Aliya İzzetbegoviç / Felsefe-Düşünce / İktibaslar

İnsan hiçbir zaman ahlaken tarafsız değildir

aliya-izzetbegovicKendilerini dindar telakki edip, ahlak bakımından katılaşmış materyalist olanlar olabildiği gibi, doktrin bakımından materyalist bazı kişiler de, tatbikatta her türlü fedakârlığa ve başka insanlar uğrunda çalışmaya hazır olabilirler. 

… Birbirinin zıddı olan vazife ile menfaat, her insani hareket tarzının iki değişik hareket ettirici gücünü teşkil etmektedir. Aralarında, kaide olarak hiçbir karşılaştırma yapılamaz. Vazife hiçbir zaman menfaatçi değildir, menfaatin ise ahlakla alakası yoktur.

…Ahlak ne fonksiyonel ne de rasyoneldir. Eğer hayatımı tehlikeye atma suretiyle komşumun çocuğunu kurtarmak üzere yanan eve girip kucağımda ölmüş çocukla dönsem, neticesiz kalan bu hareketimin kıymetsiz olduğu söylenebilir mi? Faydasız bu fedakârlığa, neticesiz bu teşebbüse kıymet veren şey işte ahlaktır, tıpkı “harabeleri güzel kılan şeyin mimari” oluşu gibi (A. Perret).

…Ahlak fenomeninin, insan hayatının bir gerçeği olduğu halde, akli yönden izah edilemeyişinde din için birinci ve belki de tek pratik delil bulunmaktadır. Çünkü ahlaka uygun davranış, ya manasızlıktır yahut Allah varolduğundan, manası vardır. Üçüncü şık yoktur.

…İnsan hiçbir zaman ahlaken tarafsız değildir. Dolayısıyla, o daima ya hakikaten yahut sahte olarak ahlaklıdır.

***

…İstisnasız her insan, bir takım ahlak kanunlarına riayet etmek suretiyle kendi vicdanıyla ahenk içinde yaşamak isteyebilir ve buna meyledebilir. Bunların hangi ve ne türden kanunlar olduğu önemli değildir.

…İnsan, yaptığı şey değil, her şeyden önce, istediği ve meylettiği şeydir.

***

…Hürriyet akıldışı bir kategoridir. Aklın fonksiyonu ise her şeyde tabiatı, mekanizmayı, hesabı keşfetmekten ibarettir ki eninde sonunda her şeyin içinde kendini keşfetmesi demektir, bu. Onun için akıl durmadan bir daire içinde döner. Çünkü tabiat içinde kendinden yani mekanizmadan daha büyük bir şey bulamaz.

…Ahlakı akli esasa dayandırma teşebbüsü bizi hiçbir zaman sosyal ahlak denilen şeyden, daha doğrusu, bir grubun bekası için zaruri olan davranış ilkelerinden, yani bir nevi içtimai disiplinden daha ileri götürmez.

…Bir şeyin ahlak bakımından “iyi olmayışı” ilmen ispat edilemez.

…Jean Valjean (Victor Hugo, Sefiller), karşı karşıya bulunduğu ahlaki muammayı çözmek için ilmi yardıma çağırabiliyor muydu? Sırf basit fakat masum bir kişinin kurtarılması uğrunda bu kadar kişinin menfaatini feda etmeli miydi? …Jean Valjean’ın verdiği karar, aklın mağlubiyetini fakat insanın zaferini teşkil etmektedir. Bu zafer aklen izah edilemez veya haklı gösterilemez ama bütün insanlar, sessiz tasvipleriyle, onun tarafını tutarlar.

***

…Ahlak ve din aynı şey değildir. İkisini birbirine şu çizgi bağlar: Daha üstün başka bir dünya… Başka olmasına göre bu dünya dinidir; daha üstün olmasına göre ahlakidir.

…Ahlak da, insan gibi akıldışı, gayri tabiidir. Tabii insan ve tabii ahlak mevcut değildir. Tabiatın sınırları içinde olan insan insan değildir, olsa olsa akılla mücehhez hayvandır (Tabiat burada; insanın özünün dışında cümle hakikatini, insanın dünyaya ait tarafını yani bedenini, arzularını, içgüdülerini ve zekâsını ifade etmektedir).

…Bütün ilerleme faaliyetleri varlığını, tabii ayıklanmada, güçsüzlerin güçlüler tarından kenara itilmesinde buluyorsa, ahlakın bu noktada ilerlemeci mantığa muhalefette bulunması kaçınılmazdır. “Vicdandan, merhametten, bağışlamadan, insanların bu dâhili zalimlerinden kurtulunuz; güçsüzleri baskı altına alınız, cesetleri üzerinden yukarıya tırmanınız…” (Nietzsche). Ahlaktan ayrılış apaçıktır burada. Biyolojikle manevi, zoolojikle insani, tabiatla kültür, ilimle din işte burada birbirlerinden ayrılmaktadır. Biyolojik kanunların insan toplumuna tatbikini tutarlı bir şekilde ve sonuna kadar müdafaa eden yegâne düşünür Nietzsche olmuştur (Nietzsche, Darwinizmin felsefi devamı ise, Hitler nasyonalizmi her iki doktrinin siyasi türevleridir).

…Platon (Eflatun): “Hakikaten ahlaklı bir kişinin tek isteği, bedenden uzak maneviliğe yakın olmaktır. Ruh dünyada asla gayesine ulaşmaz, hakiki marifet ancak ölümden sonra olur. Onun için ahlaklı kişi ölümden korkmaz. …Şer dünyaya hâkim kuvvettir, ahlak ise insanın tabii imkanı değildir ve akıl üzerine kurulamaz”. Platon, ayrıca, varolmadan önceki varlıktan bahseder. Buna göre, her bilgi sadece hatırlamadır. Platon’un ahlak üzerindeki tefekkürü onu doğrudan doğruya dini bir tutuma götürüyordu.

…Din, “nasıl düşünmeli ve inanmalıyız”; ahlak ise “neye meyletmeli, nasıl yaşamalıyız” sorularına cevap teşkil etmektedir.

…“İman edin ve iyi amellerde bulunun”; Kuran-ı Kerim’in sık sık (en az 50 defa) tekrarlanan bu talebi, insanların tatbikatta birbirinden ayırmak istedikleri şeylerin beraber olması lüzumunu belirtiyor. Bu ayet, din (iman edin) ile ahlak (iyi amellerde bulunun) arasında ayırım yapmakta ve aynı zamanda bunların beraber olmasının istemektedir. Fakat Kuran-ı Kerim, ters bir taraftan da bir bağ kurarak dinin ahlakta kuvvetli teşkil bulabileceğine işaret ediyor: “Sevdiğiniz şeylerden infak etmeden iman etmiş olmazsınız”. Yani, imana gel ki iyi insan olasın denmiyor. Tam tersine, iyi insan ol ki iman etmiş olasın…

***

…Kendilerini dindar telakki edip, ahlak bakımından katılaşmış materyalist olanlar olabildiği gibi, doktrin bakımından materyalist bazı kişiler de, tatbikatta her türlü fedakârlığa ve başka insanlar uğrunda çalışmaya hazır olabilirler. Davranışımız, ahlakımız, şuurlu bir tercihin veya hayat felsefesinin bir fonksiyonu değildir; felsefi veya siyasi tercihlerin bir eseri olmaktan çok çocukluktaki terbiyenin ve kabul edilmiş anlayışların bir neticesidir. Bir kimse eğer daha çocukken, söz tutmaya, yardım etmeye, yalan söylememeye, sade ve gururlu olmaya alışmışsa, o zaman bunlar, sonraki siyasi tercihi ve felsefesi ne olursa olsun, şahsiyetinin özellikleri olarak kalacaktır. Onun bu ahlakı dindir; kendi dini değilse bile ona aktarılmış olan dindir.

…Tanrısız ahlak meselesi, büyük ihtimalle ebediyen pratikte tetkiki mümkün olmayan veya herhangi bir tarihi tecrübeye dayanmayan nazari bir tartışma mevzuu olarak kalacaktır. Çünkü tarih boyunca tamamen dindışı bir tek toplum bilinmediği gibi, benzeri durumla ilgili tecrübemiz de yoktur.

…Ahlaklı ateist olabilir ama ahlaklı ateizm olamaz. Dindışı insanın ahlaklı olmasının kaynağı da dindir. Ancak geçmişteki eski bir dindir bu. Ve insanın ondan haberi bile yoktur. Bu din tesir icra etmeye ve ışımaya devam etmektedir. Güneşin çoktan battığı yerde de gecenin bütün sıcaklığı güneştendir. Ancak ve ancak geçmiş asırların manevi mirasının tamamen imha veya bertaraf edilmesi suretiyle bir neslin ateist olarak eğitilmesi için psikolojik şartlar tahakkuk ettirilebilir. İnsanlık 20000 sene aralıksız dinin tesiri altında yaşamıştır ve dolayısıyla din; ahlak, kanunlar, anlayış ve hatta lisan olmak üzere, hayatın bütün tezahürlerine girmiş bulunmaktadır.

…Ateist bir ahlak bilimcisi şöyle diyor: “Ben hatta iddia edebiliyorum ki, insanın ve insan ahlakının yücelmesi ateizmdir. Eğer ben, kendi içimde hür bir varlık olarak ve hiç kimsenin emrine tabi olamadan dâhili bir ses duyuyorsam ve bu ses bana, hırsızlık etme veya öldürme diyorsa ve ben sosyal olsun, ilahi olsun herhangi bir mutlaka dayanmadan buna riayet ediyorsam, o zaman ben bunu insanın bir alçalması olarak görmem…” (Prof. Vuk Paviçeviç). Profesörün bu sözleri üzerine şimdi, “kavramları karıştıran acaba kimdir” diye sorabiliriz. Şuur ve vicdan ne zaman gözle görünen dünyanın bir parçası olmuştur? Allah yerine insanın ikame edilmek istenmesi bir nevi lüzumsuz ifade değil mi? İnsanlığa inanç, dinin daha alçak bir şekli değildir de nedir? Materyalistlerin, Allah’ın yerine insanın adına ahlaki davranışa müracaat etmeleri, Marks tarafından “insanın soyut insanlığıyla ilgili ümidin salt dini hayalden daha küçük bir hayal olmadığı” iddiasının öne sürülmüş olması karşısında daha da garip olmuyor mu?

…Marks; insan, hümanizm, vicdan gibi şeylere başvurmanın dinle başa baş giden bir idealizm teşkil ettiğini devamlı vurgulamıştır. Bu noktada Marks’a iştirak edebiliriz. Fakat öyle görünüyor ki bugünkü Marksistler, pratik sebeplerden dolayı, bu hususta Marks’la hemfikir değiller. Çünkü bunlar, ondan farklı olarak, hayatın çıkardığı ve tamamen uygulamayla ilgili bazı problemlere cevap vermeye mecbur oluyorlar. Çalışma masasından veya İngiliz Kütüphane’sinden “ahlak diye bir şey yoktur” demek, Marks için kolaydı. Ama Marks’ın fikirlerini tatbik etmeye ve buna uygun bir toplum meydana getirmeye teşebbüs edenler, asıl materyalist anlayışa göre tutarlı olan bu fikri aynı kolaylıkla açıklayamıyorlar.

…Eğer sadece bugün yaşıyorsam ve yarın da ölüp unutulmuş olacaksam ve imkân da varsa, niye kendi istediğim gibi ve sorumsuzca yaşamayayım?

Aliya İzzetbegoviç, Doğu ve Batı Arasında İslam, 4. Bölüm: Ahlak

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s