltını harekete geçirmeyi hedefleyen basit bir karşı propaganda faaliyeti muhalefetin başarı şansını tamamen sıfırlıyor.

Ekmeleddin İhsanoğlu örneğinde görüldüğü gibi zoraki ekleme ve eklemlenmelerin geleceği yok, muhalefetin paradigmasını kökten değiştirmesi gerekiyor.

Ömer Yılmaz – akilvefikir.org 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s