Hasan Köse / Yazarlar / Yorum-Analiz

Öğretmen ve İdareci Atama Sorunları ve Çözüm Yolları

köşe2-hasanköseHz. Resul’ün “ayakların baş olması” ile kast ettiği şey ne bir sınıf, ne bir soy, ne de bir zümredir. Kast edilen yetenek, zekâ ve kişilik olarak düşük olanların toplumda idari makamlara gelmesidir ve bu fitne/kargaşa, fesat/çürüme dolayısıyla da helâk/kıyamet nedenidir…

Hz Muhammed (s.a.v); “ayakların baş olmasını” kıyameti koparacak alametlerden sayıyor. Bütün toplumların yüzde ikisi deha potansiyeli olmak üzere yüzde beşi üstün yetenekliler ve parlak zekâlılardan oluşur. Hz. Resul’ün “ayakların baş olması” ile kast ettiği şey ne bir sınıf, ne bir soy, ne de bir zümredir. Kast edilen yetenek, zekâ ve kişilik olarak düşük olanların toplumda idari makamlara gelmesidir ve bu fitne/kargaşa, fesat/çürüme dolayısıyla da helâk/kıyamet nedenidir.

Bilge Kağan; “Çin, atalarıma yıllarca esaret hayatı yaşatabilmeyi iş bilenleri uzaklaştırıp, iş bilmezleri iş başına getirerek başardı” diyor. Bilge Kağan’ın söz ettiği esaret muhtemelen Asya Hun Devleti’nin yıkılışı MS: 216’dan Göktürk Kağanlığı’nın kuruluşu MS: 530 yıllarıdır ki, bu dönem 313 yıldır. Çinliler zeki beyleri sürüp, ahmakları bey yapmış, yetki vererek güya Türklerin idaresini yine Türklere vermiş gibi yaparak 313 yıl esir etmişlerdir.

Tarihçi Mehmet Genç; “Klasik dönem Osmanlı devletinde deha potansiyeli taşımayanlar kapıcı bile olamazdı” diyor. Osmanlı; I. Bayezid döneminde başlayan Balkan-Hristiyan halkların içinden seçilen üstün yetenekli çocukların devşirilmeleri ve Enderun’la Cihan Devleti oldu ve bu günden geriye doğru baktığımızda göze çarpan en belirgin övünç kaynağı olay ve olgularda onların imzasını görüyoruz. Bu sisteme rüşvet ve iltimasla giren çocuklar açığı ezberle kapatıp mezun oldular fakat analiz-sentez yapabilme kabiliyetleri olmadığı için devlet karşısına çıkan sorunlarla baş edemez hale geldi. Merkezde ne kadar iyi kararlar alınsa da sistemi işletecek olan kamu çalışanları sorunları ve çözümlerini kavrayamadıkları için çöküş durdurulamadı.

Hülasa; ülkemizin geleceğini yetiştiren okulların öğretmenleri kadar idarecileri de önemlidir. Öğretmenlerin ve idarecilerin atamalarını her kim yaparsa yapsın belli kriterler koymak vacip olmuştur. Dunning–Kruger’in tespit ettiği yönetici profili sorunlarını ispat için Türkiye’ye gelip rastlantısal seçme yoluyla kamu çalışanlarını incelemesi felaketi gözler önüne serecektir.

Dunning ve Kruger;

1- “Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler,

2- Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir,

3- Gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler.” diyor. Bunun sonuçları da her alanda ortada!

Sorunun kaynakları;

1- Ezberci eğitim modelinin süreği öğretmenlerin daha üniversite yıllarındayken akademik ölçümlerinin gerçeği yansıtmaktan ziyade 50 alabilmeyi hedefleyen bir sistem olması nedeniyle, geçerli ve güvenilir olmaması, tüm üniversitelerden hafıza ve kavrama düzeyinde bir bilgilenmeyle yüksek puanlarla mezun olmanın mümkün olması,

2- Öğretmen ataması ve idareci sınavında mevzuat hafızlığının ölçülüp, akademik derinlik, muhakeme ve sorun çözebilme kabiliyetlerinin ölçülmemesi iki yönlü zarar vermektedir. Birincisi nitelikli fakat mevzuat hafızı olamayanları dışarıda tutarken, niteliksiz fakat mevzuat hafızlarını sisteme sokmaktadır.

3- Öğretmenlerin hem merkezi idare hem de toplum gözünde itibarsızlaşmış olması ve özlüğüne göre idareci özlüğünün sabit ek ders üzerinden daha iyi olması nedeniyle fıtratı idareciliğe uygun olmayanların ağırlıklı ezber ölçen sınavlarda yüksek notlar alarak idareciliği hak edebiliyor olması,

4- Referanslı olanların kendilerine referans olan kişi ve kurumlarla bir şekilde menfaat ilişkilerine girmiş olmaları ve menfaat çetelerinin, bir tür idareci piyasasının doğmuş olması ki, genel olarak sendikaların şube yönetimleri yüzde doksan idareciler tarafından işgal edilmiş durumda olunca kendi üye tabanlarının sosyal ve düşünsel profillerini de yansıtamıyor oluşu,

5- Cemaatlerin liyakatten ziyade sadakati önceliyor olması nedeniyle “bizim adamımız olsun çamurdan olsun mantığına” sahip olmaları,

6- İşin ehlinin elinde olmaması nedeniyle, sırf muhafazakârlık dolayısıyla yapılan idari atamalarla eğitimde sonuç alma imkânının muhal olması. Hatta onların başarısızlıkları ve tenezzül ettikleri işler dolayısıyla Ümmet’in dişiyle tırnağıyla kazandığı siyasal önderliği örselemeye başlamış olması,

 Çözümler;

1- Prensip olarak zekâ potansiyelinin en geniş ihtimalde yüzde onun içinde kalması,

2- Cemaat asabiyetinin sızmalarından mutlaka sakınılması, cemaat asabiyeti ülke bilincine galebe çalanların elenmesi ve kendini bütün içinde anlamlı bulanların seçilmesi,

3- İdarecilik yeterliliği yasa hafızlığıyla değil, yüksek hukuk bilinci ve sistem kavrayışının ölçülerek, yasalardan ziyade hukuk içinde sorun çözebilme kabiliyetiyle belirlenmesi,

4- Mutlaka idari niyet ölçümlerinin ve psikolojik testlerle karakter tahlillerinin yapılması,

5- Referanslar önemlidir fakat mutlaka rasyonel gerekçeli ve yazılı niyet beyanlarının alınması gerekmektedir.

Bunlar önemli ölçüde;

1- Eğitim – Öğretim standardını yükseltecek,

2- Okulları birer yetenek törpüleme ve kişilik baskılama kurumları olmaktan çıkaracak,

3- Meslek liselerini bile üniversitelere öğrenci sokmakla övünmek yerine nitelikli ara iş gücüyle övünecek kurumlar haline getirecek,

4- İlk ve ortaokullar yetenek tespiti ve yönlendirmesiyle, orta öğretim de akademik yönlerin kesin tespit edildiği, herkesin kumaşının pazarına razı olacağı bir süreç haline gelecektir.

Son olarak da; pedagojik, sosyal ve siyasal sorunlara neden olan dershane ihtiyacını ortadan kaldıracak bir üniversiteye geçiş sistemi öneriyorum!

İsteyen tüm lise mezunları istedikleri üniversiteye uzaktan öğretim yoluyla kayıt yaptırsın. Birinci sınıfta teorik dersleri okuyup, yıl içinde aldıkları notlarla sene sonunda ikinci sınıf için tercih yapsın. Herkes puanına göre bir bölüme yerleşsin, hiçbir yere yerleşemeyenler uzaktan öğretim yoluyla mümkün olan bölümlerde okumaya devam etsin ya da bıraksın.

Bugün ilk beşteki üniversiteleri kazanan öğrencilerin % 30’u ikinci-üçüncü yıl bırakıyor. Neden? Çünkü ezberle bugünkü sistemde üniversiteyi kazanmak mümkün fakat ezberle devam etmek mümkün değil. Çünkü daha yüksek analiz ve sentez kabiliyeti gerekiyor. Bunun geçiş dönemi sancılı olsa da orta öğretimde herkesi kendi kumaşına göre davranmaya zorlayacaktır.

Hasan Köse – akilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s