Atilla Fikri Ergun / Din / Felsefe-Düşünce / Yazarlar

Akıl yoksa ne yapsın sakal?!

köşe0-atillafikriergunManevî-ahlakî boyutu göz ardı edilen, ideolojiden ibaret kılınmış din anlayışı bize asıl amacımızı unutturdu, birçoğumuzu militan haline getirdi, üstelik çoğu zaman birbirimize kılıç çektik, yıkıcılık temel vasfımız haline gelirken hayatın istisnasız her alanını kapsayan ahlak ve ilim-irfan medeniyeti perspektifi yok oldu. Artık bu devri kapatmanın zamanı gelmedi mi? 

Akıl yoksa ne yapsın sakal, eskiler böyle derken duru bir bilgelikle konuşuyorlardı şüphesiz. İdeolojileştirilmiş, eksen kaymasına uğramış bir din anlayışının militan propagandacıları olmak yerine kadîm hikmete kulak verip kendimizi bilseydik ne iyi ederdik.

Manevî-ahlakî boyutu göz ardı edilen, ideolojiden ibaret kılınmış din anlayışı bize asıl amacımızı unutturdu, birçoğumuzu militan haline getirdi, üstelik çoğu zaman birbirimize kılıç çektik, yıkıcılık temel vasfımız haline gelirken hayatın istisnasız her alanını kapsayan ahlak ve ilim-irfan medeniyeti perspektifi yok oldu. Artık bu devri kapatmanın zamanı gelmedi mi? Ya temiz davetçiler olacağız ya da Sünnetullah tecelli edecek ve Allah bize bu işten el çektirecek, zira O’nun bize ihtiyacı yok.

Nasıl bir çağda, nasıl bir dünyada yaşadığımızı unutmuş görünüyoruz. Kapitalizm insanı esir aldı, onun kişiliğini yok etti, tüm değerlerini satın alınabilir bir meta haline getirdi, insan artık sahip olmaktan başka hiçbir amaç gözetmiyor, ilah para, rab para, ma’bud para… Oysa İslam, bize sahip olmayı değil emanetçi olmayı öğretmişti. İnsanlık tiyatrosu devam ediyor, birinci perdenin sonu kıyamet, bunda kuşku yok, ikinci perdenin -ve oyunun- sonu ise cennet ve cehennem olarak kişilere göre değişiyor; rolümüzü doğru oynamak zorundayız.

Elbette kapitalizme karşı koymamız gerekiyor, dünyaya ahlaksızlık, yoksulluk ve ölüm saçan bu sisteme karşı koymak insanlık görevimiz, ancak bunu, Batı’lı ideolojilere eklemlenmeden ve bizden farklı düşünen kardeşlerimizi dairenin dışına itmeye çalışmadan yapmak mecburiyetindeyiz.

Hakiki bir mücadele ortaya koyabilmek için niteliğe ihtiyacımız var, sayıların önemi yok. Kalabalıktan medet ummak yapılacak en büyük yanlış. Celaleddin Rûmî haklı, “Kuyunun karanlığı, kalabalığın karanlığından iyidir. Kalabalığın kuyruğuna yapışan kişi başını kurtaramaz.” Rasulullah hiçbir zaman çokluğun cazibesine kapılmadı, daima niteliğe önem verdi, Bakara Suresi’nin 249. ve Enfal Suresi’nin 65-66. ayetleri bunun en açık delilleri. Müslümanlar Bedir’den Mute’ye, Hıttin’den Ayn Calut’a kadar tarih içinde niteliğin niceliğe üstünlüğünü defalarca ispatladılar.

Roma ordularının İber Yarımadası’nı ele geçirmesi iki yüz yıl sürmüştü, Müslümanlar aynı coğrafyayı sekiz bin kişiyle üç yılda ele geçirdiler, çünkü halk, kralların ve derebeylerinin zulmünden, koydukları ağır vergilerden bıkmış, Müslümanları adil insanlar olarak görmüştü. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Hiç şüphesiz bu, niteliğin neler yapabileceğinin en çarpıcı kanıtlarından biridir. Bu nedenle daha önce dile getirdiğim yaklaşım aynen geçerli, çokluk peşinde olmayacağız, az, öz, insan insana…

Bunun yanı sıra merhametli olmamız gerekiyor, tıpkı Hz. Peygamber gibi; bir yandan İslamofobik zihniyete sahip olanlar Rahman’a küfredenlerken onlara Allah’ın ayetlerini okuyacağız, diğer yandan zulümlerine engel olarak zalimleşen kardeşlerimize yardım edeceğiz, elbette takdiri de Allah’a bırakacağız.

Ümmet’in paramparça olduğu günümüzde toparlayıcı, birleştirici olmalıyız, kalpleri Allah telif eder, yeter ki niyetler halis, ameller salih olsun. Kendi gözümüzdeki mertek dururken kardeşlerimizin gözündeki çöpü çıkarmaya çalışmaktan vazgeçtiğimiz gün yolu yarılamış olacağız, kimsenin şüphesi olmasın.

Yanlış yöntemlerle doğru sonuçlar elde etmek mümkün değil, gerek tarih gerekse hayat bunun en canlı şahidi. Tarihi, kültürü, geleneği toptan çöpe atmak, ilmî-felsefî birikimimizi, toplumsal tecrübelerimizi yok saymak, medeniyetimize sırt çevirmek, aslî kaynakları gelişigüzel yorumlamak, camideki adamı hor görmek, Müslümanları baştan sona kötülemek, sonra da İslamofobik kesimlerle yeni bir dünya kurmaya kalkışmak, olmayacak duaya “Amin” demenin bir başka şekli.

Yeri gelmişken, yeniden çıktığımız bu fikir yolculuğunda riayet edeceğimiz ilkeleri kısaca ortaya koymakta yarar var: Asla Franklara benzemeyeceğiz, İslam’a sair dinlerden ve ideolojilerden hiçbir şey katmayacağız, Protestanlaşmayacağız, sisteme entegre olmayacağımız gibi, kör, şartlanmış muhalefete de eklemlenmeyeceğiz.

Bilinçli ve uyanık olmak zorundayız. Gündeme iyilik, adalet, ilim-irfan değil kafa kesenler damga vuruyor, kestikleri kafalarla futbol oynuyorlar, Batı medyası ve onun içerideki uzantıları pusuda bekliyor, kara propaganda dalgası yükseliyor, algılarla oynanıyor ve bir sonuca varılıyor: İşte İslam! Şaşılacak bir şey yok, bu coğrafya üzerindeki hesapların hiçbir zaman bitmeyeceğini bir kez daha anlamış bulunuyoruz, şartlar her an herkes için değişebilir, namlunun ucu her an yön değiştirebilir, olan bitenin özeti bu.

İki önemli noktayı gözden kaçırmamak gerekiyor; birincisi, İslam’ın emrettiği şekilde cihad ancak kâfirlere karşı yapılır, ikincisi, Ehl-i Kıble tekfir edilmez. Ne var ki, Müslümanlar mezheplerinden dolayı birbirlerini tekfir ediyor, birbirlerinin değerlerini aşağılıyor, birbirlerini öldürüyorlar.

Kafa kesip futbol oynayan, türbeleri havaya uçuran zihniyet, insanlığın hangi sorunlarına çözüm üretebilir, dünyaya ne gibi bir medeniyet perspektifi sunabilir? Kimin türbesi olduğu hiç önemli değil, “Türbeler put veya puthane haline getiriliyor” diyerek izah edilebilecek bir meseleden de söz etmiyoruz. Türbeleri, tarihî yapıları, mabedleri, camileri, kiliseleri vs. bombalamak sorunu çözmüyor, aksine derinleştiriyor, bu tür eylemler İslam karşıtı kara propagandanın üzerine tuz-biber ekiyor. Taşa-tahtaya kutsiyet atfetmek değil bu, fikirler ve tarihî şahsiyetler kadar, onları sembolize eden yapılar da birer miras bizim için, tarihî, kültürel miras.

Kafa kesip top oynayan, türbeleri, tarihî yapıları, mabedleri havaya uçuran zihniyetle “Bunlara bakıp ateist olanlar mazurdur” diyen zihniyet bir elmanın iki yarısı, ikisi de “köklü” çözümlerden yana, ya hep ya hiç diyorlar, biri madden diğeri de manen -kökünden- yok ediyor.

Uyanık olmamız gereken nokta şu: Söz konusu zihniyeti kabul etmediğimiz gibi, içeride ve dışarıda Batı terörüne karşı tek sözü olmayanların, İslam’ın bırakın kendisini karikatürünü dahi temsil edemeyecek bu zihniyet üzerinden İslam’a ve cümle Müslümanlara saldırmalarını da kabul etmemeliyiz.

Son söz Mübarek Ramazan için; Ramazan on bir ayın sultanı ve fakat aynı zamanda on iki ayın en fazla istismar edileni. En çok istismar edildiği yer ise televizyon ekranları. Bakış açısı ve söylenenler ne kadar doğru olursa olsun, televizyon kanalları din anlatılacak en son yer. Televizyon kendine has bir din zaten, yerine getirilmesi gereken birtakım ritüelleri var, ayrıca en önemli meseleleri dahi sıradanlaştırıcı bir işleve sahip, ertesi gün hiç kimse hiçbir şey hatırlamadığı gibi, sıradanlaştırıcı işlev hassasiyetleri de zayıflatıyor, bu yüzden özellikle Ramazan’da uzak durulması gerek.

Ramazan’ınız mübarek, ibadetleriniz makbul olsun.

Atilla Fikri Ergun – akilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s