Felsefe-Düşünce / Rasim Özdenören / İktibaslar

Ezilenlerin Başkaldırısı

ezilenlerin-başkaldırısı-rasim-özdenörenEzilenler bir zamanlar haksızlığa isyan ettiği için ezilmiş oldular. Ezilmiş halde uzun yıllar yaşadılar. O kadar uzun süre öyle yaşadılar ki, bu işin başlangıcı bile unutuldu. Her karanlığın, her gecenin bir sonu olduğu gibi ezilmiş olmanın da bir sonu gelecekti. 

Köleler, ezilenler, yoksullar bir gün kendi durumlarının bilincine varıp erk istencinde bulunduklarında, bu, tam da kendi güçlerini fark ettikleri ana denk gelir.

Onlar, kendilerine “lutfedilen” bir gücü reddedecek denli onurlu olduklarının farkındadır. Bu yüzden onların erk talebi kendi benliklerinden doğan bir gücün fışkırışı halinde tecelli eder. Lütuf kabul etmek, onların indinde zalimin baskısına boyun eğmeye devam etme bağlamında algılanır. Öyle devam edecek idiyseler zaten öyleydiler. Dolayısıyla onların talep ettiği erk, kendi benliklerinden fışkıran bir istencin dışa vurumudur. Başkasının lütuf ve ihsanı değil…

Ezilenler bir zamanlar haksızlığa isyan ettiği için ezilmiş oldular. Ezilmiş halde uzun yıllar yaşadılar. O kadar uzun süre öyle yaşadılar ki, bu işin başlangıcı bile unutuldu. Her karanlığın, her gecenin bir sonu olduğu gibi ezilmiş olmanın da bir sonu gelecekti. Başlangıcı hatırlanmasa bile şimdisi bilince çıktığında ezilmiş olan silkinecekti. O kendi halinin bilincine vardığında, bu fark ediş, bir bu, onun kendi zatına ait gücün iade edilmesine mebde teşkil etmeye yetebilecekti. Böylece o, bir başına hareket etmenin yetkinliğine ulaşmış olacaktır. Yani başka hiç kimsenin yardımına ihtiyaç duymadan bir başına hareket etme gücüne malik olduğunu fark edecektir.

Bir havuzdaki suyun nasıl buz tuttuğunu gözlemlemiş olanlar bilir. Havuzun bir köşesinde ince bir buz kılcalı oluşur. Sonra başka bir kenarda, şurada burada buz kılcallarının oluştuğu seçilir. Derken iki buz kılcalı birbirine tutunur. Başka bir alanda iki, üç buz kılcalı birbirine tutunmaya başlar. Ve bir anda, göz açıp kapayıncaya kadar binlerce buz kılcalı çabucak bir araya gelir ve havuz birdenbire yekpare bir buz kitlesine dönüşür. Ezilenlerin bir araya gelişi de buna benzer bir süreç izler. Onlar birden, bir araya gelirler. Bu buluşma meydana gelince sanki hepsi birden bir önder konumuna girer. Herkes kendi başına bir önder olur.

Ölümden korkmayan insana ölüm ceza olarak görünmez. Bilakis ölüme meydan okuyuş hali ortaya çıkar. Ölüme öyle meydan okurlar ki, ölümden o değil, fakat ölüm ondan korkar hale gelir. Şehit adını alan kimse ölüme böyle meydan okumuş olduğu için adı ölümsüzler arasına yazılmayı hak eder. Kanlı elbisesi bu nedenle onun süsü sayılır. Bu nedenle o kanlı elbise onun vücudundan sıyrılıp çıkartılmaz. Kan, başka yerde mekruh sayılırken şehidin üzerinde onu gasleden su mertebesine yükselir. Bu nedenledir ki, şehidin bir daha yıkanmasına ve teneşir üzerine konulmasına ihtiyaç duyulmaz.

Ezilenin karşısında durmak kolay değildir. Ölümü göze almış olanın karşısına ölüm tehdidiyle çıkmak, bir elinde kılıç tutan birinin öteki eline kalkan vermek gibi olur.

Statükoyu korumaya çalışanlarla ona meydan okuyanların durumu da böyledir.

Rasim Özdenören – Yeni Şafak / 6 Aralık 2012

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s