Naomi Clein / Yorum-Analiz / İktibaslar

Metafor olarak işkence

işkence-şok-doktrini-naomi-cleinTuvale önce ‘medeniyetler çatışması’ şeklinde bir ibare yazdılar. Sonra devam ettiler: ‘Şer ekseni’, İslamo-faşizm’, ‘ülke güvenliği’. Bush yönetimi ölümcül yeni kültür savaşlarına kafa yoran herkesle birlikte, 11 Eylül saldırıları öncesinde ancak hayalinde görebildiği şeyleri gerçekleştirdi: dışarıda özelleştirilmiş savaşlar sürdürmek ve içeride büyük şirketlere dayalı bir güvenlik kompleksi inşa etmek.

İşkence Şili’den Çin’e, Irak’a kadar serbest piyasanın küresel çaplı saldırısında sessiz bir rol oynar. Ancak işkence, başkaldıran insanlara istenmeyen politikalar dayatmanın bir aracı olmanın ötesinde anlam taşımaktadır; aynı zamanda şok doktrininin temel mantığının da bir metaforudur.

İşkence, ya da CIA’in diliyle ‘zorlayıcı sorgulama’, tutsakları iradeleri dışında itirafta bulundurmak amacıyla derin bir desoryantasyona ve şok durumuna sokmak amacıyla tasarlanmış bir dizi teknik demektir. Esas mantık, 1990′ların sonlarında gizliliği kalkan iki CIA kılavuzunda ayrıntılı bir şekilde ortaya koyulmuştur. Orada, ‘direniş kaynakları’nı çözmenin yolunun, tutsaklar ile onların etraflarındaki dünyayı anlama yetenekleri arasında şiddetli kopuşlar gerçekleştirmek olduğu açıklanmaktadır. İlkin, duygular (başına torba geçirerek, kulakları tıkanarak, kelepçe vurarak, dış dünyadan tamamen izole ederek) herhangi bir algıdan yoksun bırakılır, sonra beden şiddetli bir uyarım bombardımanına tabi tutulur (hızla yanıp sönen ışıklar, yüksek sesli müzik, dayak atma, elektrik şoku).

Bu ‘yumuşatma’ aşamasının amacı beyinde bir tür kasırga yaratmaktır: Böylelikle tutsaklar gerileyecek ve artık mantıksal olarak düşünemez ya da kendi çıkarlarını koruyamaz hale geldikleri korkusuna kapılacaklardır. Bu şok durumunda tutsakların çoğu sorgulama yapanlara istedikleri şeyleri (bilgi, itiraflar, daha önceki inançlarından vazgeçme) vermektedirler. CIA’in el kitaplarından biri özellikle veciz bir açıklama ortaya koymaktadır: Hayat belirtilerinin geçici olarak askıya alınması, bir tür psikolojik şok ya da felce uğratmayla ilgili (oldukça kısa sayılabilecek) bir madde vardır. Bu duruma, kişiye, içinde bulunduğu o dünyadaki kendi sureti kadar aşina gelen dünyayı sanki yok eden travmatik ya da ikinci dereceden travmatik deney sebep olmaktadır. Deneyimli sorgucular bu etkiyi, işkence edilen kişinin telkine, şok uygulamasının hemen öncesindekinden çok daha fazla açık, uyum göstermesi daha muhtemel olduğu bu anda ortaya çıktığı ve gördükleri zaman fark etmektedirler.

Şok doktrini bu süreci tam olarak taklit ederek, işkencenin sorgu hücresindeki bir kişi üzerinde yarattığı etkileri kitlesel ölçüde yaratmaya çalışmaktadır. Bunun en açık örneği, milyonlarca insan açısından, ‘aşina olunan dünya’yı yok eden ve Bush yönetiminin uzmanlaşmış bir şekilde kullandığı derin bir desoryantasyon ve regresyon süreci başlatan 11 Eylül şokuydu. Kendimizi birdenbire bir tür Sıfır Yılı’nda yaşıyormuş gibi bulduk; dünyayla ilgili olarak önceden bildiğimiz her şey, bir ‘11 Eylül saldırıları öncesi düşünce’ olarak yok olmaya başlamıştı artık. Tarih bilgimizin gücü kuvveti kalmadı, Kuzey Amerikalılar boş bir levha, Mao’nun kendi halkıyla ilgili olarak söylediği gibi, üstüne ‘yepyeni ve en güzel sözcüklerin yazılabileceği’ temiz bir sayfa haline geleli.Travma-sonrası bilincimizin alıcı tuvaline yeni ve güzel sözcükler yazmak için bir anda yeni bir uzmanlar ordusu ortaya çıkıverdi: Tuvale önce ‘medeniyetler çatışması’ şeklinde bir ibare yazdılar. Sonra devam ettiler: ‘Şer ekseni’, İslamo-faşizm’, ‘ülke güvenliği’. Bush yönetimi ölümcül yeni kültür savaşlarına kafa yoran herkesle birlikte, 11 Eylül saldırıları öncesinde ancak hayalinde görebildiği şeyleri gerçekleştirdi: dışarıda özelleştirilmiş savaşlar sürdürmek ve içeride büyük şirketlere dayalı bir güvenlik kompleksi inşa etmek.

Şok doktrininin nasıl işlediğini şuradan görebiliriz: Felaketin kendisi (darbe, terörist saldırı, piyasanın çöküşü, savaş, tsunami, kasırga) nüfusun tamamını kolektif bir şok durumuna sokar. Düşen bombalar, teröristlerin gerçekleştirdiği bombalamalar, her şeyi yere seren rüzgârlar, bütün toplumları, işkence hücrelerinde mahkûmları yıpratan yüksek sesle dinletilen müzik ve indirilen darbeler kadar yıpratmaktadır. Yoldaşlarının adını veren ve inançlarından vazgeçen terörize edilmiş tutsaklar gibi, şoka uğratılan toplumlar da başka bir yolla, sıkı sıkıya korudukları şeylerden sık sık vazgeçmektedirler. Baton Rouge’daki sığınağında göçmen olarak bulunan Jamar Perry ve arkadaşları, konut projeleri ve kamu okullarından vazgeçmek zorunda kaldılar. Sri Lanka’da balıkçılık yaparak geçmen insanlar tsunamiden sonra deniz kenarındaki değerli topraklarını otel sahiplerine bırakmaya zorlandılar. Iraklıların da -her şey plana göre yürürse- petrol rezervlerinin denetimini, devlete ait şirketleri ve egemenliklerim ABD’nin askeri üslerine ve yeşil bölgelere bırakacakları şekilde şok ve dehşet yaşatılması gerekmişti.

Naomi Klein, Şok Doktrini, Özgün Adı: The Shock Doctrine- The rise of disaster capitalism, Çeviren: Selim Özgül, Agora Kitaplığı, 1. Baskı, 2010 İstanbul, s. 17-18

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s