Lütfi Bergen / Yorum-Analiz / İktibaslar

İlk Kapitalist

ilk-kapitalist-kabil-lütfi-bergenİnsan cimriliği (kapitalist tavrı) ancak emn (Allah’a tevekkül) ile yani mü’min tavrı ile aşabilir. İnsandan insan-ı kamile geçilmez. İnsan-ı kamil de “insan” olmanın bütün azgınlığı, zalimliği ile muhataptır… Kapitalizm, Kur’an’da bir döneme has olarak değil, insanî tavra has olarak zikredilmiştir…

1492’ye kadar dünyanın düz olduğu varsayımı ile düşünen Avrupa’nın bu tarihten sonra okyanusa açılıp kıta keşfetmesi çok da kabul edilebilir bir “tarih” yorumu değil. 100 milyona yakın Amerika kıta yerlisinin katledilmesi teknolojik araçlara sahip olmamak ile açıklanamaz. Eğer teknolojik üstünlük bir halkın kesin ölümü ise ABD Vietnam’da niçin başarılı olamadı? Sömürge tavrı ile kapitalizmi açıklamak ister “bağımlılık teorisi” denilerek eleştirilsin, ister “teorinin zayıflığı” yargısı ile kınansın şu sonuç değişmeyecektir: Batı toplumu kapitalizmi endüstriyel üretimin ardında elde etmemiştir. Afrika kıtasından Batı ülkelerine 15. Yy’dan 18. Yy’a kadar milyonlarca köle emeği kaçırıldı. 17.yy’da Liverpool’dan yola çıkan her dört gemiden biri köle ticaret gemisiydi. Afrika’dan kaçırılan köle sayısının 40 milyona ulaştığı ifade edilmektedir. Batı’nın kapitalist birikimi bir yandan bu kölelerin emek sömürüsünde gizli olduğu kadar diğer yanda bu kölelerin ürettiği emtiaları satın alan başka coğrafyalardaki tüketim kölelerinin eşya talebinde de gizlidir. Bu nedenle Batı’nın kendisinden saymadığı bütün Doğu proleteryadır. Emperyalizm bir değer aktarımıdır. Batı toplumlarının sınıflı yapısının Doğu toplumlarında aynıyla bulunduğu iddiası özellikle Müslüman toplumlar karşısında açıklayıcı olmamaktadır.

Değişik versiyonları ile sosyalistler bizim sınıflar arası ilişkiyi gözden kaçırmakta olduğumuzu düşünmektedir. Müslüman toplumların ahlâk ve iktisadiyatı bu sınıf meselesinin başat olduğu fikrini bozuyor. Örneğin Kur’an’da “kendileri ihtiyaç duysalar bile kardeşlerine öncelik verir, onlara verilmesini özcanlarına tercih ederler. Her kim nefsinin hırsından ve mala düşkünlüğünden kendini kurtarırsa, işte felah ve mutluluğa erenlerin ta kendileridir” [Haşr: 9] ayetinde bir grup adam zikredilmektedir. Müslüman toplumlarda bu türlü bir grubun ortaya çıktığı açıktır. İslam sosyolojisi çalışmaları iktisadî sınıf analizi yapmadığı için tarihte bu grupları kimin temsil ettiğine ilişkin çok da bilgi sahibi değiliz.

Sabri Ülgener, “batınî sufîliği” kapitalist üretim ilişkilerinin önünde engel gördüğü için aslında tekkelerde temsil edilmesi pek mümkün olan bu grupları kötülemişti. Türk Halk edebiyatı içinde Keloğlan, Nasreddin Hoca gibi tiplemelerin pazara rahatlıkla girebildiği, mallarını satışa arz edebildiği düşünülürse, Batı çarşılarına girmenin ancak bir sınıfa (loncaya) ait olduğu gerçeği karşısında Müslüman coğrafyalarda mutlak olarak sınıflı bir toplumdan bahsedilemeyeceği açıktır.

Kapitalizmin belli bir dönemine “emperyalizm” demiyoruz. Kapitalizmin tamamına emperyalizm nazarından bakıyoruz. Örneğin şimdi yaşadığımız kentleşmeyi sürdüren ve Doğu halklarını kategorik olarak “Batı dışı”na iten ana neden, yine Batı kapitalizmidir. Batı, kendini merkeze alarak kendi dışında bir dünya tasarlamaktadır. Üstün ve aşkın maddi değerleri kendisinin temsil ettiği imajı oluşturmaktadır. Kentleşme düzeni bunlardan biri ve en yeni olanıdır.

Kentleşme ile gelen hak ihlalleri Batı’nın küresel-finansal borçlandırma siyasetine bağlı olarak araçlaşmakta ve Doğu halklarının hayat tarzlarını söndürmektedir. Türkiye’de ve dünyada bankacılık sektörü Batı sermayesinin tekeline geçmiştir. Türkiye’de ve dünyada bütün lojistik Batı sermayesinin tekelindedir. Nihayet, Türkiye’de ve dünyada çarşılar Batı lehine tekelleşmiştir. Dolayısıyla “yerli” adam-kadınların üretim/pazarlama/hammaddeyi dönüştürecek sermayeyi toplama-dönüştürme imkânı kalmamıştır.

Kentleşme süreçleri, geleneksel şehirleri (medine) Batı kentine (city, polis, civic) dönüştürmek siyasetinin sonucudur. Batı halkları “metropol toplumları”dır ve Doğu halklarını “metropolya halkları”na doğru itmektedir. Batı, “Tarihin sonu” tezini “kırsal toplum-endüstriyel toplum-kentsel toplum” dönemlemesi ile yeniden üretmiştir. Batı’da kent dışında bir düşünce damarı bulunmamaktadır. “Kapitalizmin belli bir aşaması” yoktur. Kapitalizm, lojistik/pazar/sermayeyi tekelleştiren bir zümre ile ortaya çıkmaktadır. Bu çıkışın emperyalist olduğuna kuşku yoktur.

Kabil’in Habil karşısında konumu da kapitalizmin emperyalist doğasını ortaya koymaktadır. Kabil, pazarını bozan Habil’i öldürmek zorundaydı. Çünkü Habil malının en hasından infak ederek birikimci bir dünya kurgusuna itiraz ediyordu. Yusuf’un ve Musa (as)’nın Mısır kapitalizmine (köleci emek sömürüsü) karşı duruşu İslam’a intisap eden halkların servete sırt dönmelerine örnek olarak okunmalıdır.

Yusuf (as) kıtlık olduğu halde silolarda biriktirdiği gıdayı tüm insanlığa bedelsiz dağıtarak kapitalizmin dünya algısına hiç sığmayan bir örneklik oluşturdu. Musa (as) da nehirde firavun ve avanesi boğulduğu halde saraya dönmedi ve kavmi ile beraber çöle gitti. Bu örnekleri dikkatle analiz etmek gerekmektedir. Sarayda yetişmiş Musa’nın çobanlığa rıza göstermesi ve evleneceği kız için mehir niyetine 10 yıl emek-yoğun çalışması moden toplumun kurucu filozoflarının “emek sömürüsü” diyerek eleştireceği boyun eğmedir.

Kapitalizm Batı lehine kollektif emperyalizmdir. Batı, doğal kaynaklara ulaşma tekelini, İskender-Haçlılar ile ortaya koyduktan sonra İslam’ın Akdeniz’e çıkması ve ardından Osmanlıların Bizans içinde ilerlemesi ile durmuştu. 1492 tasavvuru, 1453 İstanbul’un fethine karşılık yeniden kollektif emperyalizm fikri temelinde kotarıldı. Batı, kapitalizm sureti ile ne pahasına olursa olsun, bu tekeli elinde tutmak ve korumak istiyor. İşte bu tekeli kaybetmemek için gezegenin militarizasyonuna girişiyor. Son Arap Baharı da bu kollektif emperyalizmin amaçları için projelendirildi. Fransa Libya’yı işgal etti (petrolünün % 80’ini kendi namına tekelleştirdi). Siyah derili kapitalistlerin ortaya çıkmasına, namaz kılan kapitalistlerin ortaya çıkmasına çok şaşırıyor değiliz. İnsan, Kur’an’da, “ve kânel insânu katûrâ / İnsan çok cimridir” (17 İsra 100) şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımlamada insana istisna yapılmamıştır. İnsan bu cimriliği (kapitalist tavrı) ancak emn (Allah’a tevekkül) ile yani mü’min tavrı ile aşabilir. İnsandan insan-ı kamile geçilmez. İnsan-ı kamil de “insan” olmanın bütün azgınlığı, zalimliği ile muhataptır. İnsan ancak iman eder, salih amel eder, hakkı ve sabrı tavsiye ederse insan olmaktan mümin olmaya yönelir ki bunlar asr’ın hüsranından kendilerini koruyanlar olurlar. Kapitalizm  Kabil’den beri gelen insan tavrıdır. Batı’da aydınlanma ve sanayi devrimi ile ortaya çıkan rasyonel üretim örgütlenmesine kapitalizm demiyoruz. Kapitalizm, Kur’an’da bir döneme has olarak değil, insanî tavra has olarak “Ellezî cemea mâlen ve addedeh / Ki o para/mal biriktirir ve onu sayar durur” (104 Hümeze 2) ayetinde zikredilmiştir. Bu ayette kapitalist tavır “mâl” olarak verilen her şeye (para-ürün-eşya-vs.) sahipliktir ve sayılan (addedeh) [adetlendirdi] her nesne de kapitalist tipin doğuşu için örnek verilmektedir.

Bu manada ilk kapitalist Kabil oldu.

Lütfi Bergen – lutfibergen.blogspot.com.tr

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s