Emeği Geçen Yazarlar / Felsefe-Düşünce / Kadir Bal

Bir Yabancı Selamıyla…

köşe13-kadirbalAdaleti ve itirazı kuşanmış “buralı olmayan yabancılar”da gördüğüm en belirgin özellik “anlamış” olmaları idi. Bunun işareti ise ölme isteği ile dolu olmaları idi… Öldürme isteği ile değil… Ölmek, yani dünyanın buralı süsü karşısında ölmek ama hakikatin uhrevi yüzüne doğru dirilmek. Anlayanlar bunu iyi bilir!

Babam’a ithafen: “Hayatta en büyük mucize, küçükken iyi bir öğretmene rastlamaktır. (Cicero)

Başlıyoruz, biti(ri)yoruz,
Başlıyoruz, biti(ri)yoruz,
Başlıyoruz, biti(ri)yoruz, derken… Yeni ve yine yazınsal bir mecradan merhaba!

“…Neyin bittiğini bilmeden, bitti diyoruz; neyin başladığını bilmeden başladı diyoruz. Her şeye hakim olan insan kendine hakim değil. Kendi yarattığı boşlukta kayıp insan. İnsanlık ve dünya kayıpların ürünü. Herkes uyanık olmak zorunda, uyku yok. Çünkü kendinden başlayarak herkes güvensizlik içinde. Sırtımızı dayayıp uyuduğumuz insan bizi tedirgin ediyor. Ağzımız ‘acaba’larla dolu, ‘belki’ler tek yardımcımız. Birinden aldığımız şeyi, bir başkasına çok ucuza satabiliyoruz. Duygular, düşünceler mevcut piyasa içinde sürekli müşteri arıyor. Her şeyimiz satılık. Oysaki sen gece boyunca bir rüyadan diğer rüyaya geçip duruyorsun. Sabah uyandığın zaman sırtın sırılsıklam…”(1)

Yazarın iç kanamalı sızlanışlarına aldırsam da, anlamın keskin virajına bilincimi hızla kırıp yaşadığımız şu post-soslu günlerde, bizi ortasına alan çağın ateşi, bizleri Şehid Şeriati’nin de sık sık vurguladığı gibi “kavgacı bir takvayı” kuşanmaya itiyor.

Bu takvayı kuşanmadan önce benliğimizi tanımaktan geçiyor aslında mesele.

Benliğimiz bir oldu-bittinin meselesi değil bir oluş ve bozuluşun meselesidir.

Bir kararlılık ile vazgeçişin meselesidir.

Söz vermeyle sözünden vazgeçme meselesidir.

Kalkmaya karar vermeyle düştüğü yeri yalama meselesidir.

Bir yabancılık ile alışma meselesidir.

Öncelikle kendi adımıza konuşmamız gerektiği için diyebilirim ki, yenilmiş ama yenilginin içinde yenilenmiş insanların gözlerindeki acıdan tanımaya çalışıyorum kendimi.

cesare-paveseOnlar ki, hep “yabancı”lardı. Buralı olmayanlar…(*) Ama İtalyan Şair Cesare Pavese’de ifadesini bulduğu üzere her şeyden çok “artık eskisi gibi olmayanlar”dı… Buna ilaveten “Acı çekmiş hiç kimse artık eskisi gibi değildir” diyor Pavese. “Yeryüzünün kirine, günahına, lanetine karşı yapabileceğimiz tek şey, şefkate, sevaba, hayr’a hicret etmekten başka bir şey değildir”(2) diyen sesler daha kulaklara ulaşmadan gündemlerin baş döndürücü hızının ardında buharlaşıyor. Hakikatin yüzüne zift sürüyor inatla çağ. Lakin iyiliğin, adaletin, merhametin sesini tanıyanlar, her şeyin birbirine karıştığı en debdebeli zamanlarda bile “asr’ın tağuti söylemlerine”(3) aldırmamayı başarabiliyorlar. “İyilik, ideolojik gruplara katılmakla kazanılmış bir nitelik değil, taşın altına koymaktan yaralanmış bir elin emeğidir”(4) diyebilmeliyiz oysa…

Bunun idraki ile yaşamı kuşanmak, bizleri sürüleşmekten… sonra da sürüyle beraber sürüye küfredip, görkemli yalnız(lık)lardan ekmek yiyen zavallılığın kalabalıklığından koruyacaktır.

Bunun idraki ile sabahı kuşanmak, fildişi kulelerinden alinasyonun bataklığına savrulan entelektüel gevezeliklerin karşısında bir kalkış noktası ve direnç alanı sağlayacaktır.

Kafka’nın da dediği gibi, “Anlamaya başlamanın ilk işaretlerinden biri ölme isteğidir.”

Zira adaleti ve itirazı kuşanmış “buralı olmayan yabancılar”da gördüğüm en belirgin özellik “anlamış” olmaları idi. Bunun işareti ise ölme isteği ile dolu olmaları idi… Öldürme isteği ile değil…

Ölmek, yani dünyanın buralı süsü karşısında ölmek ama hakikatin uhrevi yüzüne doğru dirilmek. Anlayanlar bunu iyi bilir!

Çünkü hakikat, varoluşun ellerinden tutar. Yok edişin değil…

Çünkü hakikat, özgürlüğün ellerinden tutar. Köleliğin değil…
(Özgürlük ne kadar müphem bir kavram! Meramımı anlatıyor mu? Sanmam. Ama yine de Özgürlükten kastım ne? Bu başka bir yazının konusu…)

Oysa içinden geçtiğimiz günler bizleri ihalelere, paraya, yığmaya, ruhunu satıp bedenini cilalamaya çağırmakta. Şehirlerdeki reklam panoları bizi neyle ayık tutmaya çalıştıklarının başlı başına bir ölçüsü. Biz insandık oysa. Aşk’a… Emeğe… Adalete… Kardeşliğe… Yoldaşlığa… Dostluğa…

Ama ısrarla “müşteri”leşmemizi istiyor Firavunların piyasaları…

Satın al(a)mıyor musun? O zaman satılacak bir malsın! Bitti!

Hüznü ve kıyamı unutmak, bu şımarık ve küstah zamanların amentüsü… Daha kötüsü “Herkes o kadar haklı ki, insan haklı olmaya utanıyor.”

Geçelim!

Ne yazarsam yazayım sonuçta bunlar yazmak istediklerim değil ama susunca da zulmedenlerin sesine müsvedde oluyor insan. Yazmaya çalışacağım bu mecra ve başka hangi mecralar olursa… Derdim, öğrencisi olduğum arayışların… Yoldaşı olduğum direnişlerin… Mahcubu olduğum hata ve eksikliklerimin ortasında yaşam beni kendinde tuttuğu sürece ellerimi, kelimelerimi ve kalbimi haksızlıkların karşısında bilemeye ve doğru olduğuna inandığım zeminlerde durmaya devam etmektir. İnşaallah!

Başta “Buralı olmayan yabancılar”a… Tüm yazarlara ve eleştiri-yorumları ile katkılarını esirgemeyeceklerini umduğum okurlara en içten selam ve saygılarımı sunarım, sözü Hafız’ın satırlarındaki o kadîm teselliye bırakarak…

Lealle!

ÜZÜLME

döner yine kenân’a kaybolan yûsuf, üzülme
üzüntüler kulübesi gül bahçesi olur bir gün, üzülme
iyileşir durumun ey gam çeken gönül kaygılanma
geçer bu çılgınlığın, sakinleşir başın, üzülme

dönmese de felek bizim arzumuzca iki gün
bir kararda kalmaz devran her zaman, üzülme

gelirse ömrün baharı, yine çimenler üstünde
başına gülden şemsiye çekersin ey bülbül, üzülme

ümitsiz olma sakın ha, bilmezsin gaybın sırrını
perde ardında olur gizli oyunlar, üzülme

kâ’be aşkıyla çölde yürüyeceksen eğer
batsa da ayağına muğîlân dikeni, üzülme

sevgilinin ayrılığında, rakibin sıkıntısında halimizi
bilir hep halden hale sokan Allah, üzülme

söküp götürürse de yokluk seli varlık temellerini ey gönül
kaptanın nûh ya, korkma tufandan, üzülme

konak tehlike dolu, hedef çok uzak olsa da
sonu olmayan bir yol yok, üzülme

yoksulluk köşesinde, karanlık gecelerin yalnızlığında hâfız
oldukça virdin dua ve kur’ân, üzülme

Hâfız-i Şîrâzî

Kadir Bal – akilvefikir.org

———————————

*Aslında kim yabancı değil ki? Lakin “buralı” olmak ve “buralı olmamak” arasında başlıyor her şey… İnsan “buralı” olmaya başladığında “hiç ölmeyecekmiş gibi” yapışıyor hevesine yeryüzünün… Sahip olmaya başlıyor. Sonra sahip oldukları kendisinin sahibi oluyor. Kendi zincirlerini öpen köleler…

1. Müslüm Yücel

2. İsmet Özel

3. Grup Mavera: Bebeğim ezgisi

4. Schopenhauer

Reklamlar

One thought on “Bir Yabancı Selamıyla…

  1. ışığa açılan ”GÜZEL” kapılardan birisini daha bulabilmenin ŞÜKRÜ ile, iyi ki varsın diyorum. Samimiyetimi hoş gör. Kalemi güçlü kılan KELAM’ın yürekten beslenmesidir. Yazdığını yaşayamayan her yazı zamanla silinir gider. Hani yavandır biraz. Emeğine sağlık… Selam ve dua ile…

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s