Bilge Girgin / Emeği Geçen Yazarlar / Yorum-Analiz

Arap Sabunu Üzerinden Bir Medeniyeti Okumak

köşe6-bilgegirginModernizmin küçümsediği pek çok şeyi geri çağırıyor zaman. Kapitalizmin göz alıcı cilası dökülüyor. Doğayla uyumlu zamanların ve yeni bir medeniyetin ayak seslerini duyuyoruz. Ve bu ayak sesleri bize ‘Nişantaşı da bir gün Arap sabunu kokacak’ diyor.

Dünyadaki değişim sadece siyasi alanda değil, kültürel, sosyolojik, psikolojik ve tabiki tüketim alışkanları alanlarında da gerçekleşiyor. Türkiye de bundan nasibini alıyor.

Her medeniyet, kendi şifrelerini de içinde taşır. Mimari yapıları okumak, dönemin siyasal ve sosyal yapısı hakkında bilgi verir. Buna benzer olarak, bir toplumun günlük tüketim alışkanlıkları da söz konusu toplum ile ilgili pek çok bilgiye ve yargıya ulaşmamızı sağlar.

Modernizm ile birlikte geleneksel toplumların yapıları büyük bir değişikliğe uğradı. Bu yapısal ve biçimsel değişiklikler, tüketim alışkanlarını ve insan tekinin kendisi ve etrafındaki her şey ile ilişkisini de yeni bir mecraya taşıdı. Bilimi ve insanı dünyanın merkezine koyan anlayış, insanı, eşref-i mahlukat çizgisinden kopararak bencil, kendinden başka her şeyi küçümseyen, tahribatçı bir varoluşa sürükledi.

Modernizmi büyük bir coşkuyla benimseyen, kadim kültür ve alışkanlıklardan ayrılmayı gelişme olarak gören ilerlemeciler, ‘başka ve daha uygar bir dünyanın’ kurulduğu söylemini öne çıkardılar. Bunu görmek için çok da geriye gitmeye gerek yok. Türkiye’nin 15 yıl evveline bile baktığınızda bu çığırtkan ses kolayca duyulabilir.

Modernizmin çepeçevre kuşatıcı saldırısına karşı, fikir ve değer dünyasının muhafaza edilme gayretine düşüldü. Günlük hayatta, çok net ve ayırıcı bir biçimde gözlenen daha güçlü bir dirence de şahitlik edebilirdik belki, eğer toplumu hikmetten ayırmaya yönelik, devlet cebri olmasaydı.

Medyanın da işin içine dahil olmasıyla, modern hayat miti, ölümüne doğru hızla büyüyen obez bir ahtapota dönüştü. Şimdi ise, yoga örneğinde olduğu gibi dini ve geleneksel pratikleri sekülerleştirip derdine derman arıyor. O da yetmezse, hemen Mevlana alıntıları giriyor devreye. Kadim hikmetin denge anlayışı zihinlerde yer bulamaz ve ‘piyasa’da iş yapmaz olunca etki-tepki ilişkisi de ifrat ve tefritten öteye geçemedi. Hiçbir iktidar bizi abad etmedi, hiçbir muhalefet derdimize derman olmadı.

Yüzyıllarca öve öve bitiremedikleri ‘ilerleme’nin yarattığı tahribatı büyülü bir şekilde ortadan kaldırması beklenen, bilhassa son on, on beş yıldır, kuyruklarından inmedikleri batıda beliren, kabaca ilerleme karşıtı hareketler olarak genellenebilecek muhalif bakış açısını ithal eden, insan topluluğu ile karşı karşıyayız. Cevval hayvan ve doğa hakları savunucuları, en pahalı organik ürünleri tüketmeye namzetler…

Kimyasal parfüm kokusu memleketin dört köşesine erişen çevreye duyarlı (!) ablalardan, hayvanlar üzerinde test edilmiş, ne olduğunu bilmediği tonlarca kimyasal içerikli kozmetikleri bedenine süren, hayvan hakları konusunda aslan parçası kesilenlerden geçilmiyor ortalık. Çok yakın bir zamana kadar bilimin kutsallığı konusunda ortaya koydukları ifratı bu defa da (üstelik tutarsızca), çevre ve hayvan hakları konusunda ortaya koyduklarına şahit oluyoruz. Malum, beraber yaşadığı canlılarla dengeli ve uyumlu bir ilişki ortaya koyamayanlar, ya sonsuz bir nefretin veya büyük bir mistifikasyonun peşine düşüyor.

Neopagan çağda, biz de hep beraber bu dengesiz çevre ve hayvan hakları ululamalarına şahit oluyoruz. Hala kendine daha çok benzeyeni daha ‘canlı’ kabul etmeye meyyal, onu yemekte ahlaki bir sakınca görmezken, ölçüyü kendinden alarak ve yine kendini merkeze koyarak, kendine daha az benzeyeni yemekte bir sakınca görmeyen bu kitleye, bir Cuma günü ağlayışına bütün cemaatin şahit olduğu ağaç parçası kıssasını anlatsam fazla metafizik bulunurum değil mi sevgili okuyucu? Ve sarı çiçekle konuşan Yunus’un hikayesini sadece metafor zannediyor olabilirler, değil mi? Ya da sarı çiçeğin, Marx’tan yanlış bir biçimde aparılarak kullanılan bir afyon çiçeği olduğunu düşünüyorlar hala içten içe, kim bilir?

Arap sabununun şifreleri

Daha düne kadar evine margarin almak, gelişmişlik ölçütüydü. Hormonlu dev meyve ve sebzeler, bilimin muhteşem mucizeleri olarak önümüze konuyordu. Kimyevi temizlik maddelerini ve batının beyaza boyamaya utanmadığı tuvalet kağıdını kullanmak ‘gelişmişlik’, ‘modernlik’ ve ‘ilericilik’ti. Arap sabunu kullanmak ise ‘köylü’ bir alışkanlıktı. Tüm bunları karşımıza koyanlar kimlerdi peki? Ve şimdi ne diyorlar? Taharetin bizi her gün duş alıp litrelerce su israf etmekten alıkoyan fonksiyonunu ‘ay, iğrenç!’ bulanlar,  şimdinin acar su kaynakları ve çevre savunucuları oldular.

Ne tuhaftır ki 15 yıl önce aşağıladıkları ve hakir gördüklerine geri dönmek zorunda bırakıyor onları hayat. Allah’ın sopası yok dedirtecek ibretlik bir durum bu. Can’lar, Berk’ler, Pelin’ler gidiyor, Şerafettin, Nizamettin ve Ekmeleddin’ler geri geliyor.

Hepimiz biliyoruz, hepimiz hala hatırlıyoruz değil mi Arap sabununu? Komo’lar, momo’lar piyasaya sürülmeden evvel, her evde çok amaçlı kullanılan temel temizlik maddesiydi. İstanbul’un apartmanları, çamaşırlarımız ve hatta saçlarımız arap sabunu kokmuyorsa zeytin yağı sabunu kokuyordu.

Arap sabunu kullanmanın taşıdığı sırrın peşine, ben de bir süredir yaşadığım Berkeley’in ve belki de dünyanın en gözde organik marketlerinin birinde, on dolar fiyatla rafta gördükten sonra düştüm. Sabunu inceleyip kokladım. Evet, ben bu kokuyu tanıyordum. Üzerinde African Shea Butter Soap yazıyordu. Kokusunun arap sabunu kokusu olduğundan adım gibi emindim.

Bu koku ve etiket beni çeşitli manilere, tekerlemelere, deyişlere de aldı götürdü. ‘Yağmur yağıyor/seller akıyor/Arap kızı camdan bakıyor’… Bunun gibi bir sürü şey yığılıverdi zihnime…

Biraz araştırdıktan sonra, kimyasal içermeyen ve doğa ile uyumlu ama aynı zamanda çok amaçlı ve mucize bir temizlik maddesi olduğunu anladım arap sabununun.

Tabiat ile uyumlu yaşamayı kendisine düstur edinmiş, etrafında yaşayan her canlının dünya üzerinde bir hakkı bulunduğuna inanan, canlı kabul edilen her şeye sadece zikr etmesi üzerinden bile özen ve ihtimam gösteren, ölümünden sonra hasenatı devam etsin diye mezarlara kuşlar için su kapları koyan, kuş evleri, hayvan hastaneleri kuran bir medeniyetin inanç dünyası ve yaşayışına işaret ediyor artık benim için arap sabunu.

Bunun yanında başka bir şifreyi de taşıyor. Afrika kökenli bu sabunu, Arap sabunu diye isimlendiren bir medeniyetin, ırk üzerinden değil dil üzerinden bir kimlik tanımlamasına gittiğini de gösteriyor. Büyük ihtimalle, kuzey Afrikalı Arapça konuşan tacirler aracılığıyla tanıştıkları sabuna, Arap sabunu demeyi uygun görmüşler. Malum Anadolu’da hala toplumumuzda siyah renge sahip olan Afrikalılar Arap diye anılır.

Bunca konunun içinde Arap sabununu mu seçtin diyen okuyucularıma konunun sadece Arap sabununundan ibaret olmadığını müjdelemek isterim: Batı’nın kendisinin piyasaya sürdüğü florid’in zararlarını keşfetmesinden sonra (Avrupa’da nüfusun %97’si florid katılmamış su içiyor bugün) misvak geri geliyor. Kanser, sebze ve meyvelerin besin değerlerinin korunması ile teflon arasındaki ilişkiye dair araştırmalardan sonra, eskilerin ‘karakız’ tabir ettiği dökme demir tencere (haranı?) ve tavalar geri dönüyor. Batıda saatine yüz dolar ödeyerek gidilen kayropratiklerden sonra Cumhuriyet’in şarlatan diye aşağılaya aşağılaya kökünü kazıyamadığı ve muhtemelen Asya’nın en eski bilgeliğinin taşıyıcısı olan kırık çıkıkçıların muhteşem dönüşüne de şahit olacağız çok kısa zaman içinde…

Modernizmin küçümsediği pek çok şeyi geri çağırıyor zaman. Kapitalizmin göz alıcı cilası dökülüyor. Doğayla uyumlu zamanların ve yeni bir medeniyetin ayak seslerini duyuyoruz. Ve bu ayak sesleri bize ‘Nişantaşı da bir gün Arap sabunu kokacak’ diyor.

Bilge Girgin – akilvefikir.org

Reklamlar

6 thoughts on “Arap Sabunu Üzerinden Bir Medeniyeti Okumak

  1. Nişantaşı, Kemerburgaz, İstinye, Bebek, Yeniköy ve vb. çoktan “Ara sabunu” kokmaya başladi. Marketlerde sulandirilmiş sprey şişeler içerisinde Arap sabunu bile mevcut. Oze, dogala donus cok “in” su aralar. Tabii Berkeley’de organik markette gormek de beni çok şaşırtmıyor. Gormemek sasirtabilirdi.

    Beğen

  2. Çok uzun süredir düşündüğüm bir konuyu yazmışsınız. Sanırım biraz farklı bir kuşağa aidiz, çünkü, brn arap sabununu keşfetmek zorunda kaldım. Kendi evimde hiç görmemiştim. Ama sonradananneannemin arap sabunu yapmayı bile bildiğini öğrendim. Modernite nasıl bir kurgudur, beni bir kuşak ötedeki atamdan bu kadar koparmayı becermiş? Aramızda yalnızca 50 yıl var oysa…

    Beğen

  3. Cumhuriyet’in şarlatan diye aşağılaya aşağılaya kökünü kazıyamadığı ve muhtemelen Asya’nın en eski bilgeliğinin taşıyıcısı… Bu ifade baya biraz garip bir yönetim şekli bir oluşumu nasıl aşağılar.Burda arap sabunu üzerin bu tespiti çıkarmak zorlamadan öte bir şey değil bence.Ayrıca kırık çıkıkcıkların muhteşem geri dönüşleri onlar yüzünden sakat kalman muhteşem hikayelerinde geri dönüşüne sebep olacaktır.

    Beğen

  4. Ne varsa eskilerde var zaten..Bize biz unutturup kendi kendimizi kirletmisiz. Farkindalik zamani simdi.. birakin arap sabununu, yakin zamanda tip dunyasininda hor gordugu bir cok alternatif tip tavan yapacak. Hasta olanlar cogaldi, artik ilac firmalarinin gecistirdigi, iyilesmek icin degilde gunu gecirttigi ilaclari da tarih olacak..onlarin yerine ; Cok eski, misir donemlerinden Cin e kadar uzanan bir tarihi olan, muslumlarin hacamati, bizim Turk milletinin bardak cekmesi, simdilerde de Avrupanin ve Amerikanin cupping terapisi olarak bilinen vucudun belirli yerlerinden kan aldirma islemi yaygin bicimde kullanilacak.. Turkiye de henuz yasal degil ama Avrupada yasal.. bizde zaten neden olsun ki ilacalari kime satacaklar.. neden bu kadar kesin konusuyorum derseniz Cinde kaldigim donemde fark ettim hacamati.. Aslinda cocukken bir kac kere bardak cekmeye tanik olmus ve napiyo bu teyzeler dedigimi hatirliyordum, uzun bir arastirmadan sonra gittim yaptirdim.. artik löp löp ilac yutmadigim gibi hastaligimda geriledi.. bu kadar etkili olacagi aklima gelmezdi.. benim gibi sifa bulan yuzlercesi var.. o yuzden zamanla yayilacak..Gidin o zaman kan verin diyenler cikicak aranizdan evet onu da yilda bir iki verin ama bunuda bir arastirin ilk once derim.. ikisi farkli.. Ayrica arastirma yaparken ogrendim ki Peygamber efendimizde yaptirir ve ummetine tavsiye edermis yani sunnet.. fayda gordugum icin herkese yaymak istiyorum o yuzden yazdim. 😉

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s